Bediüzzaman Hazretleri telif ettiği eserlerinde mânaya tam uygun olan kelimeleri kullanmaya özen göstermiştir. Bazen kelimeler cümle içerisinde aynı manayı taşıyor gibi görünseler de metnin geneli esas alındığında her kelimenin konuya farklı açılardan izah getirdiği veya farklı açıları nazara verdiği görülmektedir. Bu kelimeleri inceleyecek olursak;
Delâlet: Sözlükte bir kişiye yol gösterip kılavuzluk yapmak anlamında kullanılmaktadır. Mantık ilminde delalet bir şeyin öyle bir özellik taşımasıdır ki onu bilmekle başka bir şeyin de bilinmesini sağlaması anlamında kullanılmaktadır.1 Risale-i Nur'dan örnek verecek olursak;
Demek eşyâdaki süslü vaz‘iyetler, gösterişli keyfiyetler, tanıttırmak ve sevdirmek sıfatlarına kat‘iyen delâlet eder.2
Yani varlıklarda görünen sanat ve süs sanatçıyı yani onları yaratan zatı tanıttırıp, sevdirmeye hizmet eder. Çünkü insan güzel olan her şeyi sever, dolayısıyla güzelliği vereni de sever. Öyle ise bunca sanat ve süs, kendi sanatkârının sevmek ve sevdirmek sıfatına sahip olduğunu bildirmektedir. Burada manaya en uygun kelime şüphesiz delalettir. Zira ortada bir sanat var ve bu sanat bize başka bir şey hakkında bilgi vermekte ve kendisi de bu bilginin delili olmaktadır. Yani buradaki bildiri, görünen bir delil üzere yürütülen akli çıkarım ile açığa çıkmaktadır.
Şehâdet: Bir şeyin doğruluğuna inanarak, tanıklık etmektir ki şahitlik ettiği şeyi görmüştür veya görmüş gibi kesinlik vardır. Mesela;
Sevdirmek ve tanıttırmak sıfatları ise, bilbedâhe Vedûd, Ma‘rûf bir Sâni‘-i Kadîr’in vücûb-u vücûduna ve vahdetine şehâdet eder.3
Yani varlıklarda görünen sevdirmek ve tanıttırmak fiili, o fiili yapan kişinin varlığına şahitlik etmektedir. Zira ortada bir fiil var ise bu fiili yapan kesinlikle olmalıdır. Yapanı olmayan bir fiili düşünmek mümkün değildir. Dolayısıyla sevdirmek fiili var ise Vedûd olan, yani seven ve sevilen bir zat olmak zorundadır. Eğer o zat olmazsa kendisi de olamaz. Bu sebeple sevdirmek fiili Vedûd’ün varlığına şahitlik eder. O halde burada kullanılacak en uygun kelime de şehadettir.
İşaret: Bir şey üzerine dikkati çekme, belli bir özelliği belirtme, gösterme anlamına gelmektedir.4 Mesela;
Ve senin bu misâfirhâne-i dünyâda yolcuların için böyle rahmet havuzların bulunması ve insanın seyr ü seyahatine ve gemisine ve istifâdesine musahhar olması işaret eder ki, yolda yapılmış bir handa, bir gece misafirlerine bu kadar deniz hediyeleriyle ikrâm eden zât, elbette makarr-ı saltanat-ı ebediyesinde öyle ebedî rahmet denizleri bulundurmuş ki, bunlar, onların fânî ve küçük numûneleridirler.5
Yani ahirete kıyasla bir gece hükmünde olan dünyada kulları için bu kadar ikram ve ihsanlarda bulunan zât, elbette ebedi yurdunda (cennet) rahmet hazinesinden ebedi ikram ve ihsanlarda bulunacaktır. Basitçe ifade etmek gerekirse dünya yolculuğunda senin için hazırlanmış bu kadar ikram, ahiret yurdunda sahip olabileceğin sonsuz ikramların bir göstergesidir. Bir işaret ve yönlendirme olması sebebiyle de kullanılacak en uygun kelime işaret etmek olacaktır.
Sonuç olarak, Bediüzzaman Hazretleri, hakikatleri tek bir kelimeyle değil, mânaya en uygun kavramlarla çok yönlü bir tarzda ifade eder. Delâlet, görünen bir sanat ve ölçüden hareketle aklî bir çıkarım yaparak hakikate ulaşmayı ifade eder. Eşya, başka bir hakikatin delili hâline gelir. Şehâdet, fiilin bizzat kendisinin yapanı hakkında kesin bir tanıklık yapmasıdır. Fiil, yapanın varlığını zorunlu olarak bildirir. İşaret ise daha çok yönlendirme ve dikkat çekme özelliğindedir. Küçük ve geçici bir nimetten, büyük ve daimî bir nimete bakmayı sağlar. Böylece bu üç kelime, aynı hakikati farklı anlam ve bakış açılarından açıklayan tamamlayıcı kavramlar olarak Risale-i Nur'da ifade edilirler.
M. Naci Bolay, "Delalet", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1994, c. 9, s. 119.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 372.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 372.
Süleyman Uludağ, "İşaret", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2001, c. 23, s. 423.
Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 177.

