Risale-i Nur’un kısa zamanda büyük manevî fayda vermesinin sırrı, imân hakikatlerini zor ve uzun yollardan değil; açık, güçlü ve doğrudan anlatmasıdır. Eskiden bir talebe, yıllarca medrese tahsiliyle bazı imân hakikatlerini kuvvetli şekilde öğrenebiliyordu. Risale-i Nur ise bu asrın insanına uygun bir usûlle, o hakikatleri daha kısa zamanda ders veriyor. Bunu sağlayan başlıca sebepler şunlardır:
Kur’ân’dan gelen bir ders olmasıdır. Risale-i Nur, imân meselelerini insan sözüne ve felsefeye dayandırmaz; Kur’ân’ın gösterdiği delillerle anlatır.
Bu zamanın insanına hitap etmesidir. Günümüzde insanların aklına çok fazla şüphe geliyor. Risale-i Nur, tam da bu şüphelere cevap veren bir üslûp kullanır.
Taklidî imânı tahkikî imâna çevirmesidir. Yani insan sadece “böyle duydum, böyle öğrendim” demekle kalmaz; neden inandığını da delilleriyle tam olarak kavrar.
Sadece bilgi vermemesi, ikna etmesidir. Bir mes’eleyi kuru şekilde anlatmaz; ispat eder, düşündürür ve kalbe yerleştirir.
Akıl ile kalbi birlikte çalıştırmasıdır. İnsan sadece zihniyle değil, kalbiyle de hakikati anlamaya başlar. Bu da öğrenilen şeyin daha sağlam olmasını sağlar.
Kâinata bakmayı öğretmesidir. Gökler, yer, insan, hayvanlar, bitkiler ve düzenli işleyen âlem üzerinden Allah’ın varlığı ve birliği gösterilir.
Şüpheleri doğrudan hedef almasıdır. Özellikle inkâr, tesadüf, tabiât ve sebepler gibi yanlış düşünceleri çürüterek hakikati ortaya koyar.
Uzun ilmî hazırlıklara mecbur bırakmamasıdır. Herkesin anlayabileceği temsiller, misaller ve açık anlatımlarla hakikate kapı açar.
Tefsir, nasihat ve ispatı birlikte vermesidir. Hem öğretir hem kalbi uyandırır hem de delil getirir. Bu yüzden tesiri daha kuvvetli olur.
Okuyanı tefekküre sevk etmesidir. Ezberletmekten çok düşündürür. Düşünerek öğrenilen hakikat ise daha kalıcı olur.
İmân hakikatlerini günlük hayatla irtibatlandırır. Allah’a imân, âhirete imân, duâ, sabır, şükür, tevekkül gibi hakikatleri hayatın içine taşır.
Yıllardır âlimler arasında ihtilafa düşülen kader, haşir, mirac ve şakk-ı kamer gibi meselelerde aklı ikna edici tarzda bir üslûbu oluşudur.
Eski zamanda kırk günden tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imâniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise Cenâb-ı Hakk’ın rahmetiyle kırk dakikada o hakaike çıkılacak bir yol bulunmuş...”1
Kısacası Risale-i Nur’un sırrı; Kur’ânî olması, bu asrın hastalığını tanıması, aklı ve kalbi birlikte doyurması ve imân hakikatlerini delillerle izah ve ispat edip kuvvetlendirmesidir. Bu yüzden uzun senelerde elde edilen tahkikî imân dersini, Allah’ın izniyle daha kısa zamanda kazandırabilmektedir.
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 51

