RİSALE-İ NUR

28.01.2011

5677

Risale-i Nur Hizmetinde Sebat ve Metanetin Ehemmiyeti

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Sebat ve metanet hakkında bilgi verir misiniz? Risale-i Nur'da nerelerde ve nasıl geçiyor?

03.02.2011 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Sebat ve metanet, Risale-i Nur mesleğinde üzerinde önemle durulan temel esaslardandır. Her ikisi de insanın iman, ibadet ve hizmet yolunda karşılaştığı zorluklar karşısında ayakta kalmasını ifade eder. Ancak aralarında ince bir fark vardır:

Sebat: İman, ibadet ve hizmet yolunda istikrarla devam etmek, vazgeçmemek ve kararlılıkla sürdürmektir. İnsan, karşısına çıkan engeller ve zaman içerisinde yaşadığı değişiklikler karşısında yolunu terk etmez; başladığı hak ve hizmet yolunda devam eder.

Metanet: Zorluklar, baskılar, engeller ve musibetler karşısında sarsılmadan durabilmek, dayanıklılık göstermek ve sağlamlığını korumaktır. İnsan, karşılaştığı ağır şartlar karşısında paniğe kapılmaz, ümitsizliğe düşmez ve davasından geri adım atmaz.

Aralarındaki temel fark ise şudur: Sebat, daha çok zamana ve devamlılığa karşı gösterilen kararlılığı ifade ederken; metanet, karşılaşılan baskı, sıkıntı ve zorluklar karşısında gösterilen sağlamlığı ve dik duruşu ifade eder.

Kısaca söylemek gerekirse, sebat “devam etmek”, metanet ise “sarsılmadan devam edebilmek”tir. Bu iki haslet birlikte bulunduğunda insan, hem uzun süre istikametini muhafaza eder hem de karşılaştığı zorluklar karşısında dayanıklılığını kaybetmez.

Risale-i Nur'da bu iki kavramın geçtiği yerlerden bazılarını aşağıya alıyoruz. Şöyle ki:

1) ihlastan Sonra En Büyük Esas Metanet ve Sebattır. Bediüzzaman hazretleri bu konu hakkında şöyle buyurmaktadır:

Mesleğimizde ihlâs-ı tammeden sonra en büyük esas, sebat ve metânettir. Ve o metânet cihetiyle şimdiye kadar çok vukuat var ki, öyleleri, her biri yüze mukābil bu hizmet-i nûriyeye muvaffak olmuş âdî bir adam ve yirmi otuz yaşında iken, altmış-yetmiş yaşındaki velilere tefevvuk etmişler var.1

Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur mesleğinde ihlâs-ı tâmmeden sonra en mühim esasın sebat ve metanet olduğunu ifade etmektedir. Çünkü ihlâs amelin ruhu ise, sebat ve metanet de o ruhun devamını sağlayan kuvvettir. İnsan, hizmet yolunda yalnızca başlamakla değil, istikamet üzere devam etmekle kemale erer.

Hizmet yolunda karşılaşılan zorluklar, sıkıntılar ve imtihanlar karşısında sarsılmadan ve geri adım atmadan devam edebilmek, sebat ve metanetin en önemli göstergelerindendir. Metanet sahibi bir insan, başlangıçta zayıf ve kabiliyetsiz görünse bile, istikrarını ve gayretini koruduğu takdirde büyük hizmetler görmeye muvaffak olabilir.

Çünkü başarıyı yalnızca kabiliyet ve kuvvet belirlemez. Sebat eden ve zorluklar karşısında dayanan bir insan, zamanla çok büyük neticelere ulaşabilir. Hatta Bediüzzaman Hazretleri, hizmette gösterilen bu sebat ve metanetin insanı nice yüksek mertebelere ulaştırabileceğine dikkat çekmektedir.

İşte bu sebeple hizmet yolunda asıl mesele yalnızca yola çıkmak değil, o yolda ihlâs ve istikamet üzere yürümeye devam etmektir. Bediüzzaman Hazretleri, sebat ve metanet gösterenlerin elde edeceği mükâfatı bizlere şöyle haber vermektedir:

Sebatın mükâfâtı galebedir.2

Bir işe inanmak ve o yolda ilk adımı atmak elbette önemlidir. Ancak asıl mesele, fırtınalar koptuğunda da istikameti bozmadan ayakta kalabilmektir. İnsan, karşısına çıkan ilk engelde vazgeçmez; inandığı değerler ve üzerine aldığı vazife uğrunda sebat ve metanet göstererek yoluna devam ederse, zamanın ve şartların değişmesi onun gayretini boşa çıkarmaz.

Çünkü sebat eden insan, zorlukların karşısında yıpransa bile davasından kopmaz. Her yeni imtihan, onun kararlılığını daha da güçlendirir. Bu sebeple sebat, sadece bir dayanma gücü değil, neticede galebeye götüren bir vesiledir.

Bediüzzaman Hazretleri’nin “Sebatın mükâfâtı galebedir.” sözü de bu hakikati veciz bir şekilde ifade eder. Yolda kalmayan, istikametini koruyan ve vazifesine devam eden kimse, sonunda Allah’ın izniyle muvaffakiyete ulaşır.

2) Sebat ve Metanet, Düşmanların Planını Akim Bırakır. Hz. Üstad bu konuda şöyle der:

Sizin sebat ve metânetiniz, masonların ve münâfıkların bütün planlarını akîm bırakıyor. Evet kardeşlerim, saklamaya lüzûm yok. O zındıklar, Risâle-i Nûr’u ve şâkirdlerini tarîkate ve bilhassa Nakşî Tarîkatine kıyâs edip, o ehl-i tarîkati mağlûb ettikleri planlarla, bizleri çürütmek ve dağıtmak fikriyle bu hücumu yaptılar. Evvelen: Ürkütmek ve korkutmak ve o mesleğin sû’-i isti‘mâlini göstermek. Ve Sâniyen, o mesleğin erkânlarının ve menşeinin kusurâtlarını teşhîr etmek. Sâlisen, maddiyyûn felsefesinin ve medeniyetin câzibedâr sefâhetiyle ve uyutucu lezzetli zehirleriyle ifsâd etmek ile mâbeynlerinde tesânüdü kırmak; ve Üstâdlarını ihanetle çürütmek; ve mesleklerini, fennin ve felsefenin bazı düstûrlarıyla nazarlarında sukūt ettirmektir ki, Nakşîlere ve ehl-i tarîkate isti‘mâl ettikleri aynı silâhla, bizlere hücum ettiler, fakat aldandılar.3

Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur talebelerinin iman hizmetinde karşılaştıkları ağır baskı ve hücumlara rağmen gösterdikleri sebat ve metaneti dikkatlere sunmaktadır. Dışarıdan gelen bu hücumların; korkutma, şüphe uyandırma ve kardeşler arasındaki birlik ve beraberliği bozma üzerine kurulduğuna işaret etmektedir. Fakat ihlâs ve uhuvvetle birbirine bağlanan bir kardeşler topluluğuna bu planlar tesir edememiştir.

Çünkü onları ayakta tutan şey ne maddî güçleri ne de sayılarıdır. Onları güçlü kılan, Allah rızası için hizmet etme gayreti, birbirlerine karşı sadakatleri ve zorluklar karşısında vazgeçmeyen metanetleridir.

Dışarıdan gelen her hücum, onları dağıtmak yerine daha sıkı kenetlenmelerine vesile olmuş; korkutma ve yıldırma teşebbüsleri ise sabır, ihlâs ve istikamet karşısında tesirini kaybetmiştir. Böylece düşmanların dağılacaklarını zannettikleri bir topluluk, sebat ve kardeşlik sayesinde daha da kuvvetlenmiştir. Bediüzzaman Hazretleri, bu hakikati şöyle ifade etmektedir:

Sizler ara sıra, İhlâs ve İktisad Lem‘alarını ve bazen Hucumât-ı Sitte Risâlesi’ni mâbeyninizde beraber okumalısınız. Sizin şimdiye kadar fevkalâde sebat ve metânet ve tesânüd ve ittifâkınız, bu memlekete medâr-ı iftihâr olacak ve istikbâlini kurtaracak derecededir. Dikkat ediniz, bu yeni fırtına sizin tesânüdünüzü bozmasın.4

Bediüzzaman Hazretleri, sanki yaklaşan bir fırtınayı önceden görmüş ve sevdiği talebelerine, “Aman dikkat edin, birbirinizi bırakmayın.” dercesine onları uyarmaktadır. İhlâs ve İktisat Risalelerini beraber okumalarını istemesinin arkasında da böyle bir hikmet bulunmaktadır. Çünkü insan zaman zaman yorulabilir, kırılabilir, şüphe ve vesveselere maruz kalabilir. Fakat aynı hakikatin etrafında toplanan ve birbirine dayanıp destek olan kalpler, yeniden kuvvet bulur.

Risale-i Nur talebelerinin şimdiye kadar gösterdikleri sebat, metanet, sadakat ve kardeşlik, Bediüzzaman Hazretleri nazarında öylesine büyük bir kıymete sahiptir ki, bu birlik ve beraberliği bir memleketin geleceğini kurtaracak derecede mühim görmektedir.

Bu sebeple Bediüzzaman Hazretleri’nin üzerinde en fazla durduğu hakikatlerden biri şudur: Hangi sıkıntı ve imtihanla karşılaşırsanız karşılaşın, kalpleriniz birbirinden uzaklaşmasın; kardeşliğinizi ve birliğinizi bozmayın. Çünkü dışarıdan gelen hücumlar karşısında onları ayakta tutacak en büyük kuvvet, ihlâs ve uhuvvetle birbirine kenetlenmeleridir.

3) Sebatkârların Bediüzzaman Hazretleri Nezdindeki Kıymeti. Bu hakikat Risale-i Nur'da şöyle ifade edilmektedir:

Bugün, büyük ve merhum kardeşim Molla Abdullâh ile Ziyaeddin hakkındaki ma‘lûmunuz muhâvereyi tahattur ettim. Sonra sizi düşündüm, kalben dedim: “Eğer perde-i gayb açılsa, bu sebatsız zamanda böyle sebat gösteren ve bu yakıcı ateşli hâllerden sarsılmayan bu samîmî dindârlar ve ciddî Müslümanlar, eğer her biri bir veli, hatta bir kutub görünseler, benim nazarımda şimdi verdiğim ehemmiyeti ve alâkayı pek az ziyâdeleştirecek. Ve eğer âdî ve âmî görünseler, şimdi verdiğim kıymeti hiç noksân etmeyecek” diye karar verdim.5

Bediüzzaman Hazretleri, zor ve sıkıntılı bir zamanda iman hizmetine sadakatle bağlı kalan kardeşlerinin kıymetini, onların makamlarından veya insanlar arasındaki şöhretlerinden bağımsız olarak değerlendirmektedir. Onun nazarında asıl önemli olan, böyle çetin ve karışık bir zamanda imanından taviz vermeden, bütün sıkıntılara rağmen sarsılmadan sebat gösterebilmektir.

Hatta Bediüzzaman Hazretleri, bu kimselerin her biri perde-i gayb açılsa bir veli, hatta bir kutub olarak görünse bile, onlara verdiği kıymetin ancak çok az artacağını; sıradan ve halktan insanlar olarak görünseler dahi verdiği değerin hiç eksilmeyeceğini ifade etmektedir.

Burada çok önemli bir ölçü ortaya çıkmaktadır: İnsanın kıymeti, sadece makamı, şöhreti veya insanlar nazarındaki itibarıyla ölçülmez. Asıl kıymet; samimiyet, sadakat, iman hizmetine bağlılık ve zor zamanlarda gösterilen sebatla ortaya çıkar.

Çünkü rahat ve huzurlu zamanlarda bir davaya bağlı kalmak nispeten kolaydır. Asıl sadakat, sıkıntıların arttığı, şartların ağırlaştığı ve insanın çeşitli imtihanlarla karşılaştığı zamanlarda belli olur. İşte Bediüzzaman Hazretleri’nin nazarında böyle bir zamanda sarsılmadan hizmetine devam eden samimi insanların kıymeti son derece büyüktür.

Demek ki sebat, sadece zorluklara dayanmak değil; zor zamanlarda imanı, sadakati ve istikameti muhafaza etmektir. Bediüzzaman Hazretleri’nin bu ifadeleri, sebatkâr bir insanın Allah yolundaki hizmette ne kadar yüksek bir kıymete sahip olduğunu açıkça göstermektedir.

Isparta ve havâlîsindeki Risâle-i Nûr şâkirdlerinde fevkalâde bir sadâkat ve sebat ve uhuvvet ve ihlâs ve kahramanlık var ki, bu acîb zamanda binler esbâb-ı fesad ve ifsâd içinde vahdetlerini ve ittifâklarını ve hizmette ciddiyetlerini muhâfaza ediyorlar. Bu kadar fırtınalı hâdiseler içinde Risâle-i Nûr’u muattal bırakmadınız, söndürmediniz. Belki öyle parlattırdınız ki, bizi de ışıklandırıp gayrete getirdiniz.6

Bediüzzaman Hazretleri, özellikle Isparta ve çevresindeki Nur Talebelerine karşı duyduğu sevgiyi ve takdiri açıkça ifade etmektedir. O zor ve sıkıntılı zamanlarda birçok insan en küçük bir baskı karşısında geri çekilirken, onlar kardeşliklerini bozmadan, ihlâslarını kaybetmeden ve hizmetten taviz vermeden yollarına devam etmişlerdir.

Bediüzzaman Hazretleri, onların bu hâlinden duyduğu memnuniyeti ve takdiri âdeta duygulanarak ifade eder. Bunca fırtına ve sıkıntı içinde Risale-i Nur’un sönmesine müsaade etmemeleri, onun nazarında büyük bir sebat ve metanet göstergesidir. Üstelik sadece Risale-i Nur’u muhafaza etmekle kalmamış, hizmetin daha da inkişaf etmesine ve parlamasına vesile olmuşlardır. Bu durum, Bediüzzaman Hazretlerini hem sevindirmiş hem de hizmet şevkini artırmıştır.

Isparta’nın bu sadakati, onun nazarında sıradan bir bağlılık değildir. Bilakis, karanlık ve çetin zamanlarda sönmeyen bir nur, iman hizmetinin devamını sağlayan güçlü bir dayanak hükmündedir. Onların gösterdiği sebat, metanet, ihlâs ve kardeşlik, zor zamanlarda iman hizmetinin nasıl korunup sürdürülebileceğinin canlı bir misali olmuştur.

4) Sebatın Göstergesi Kur'an Yazısını Muhafaza Etmektir. Bu hususta Bediüzzaman Hazretleri şöyle demektedir:

Sizin kalemlerinizin yâdigârları ve Risâle-i Nûr’dan ayrılmamak ve sebat etmek senedleri olan yazılarınızı ve dininizi dünyanın çok fevkında tutmanıza işaret veren dünya sûreti üstündeki çizgilerinizi ve îmân hizmetinde dâimâ sebat etmenize vesîkalar hükmündeki imzalarınızı, kemâl-i memnûniyetle aldık, kabul ettik. 7

Bediüzzaman Hazretleri, talebelerinin gönderdikleri yazılara yalnızca birer mektup veya yazı olarak bakmamaktadır. O satırlarda onların sadakatini, sebatını ve hizmete bağlılığını görmektedir. Yazılan her bir harfi, Risale-i Nur’dan ayrılmamanın ve iman hizmetine bağlılığın bir işareti olarak değerlendirmektedir. Hatta kâğıt üzerindeki çizgileri ve imzaları dahi sıradan birer işaret olarak görmemekte, iman hizmetinde gösterilen sebatın ve sadakatin birer vesikası kabul etmektedir.

Çünkü insan bazen malıyla veya makamıyla değil, bir satır yazısıyla, bir imzasıyla ve ortaya koyduğu tavrıyla hangi tarafta olduğunu gösterir. Yazdığı her harf adeta, “Ben bu hizmetin içindeyim ve bu yoldan ayrılmayacağım.” mânasını taşır. Bediüzzaman Hazretlerinin burada takdir ettiği de işte bu samimiyet ve sadakattir.

Dininizi dünyanın çok fevkında tutmanıza” ifadesi ise ayrıca dikkat çekicidir. Burada, insanın dünyaya ait menfaatlerini ve rahatını geri planda bırakarak iman hizmetini ve dinî vazifelerini dünya menfaatlerinin üzerinde tutması nazara verilmektedir. Dolayısıyla yazılan bir yazı, yalnızca mürekkebin kâğıt üzerindeki izi olmaktan çıkar; kişinin önceliklerini, sadakatini ve hizmete bağlılığını gösteren bir nişane hâline gelir.

Demek ki ihlâsla yazılan bir yazı, samimiyetle atılan bir imza ve hizmet uğrunda gösterilen sebat, sıradan bir davranış değildir. Bunların her biri, kişinin Risale-i Nur hizmetine olan bağlılığını ve dünya menfaatleri karşısında iman hizmetini tercih ettiğini gösteren birer sadakat vesikası hükmündedir.

5) Hizmette Sebat Etmeyenler

Ey kardeşlerim! Çoğunuz askerlik etmişsiniz. Etmeyenler de elbette işitmişler. İşitmeyenler de benden işitsinler ki, en ziyâde yaralananlar, siperini bırakıp kaçanlardır. En az yara alanlar, siperinde sebat edenlerdir. مُْلَ ق۪يكُمْ َفَا نَّهُ َم نْهَُ تَف ونََ ال َّ ذ۪ي manâ-yı işârîsiyle gösteriyor ki, firar edenler, kaçmalarıyla ölümü daha ال ْ مَوْتَ َ ziyâde karşılıyorlar.8

İnsan ilk bakışta, “Kaçarsam kurtulurum.” diye düşünebilir. Hâlbuki Bediüzzaman Hazretleri, askerlikteki siper misaliyle bunun her zaman böyle olmadığını anlatmaktadır. Savaşta siperini terk edip kaçan kimse, kendisini düşmanın ateşine daha fazla açık hâle getirir. Buna karşılık siperinde sebat eden kimse, bulunduğu mevziyi terk etmediği için kendisini daha iyi muhafaza edebilir.

Manevî hayatta ve iman hizmetinde de benzer bir durum söz konusudur. İnsan bazen karşılaştığı sıkıntılar, baskılar, yorgunluklar veya kardeşleriyle yaşadığı bazı problemler sebebiyle hizmetten uzaklaşmayı ve geri çekilmeyi isteyebilir. “Biraz uzaklaşırsam rahat ederim.” diye düşünebilir. Fakat Bediüzzaman Hazretlerinin verdiği bu misal, sıkıntı karşısında firar etmenin her zaman kurtuluş getirmeyeceğine dikkat çekmektedir.

Çünkü insanı hizmet yolunda ayakta tutan en önemli esaslardan biri sebat ve metanettir. Zorluklar karşısında bulunduğu hak dairesini terk etmeyen, kardeşlerinden kopmayan ve vazifesine sadakatle devam eden kimse, zamanla bu sıkıntıları aşabilir. Buna karşılık sürekli kaçmak ve geri çekilmek, insanın kendisini muhafaza eden manevî bağlardan uzaklaşmasına sebep olabilir.

Bediüzzaman Hazretleri, âyetin işârî mânâsından hareketle ölümden kaçmanın da insanı ölümden kurtarmayacağını, hatta firarın insanı daha fazla tehlikeye maruz bırakabileceğini ifade etmektedir. Demek ki her sıkıntı karşısında kaçmak, hakikî bir kurtuluş yolu değildir.

Asıl maharet, zorluk hiç yokmuş gibi davranmak değil; zorlukların içinde siperini terk etmeden sebat edebilmektir. Bu sebeple iman ve Kur’an hizmetinde karşılaşılan sıkıntılar karşısında sabır, sebat, sadakat ve metanet büyük bir önem taşımaktadır. Bazen insanın kurtuluşu, kaçmakta değil, bulunduğu hak yolunda sağlam durmakla olur.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 322.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 505.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar 2 , Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 367.

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 291.

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar 2 , Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 374.

  6. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 312.

  7. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 320.

  8. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 302.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız