İlgili kısım Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
Meselâ dildeki kuvve-i zâikayı, Fâtır-ı Hakîm’ine satmazsan, belki nefis hesabına mide nâmına çalıştırsan, o vakit midenin tavlasına ve fabrikasına bir kapıcı derekesine iner, sukūt eder. Eğer Rezzâk-ı Kerîm’e satsan, o zaman dildeki kuvve-i zâika, rahmet-i İlâhiye hazinelerinin bir nâzır-ı mâhiri ve kudret-i Samedâniye matbahlarının bir müfettiş-i şâkiri rütbesine çıkar. İşte ey akıl, dikkat et! Meş’ûm bir âlet nerede, kâinât anahtarı nerede? Ey göz, güzel bak! Âdî bir kavvâd nerede, kütübhâne-i İlâhînin mütefennin bir nâzırı nerede? Ve ey dil, iyi tat! Bir tavla kapıcısı ve bir fabrika yasakçısı nerede, hazîne-i hâssa-i rahmet nâzırı nerede?1
Yani insana verilen duyu ve yeteneklerin değeri, hangi amaçla kullanıldığına göre değişir. Eğer tat alma duygusu (kuvve-i zâika) sadece nefis için, yani sırf haz almak ve mideyi doyurmak amacıyla kullanılırsa, dili çok basit bir seviyeye indirir. Bu durumda dil, sadece midenin “tavlasını ve fabrikasını” koruyan bir kapıcı gibi olur. Yani giren çıkan lokmayı kontrol eden, değeri düşük bir görev yapar. Ancak aynı tat alma duygusu Allah hesabına, yani nimeti verenin Rezzâk-ı Kerîm olduğunu düşünerek, şükür ve tefekkürle kullanılırsa, bambaşka bir anlam kazanır. O zaman dil, Allah’ın rahmet hazinelerini tanıyan bir nazır, İlâhî kudretin mutfağındaki nimetleri inceleyip şükreden bir müfettiş gibi yüksek bir mertebeye çıkar.
Bir kişi bir yemeği sadece “lezzetli bulduğum için yiyorum” diye tatarsa, dil sadece bedenin haz almasını sağlar. Bu sıradan bir zevktir ve değeri düşüktür. Ama aynı yemeği “Allah’ın verdiği nimet ve şükür için” diye tadar ve bu yüzden Allah’a şükrederse, o tat artık manevi bir bilinç kazanır ve dil, Allah’ın nimetlerini tanıyan ve takdir eden bir gözlemci olur. Böylece değeri yükselir, yani sıradan bir kapıcı olmaktan çıkar ve rahmet hazinelerini gören bir nazır olur.
Metinde akla, göze ve dile hitap edilerek aynı mesaj tekrar edilir: Akıl nefis için çalışırsa basit bir araç olur, Allah için çalışırsa kâinatın anahtarı hâline gelir. Göz şehvet için bakarsa değersizleşir, ibret için bakarsa İlâhî bir kütüphanenin bilgili görevlisi olur. Dil de sadece nefis için tadarsa değeri düşer, Allah için tadarsa değeri artar. Yani niyet değişince aynı organ, sıradan bir hizmetkar olmaktan çıkıp çok kıymetli bir vazife sahibi olur.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 13.

