Sevgili Peygamberimiz (sav) bazı mübarek geceleri ibadetlerle ihya etmeyi ve bu mübarek günlerin gündüzünü de oruçlu geçirmeyi tavsiye etmiştir. Mesela Beraat gecesi için şöyle buyurmaktadır:
Şaban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Ve o gecenin gündüzünde oruç tutun. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teala dünyaya en yakın göğe inerek (rahmet nazarı ile bakarak) fecir oluncaya kadar, 'Benden mağfiret dileyen yok mu, onu bağışlayayım! Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım! Belaya duçar olan yok mu, ona afiyet vereyim! Şöyle olan yok mu? Böyle olan yok mu?' buyurur."1
Bununla beraber oruç tutulacak olan gündüzün o gecenin öncesindeki gündüzde mi sonrasında ki gündüzdemi mi tutulacağı karıştırılmaktadır.
Dinimize göre gün değişimi, miladi takvimdeki gibi gece yarısı değil, güneşin batımıyla (akşam ezanıyla) gerçekleşir. Yani şer‘î gün güneşin batmasıyla başlar; fecr-i sâdıktan güneşin batmasına kadar olan süre de şer‘î gündüz diye adlandırılır.2 Bu usule göre gece, takip eden güne dahildir ve "gün" mefhumu akşam vaktinin girmesiyle başlar.
Dolayısıyla İslamiyet'te gece gündüzden önce gelmektedir. Yani güneşin batmasıyla önceki gün sona erer ve yeni bir gün başlar. Her gece, o geceyi takip eden gündüze aittir. Bu nedenle İslamiyet'te bir tam gün demek akşamdan başlayıp takip eden gündüzün akşamını ifade etmektedir. Bu hususta Kurtubî şöyle demektedir: “لأن الليل يتقدم النهار” yani “Gece gündüze tekaddüm eder.”3Bu itibarla Regaib Gecesi, Berat Gecesi gibi mübarek geceler için tutulan nâfile oruçların asıl zamanı, geceyi takip eden gündür.
Bu prensip gereği; Ramazan ayı fiilen Şaban ayının son günü güneş battığında başladığı için, henüz oruç tutulmamış olsa da o gece "Ramazan'ın ilk gecesi" sayılır ve teravih namazı kılınır.
Aynı mantıkla, Ramazan’ın son günü güneş battığında Şevval ayı (Bayram) girdiğinden, o gece artık Ramazan'a dahil değildir ve teravih kılınmaz.
Benzer şekilde Cuma gününün feyzi ve hükmü, Perşembe günü akşam ezanıyla başlar ve Cuma akşamı güneş batana kadar sürer. Literatürde "Cuma gecesi" denildiğinde kastedilen zaman dilimi, Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gecedir. "Şaban’ın 15. gecesi" (Berat Gecesi) ifadesi, ayın 14. gününü 15. gününe bağlayan geceyi; "Bayram gecesi" tabiri ise Arefe gününü Bayramın birinci gününe bağlayan zaman dilimini ifade eder.
Yine Kadir Gecesi yani genellikle Ramazan'ın 27. Gecesi olarak ihya edilen gece, aslında Ramazan'ın 26. Gününü 27. Gününe bağlayan gecedir ki bu yüzden 26. Oruç gününde bu gece ihya edilir. Arkasından 27. Oruç günü gelir.
Yine dikkat edilirse Kurban Bayramlarında getirilen teşrik tekbirleri bayramın 4. Günü ikindi namazına kadar getirilir ve o günün akşam namazında getirilmez. Çünkü artık bayram günü bitmiş diğer gün başlamıştır.
Yine mesela Ramazanın son on gününde itikafa girmek sünnettir. Âlimler son on gün için itikafa giren kimsenin yirmi birinci gecede güneş batmadan önce mescide girmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Yani 20. Oruç günü akşamı 21. Günün ilk saaatleri olduğu için bu vakitlerden önce itikafa girmelidir. İtikâftan ise Ramazanın son günü akşam namazından sonra yani bayram gecesinin güneş batımından sonra çıkar.4 Cumhurun görüşü gecenin gündüze dahil olduğu yolundadır.5
Bütün bunlar gösteriyor ki İslamiyet’te gün; geceden başlar ve gece gündüzden önce gelmektedir. Gündüz denildiğinde kastedilen, geceye tabi olan gündür. Bu itibarla Regaib Gecesi, Berat Gecesi gibi mübarek geceler için tutulan nâfile oruçların asıl zamanı, geceyi takip eden gündür. Bununla birlikte daha önceki günle birlikte de oruç tutulabilir.
İbni Mâce, İkâmet, 191
M. Kâmil Yaşaroğlu, Tdv İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2012, c.42, s. 489
Kurtubi, el-Cami’ li Ahkami’l-Kur’an, Riyad 2003, c. 14, s. 15
Nevevi, el- Mecmu, el-Tedâmün el-Ahûvî Matbaası, Kahire 1344, c. 6, s. 375.
Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c.3, s. 225.

