İlgili yer şöyle geçmektedir:
Gelelim imkan bahsine. Mütekellimin demişler ki: İmkan, mütesaviyü’t-tarafeyndir. Yani adem ve vücud, ikisi de müsavi olsa, bir tahsis edici, bir tercih edici, bir mucid lazımdır. Çünki mümkinat birbirini icad edip teselsül edemez. Veyahud o onu, o da onu icad edip, devir suretinde dahi olamaz. Öyle ise bir Vacibü’l-Vücud vardır ki, bunları icad ediyor. Devir ve teselsülü, on iki burhan, yani arşi ve süllemi gibi namlarla müsemma meşhur on iki delil-i kat‘i ile devri ibtal etmişler ve teselsülü muhal göstermişler. Silsile-i esbabı kesip, Vacibü’l-Vücud’un vücudunu isbat etmişler. 1
Burhan-ı Arşi / Süllemi
Sebep-sonuç zincirinin sonsuza kadar gidemeyeceğini anlatmaya çalışan bir delildir. Bu delile göre, bir sonucun arkasındaki sebepler ya sonludur ya da sonsuzdur. Sonlu denirse zincirin bir yerde başladığı kabul edilmiş olur; sonsuz denirse de başı ve sonu belli olan bir zincirin sonsuz olamayacağı söylenir. Bu yüzden, her şeyin arkasında zinciri başlatan ilk bir sebebin bulunması gerektiği sonucu çıkarılır. 2
İlgili yeri cümle cümle açıklamaya çalışalım, şöyle ki:
Gelelim imkan bahsine; Bediüzzaman Hazretleri burada, varlıkların mümkün olması meselesine geçtiğini söylüyor. Yani var olan şeylerin neden kendi kendine olamayacağını açıklamaya başlıyor.
Mütekellimin demişler ki: İmkan, mütesaviyü’t-tarafeyndir; Burada kelam alimlerinin şu tespitini aktarıyor: Mümkün bir şeyin var olması ile yok olması eşittir. Yani böyle bir varlığın ortaya çıkması zorunlu değildir; var da olabilir, hiç var olmayabilirdi de.
Yani adem ve vücud, ikisi de müsavi olsa, bir tahsis edici, bir tercih edici, bir mucid lazımdır; Bir şeyin var olması da yok olması da eşitse, o şey kendi kendine varlığa gelemez. O zaman onu yokluk yerine varlığa çıkaran, onu seçen ve yaratan bir Zat gerekir.
Çünki mümkinat birbirini icad edip teselsül edemez; Mümkün varlıkların birbirini meydana getirip bu işin sonsuza kadar gitmesinin imkansız olduğunu söylüyor. Çünkü eğer her şey kendinden önce başka bir mümkün varlığa dayanırsa, o zaman hiçbir şeyin varlığa çıkması açıklanamaz.
Veyahud o onu, o da onu icad edip, devir suretinde dahi olamaz; Bediüzzaman Hazretleri burada iki şeyin birbirini meydana getirdiğini söylemenin de yanlış olduğunu ifade ediyor. Çünkü bir şey, var olmadan önce başka bir şeyi var edemez. İkisi birbirinin sebebi olursa, ortada gerçek bir başlangıç kalmaz.
Öyle ise bir Vacibü’l-Vücud vardır ki, bunları icad ediyor; Bediüzzaman Hazretleri burada neticeyi bildiriyor: Madem mümkün varlıklar kendi kendine olamıyor, birbirini sonsuza kadar meydana getiremiyor ve birbirine döngü şeklinde sebep olamıyor; öyleyse hepsini yaratan, varlığı kendinden olan bir Zat vardır. O da Allah’tır.
Devir ve teselsülü, on iki burhan, yani arşi ve süllemi gibi namlarla müsemma meşhur on iki delil-i kat‘i ile devri ibtal etmişler ve teselsülü muhal göstermişler; Yukarıda "Burhan-ı Arşi-Süllemi" delilinde ifade ettiğimiz gibi, bu deliller bu konuda ortaya konmuş kesin ve sağlam akli delilleri anlatır. Yani bu mesele sadece bir kanaat değil, delile dayanan kesin bir hakikattir.
Silsile-i esbabı kesip, Vacibü’l-Vücud’un vücudunu isbat etmişler; Bediüzzaman Hazretleri burada, sebepler zincirinin sonsuza kadar gidemeyeceğinin ortaya konduğunu ve sonunda bütün varlıkların dayandığı ilk yaratıcıyı kabul etmenin zorunlu olduğunu söylüyor. Böylece varlığı zorunlu olan Allah’ın varlığı ispat edilmiş oluyor.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s.375
Küçük, Mehmet Tayfun. “Tusi ve Katibi’nin Teselsül Münazarasının Tahlili”. İlahiyat Tetkikleri Dergisi 58/1 (Aralık 2022), s.36

