İdrak farkına varma, tanıma, kavrama, tasavvur etme, bilme gibi zihnin çok çeşitli ve karmaşık faaliyetlerini ifade eden genel bir terimdir. Kelimenin Arapça kökü olan derk “kavuşmak, yetişmek; olgunlaşmak, nihaî sınırına ulaşmak; bir araya toplamak; fark etmek, anlamak ve bilmek” gibi manalar taşımaktadır. Terim olarak “bir nesneyi tam manasıyla ihata etmek, bir nesnenin suretinin akılda hasıl olması, bir şeyin hakikatine ait imaj ve fikirlerin algılayanın zihninde temessül etmesi” şeklinde tanımlanmaktadır. Eğer idrak, olumlu veya olumsuz hiçbir yargı ihtiva etmeden yalnızca zihinde oluşan imaj ve kavramları ifade ediyorsa tasavvur, onlar hakkında bir yargıyı da beraberinde taşıyorsa tasdik adını almaktadır.1 Kısaca anlamak, fark etmek ve bilinçli şekilde kavramak anlamına gelen idrak kelimesi İslâm düşüncesinde çoğunlukla akıl, irade ve sorumluluk (teklif) kavramlarıyla birlikte ele alınır. Bu çerçevede "idrak yalnızca insana mı mahsustur, yoksa melekler ve hayvanlarda da idrak var mıdır?" sorusu inceleyelim;
Kur’ân-ı Kerim’e göre insan, akıl ve irade sahibi kılınmış, bu sebeple emir ve yasaklardan sorumlu tutulmuştur. Bu bağlamda Kur'ân'da geçen bazı âyetler şöyledir:
(Ey Habîbim!) Bir zaman Rabbin, meleklere: “Şübhesiz ki ben, yeryüzünde (insanı)bir halîfe kılacak olanım” buyurmuştu; (melekler:) “Orada fesad çıkaracak ve orada kanlar dökecek bir kimse mi kılacaksın? Hâlbuki biz, hamdin ile (seni) tesbîh ediyoruz ve seni takdîs ediyoruz” dediler. (Rabbin de onlara:) “Sizin bilemeyeceğiniz şeyleri, şübhesiz ki ben bilirim!” buyurdu.2
Allah Teâlâ’nın meleklere insanın yeryüzünde halife kılınacağını bildirmesi, insana verilen aklî ve ahlakî idrakin üstünlüğüne işaret eder.
Celâlim hakkı için, cinlerden ve insanlardan birçoğunu (kendi irâdeleriyle hak edecekleri üzere) Cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır, (ancak kendi küfürleri sebebiyle artık) onlarla (hakkı zevk edip) anlamazlar; onların gözleri vardır (ama) onlarla(Allah'ın delîllerini) görmezler; onların kulakları da vardır, (ama) onlarla (İlâhî nasîhatleri)işitmezler! İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da aşağıdırlar. İşte onlar, gafillerin ta kendileridir.3
Akıl ve kalp verildiği halde bunları kullanmayan insanların "hayvanlar gibi, hatta daha aşağı" olduğu ifade edilerek, insan idrakinin sorumlulukla ilişkisi vurgulanmaktadır.
Meleklerde akıl ve idrake sahiptir ancak bu idrak, insan gibi tercih edip isyan edebilen bir yapı değildir. Bu bağlamda Kur'ân'da şöyle denilmektedir:
Ey îmân edenler! Kendinizi ve âilenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan bir ateşten koruyun! Onun üzerinde sert, şiddetli, Allah'ın kendilerine emrettiğine isyân etmeyen ve ne emrolunurlarsa yapan melekler (zebâniler) vardır.4
Bu âyette meleklerin Allah’a isyan etmedikleri, kendilerine emredileni aynen yerine getirdikleri bildirilmektedir. Bu da meleklerin bilinçli bir idrake sahip olduklarını, fakat iradelerinin itaatle sınırlı olduğunu gösterir.
Hayvanlar ise kendilerine özgü bir idrak ve düzen içinde yaşamaktadırlar. Bu bağlamda Kur'ân'da şöyle denilmektedir:
Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş da yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar! 5
Görmedin mi, göklerde ve yerde bulunan kimseler ve kanatlarını çırparak uçan kuşlar O'nu, Allah'ı tesbîh eder. Her biri kendi (fıtrî vazîfesiyle) duâsını ve tesbîhini muhakkak bilmiştir. Ve Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilendir.6
Hayvanların da "ümmetler" olduğu ve tüm canlıların Allah’ı tesbih ettiği bu âyetlerde ifade edilmektedir. Ancak hayvanlardaki bu idrak çok sınırlıdır, akıl ve dini bir sorumluluk doğurmamaktadır. İmam Mâtürîdî ve İmam Gazzâlî gibi âlimler, insan idrakini "akıl + irade + sorumluluk" bütünlüğü içerisinde tanımlamışlarıdır. Meleklerin idraki "akıl + itaat", hayvanlarınki ise "yaratılıştan gelen (fıtri) ve sezgisel idrak" olarak açıklanmaktadır.7 Meleklerin idrakine dair Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:
Meleklerin bir kısmı âbiddirler. Diğer bir kısmının ubûdiyetleri ameldedir. Melâike-i arziyenin amele kısmı, bir nevi‘ insan gibidir. Ta‘bîr câiz ise, bir nevi‘ çobanlık ederler. Bir nevi‘ de çiftçilik ederler. Yani rûy-u zemîn, umûmî bir mezraadır. İçindeki bütün hayvanâtın tâifelerine Hâlik-ı Zülcelâl’in emriyle, izniyle, hesabıyla, havl ve kuvvetiyle bir melek-i müekkel nezâret eder. Ondan daha küçük her bir nevi‘ hayvanâta mahsûs bir nevi‘ çobanlık edecek bir melâike-i müekkel var.8
Yani melekler tek tip varlıklar değildir, bir kısmının sürekli ibadet halinde (âbid), bir kısmının ise fiilî görevlerle meşgul olmaktadır. "Melâike-i arziye" denilen yeryüzüyle görevli meleklerin amele kısmının, insana benzer şekilde vazife yaptıkları belirtilmektedir. Ancak bu benzerlik yaratılış ve özellik olarak değil, görev açısından bir benzetmedir. Çobanlık ve çiftçilik benzetmeleri meleklerin, hayvanlar ve doğa üzerindeki düzenleyici ve nezaret edici (gözetici) özelliklerini nazara vermek içindir. Bu bağlamda yeryüzü, İlâhî bir mezraa (tarla) gibidir. Hayvan türleri ise Allah’ın emriyle işleyen bu düzen içinde meleklerin nezareti altındadır. Bu faaliyetleri yapan melekler bilinçli ve idrak sahibidir ancak bu idrak insan gibi imtihan, irade ve sorumluluk doğuran bir yapıda değildir.
Sonuç olarak, idrak yalnızca insana mahsus değildir. Melekler ve hayvanlar da kendilerine özgü bir idrake sahiptir. Ancak tam anlamıyla akli, ahlaki ve sorumluluk doğuran idrak sadece insana verilmiştir. Meleklerin idraki itaatle sınırlı, hayvanların idraki ise tamamen ilahi bir plana göre ve sorumluluktan uzaktır. Bu yönüyle insan, idrak bakımından en kapsamlı ve imtihana tâbi varlık olarak yaratılmıştır.
Hayati Hökelekli, "İdrak", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2000, s. 21, s. 477.
Bakara, 2 / 30.
A'râf, 7 / 179.
Tahrim, 66 / 6.
En'âm, 6 / 38.
Nûr, 24/ 41.
Bekir Topaloğlu, "Mâtürîdî", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2003, s. 28, s. 151-152. / M. Sait Özervarlı, "Gazzâlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1996, s. 13, s. 506-507.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 143.

