Sözlükte “azmak, sınırı aşmak” anlamındaki tuğvân (tuğyân) kökünden türeyen bir isim/sıfat olup müfred-cemi ve müzekker-müennesi aynı şekilde kullanılır. Asıl mânası “aşırı derecede azgın ve mütecaviz”dir. Bundan hareketle Allah’tan başka tapınılan ve hak yoldan saptıran her varlık, put, şeytan, kâhin ve sihirbaz tâgūtun kapsamı içinde düşünülmüştür.
Kur’an-ı Kerim’de tuğyan kavramı otuz dokuz yerde geçer. Tâgūt ismi sekiz âyette yer alır. Tâgūt dışındaki kullanılışlarda kavram birkaç ayette suyun taşması, gözün hedefini şaşması, terazinin dengesinden saptırılıp eksik tartması gibi anlamlarda kullanılır, diğerlerinde dinî ve ahlaki alanlardaki aşırılıklar, sapkınlıklar, zulüm ve tecavüzler çerçevesinde geçer. Beş ayette bu kavramla Firavun’un azgınlığına atıf yapılır, üç ayette tuğyân ile küfür birbirinin tamamlayıcısı konumunda zikredilir.1 Bu ayetlerin bir kısmını aktaracak olursak;
And olsun ki, her ümmet içinde: “Allah'a kulluk edin ve tâğuttan (Allah'ın yerine tutacağınız herşeyden) kaçının!” diye (kendilerine nasîhat etmesi için) bir peygamber gönderdik. Artık onlardan bir kısmını (hikmetine binâen kendi lütfuyla) Allah hidâyete erdirdi, bir kısmına da (inkârları yüzünden) dalâlet hak oldu. Öyleyse yeryüzünde bir dolaşın da (peygamberlerimizi) yalanlayanların âkıbeti nasıl olmuş bakın!2
Kendilerine kitabdan bir nasib verilenleri görmedin mi? Putlara ve tâğûta (Allah'ın yerine koydukları şeylere) inanıyorlar ve inkâr edenler için: “Bunlar îmân edenlerden daha doğru bir yoldadır” diyorlar.3
De ki: “Allah katında cezâ cihetiyle bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? O kimse(ler) ki, Allah on(lar)a (küfür ve azgınlıkları sebebiyle) lâ'net etmiş, üzer(ler)ine gazab etmiş, (aslında birer insan iken, sûretlerini değiştirerek) içlerinden maymunlar ve domuzlar ve tâğûta (Allah'ın yerine tuttukları başka şeylere) tapanlar yapmıştır.” İşte onlar, (âhirette) mevki'ce daha kötü ve düz yolun ortasından (sapanların içinde) en çok sapmış olan kimselerdir.4
Dîn(e girme)de zorlama yoktur; îman küfürden şübhesiz iyice ayrılmıştır. Artık kim tâğûtu (Allah'ın yerine tuttukları herşeyi) inkâr edip Allah'a îmân ederse, böylece şübhesiz kopmayan çok sağlam kulpa tutunmuştur! Allah ise, Semî' (hakkıyla işiten)dir, Alîm (herşeyi bilen)dir.5
Allah, îmân edenlerin dostudur, onları zulümâttan (küfür karanlıklarından) nûra(îmâna) çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostları ise tâğuttur (Allah'ın yerine tuttukları şeylerdir), onları nûrdan zulümâta çıkarırlar. İşte onlar ateş ehlidirler. Onlar orada ebedî olarak kalıcıdırlar.6
Netice olarak tağut, Kur’an’da Allah’ın rızasına aykırı şekilde insanı hak yoldan uzaklaştıran, onu küfür, şirk ve günaha sevk eden her türlü bâtıl unsur için kullanılan kapsamlı bir kavramdır. Bu sebeple sadece putları değil, şeytanı, kâhinleri, sihirbazları ve insanı Allah’tan uzaklaştıran her türlü yanlış inanç ve yönlendirmeyi de içine alır. Kur’an’da müminlerden Allah’a iman etmekele beraber, aynı zamanda tâğutu da reddetmeleri istenmiştir. Çünkü gerçek tevhid, Allah’tan başka İlâh ve otorite tanımamayı, kulluğu yalnız O’na tahsis etmeyi gerektirir. Bu yönüyle tâğut, insanın Allah ile arasına giren ve onu O’nun yolundan saptıran her türlü bâtıl güç ve etkilerin ortak adıdır.
Ayrıca bu konuda mühim bir noktada şudur: Tâğut kavramı günümüzde zaman zaman istismar edilmekte ve ölçüsüz şekilde kullanılabilmektedir. Bu nedenle bir Müslümanın ferasetli olması, içinde yaşadığı zamanı ve şartları doğru okuyabilmesi gerekir. Herhangi bir kişi, kurum veya duruma hemen “tâğut” hükmü vermek doğru değildir. Bu gibi meselelerde Kur’an ve sünnetin ortaya koyduğu ölçülere bağlı kalmak, ilim ehlinin açıklamalarını dikkate almak ve aceleci hükümlerden kaçınmak müminin takip etmesi gereken en sağlıklı yoldur.
Metin Yurdagür, "Tağut", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2010, c. 39, s. 372.
Nahl, 16/36.
Nisa, 4/51.
Maide, 5/60.
Bakara, 2/256.
Bakara, 2/257.

