Kîl u kāl ile mâlî ve hak ve hakîkatten hâlî olan âsâr-ı muhtelifeyi tedkîk ve mütâlaa ede ede yorulup usanmış ve hâlâ aradığını bulamamış olan ve şimdi hakdan bir nûr, bir huzûr isteyen kimselere müjdeler verip nûra çağırıyorsun. Ben bütün bilgilerin kaynağı ve bütün fenlerin kaymağıyım. Ve her şeyin zübde ve hulâsası ve gönül şehrinin cilâsıyım, diyorsun.1
Hasan Feyzi Ağabey, mektubunun bu paragrafında hakikati aramak maksadıyla birçok esere ve fikre müracaat ettiği hâlde aradığını bulamayan ehl-i tahkikten bahsetmektedir. Bu kimseler, kâinatın hakikatini anlamak için “kîl u kāl ile mâlî ve hak ve hakîkatten hâlî” yani hakikatten uzak, daha çok aklî ve felsefî tartışmalarla dolu, kalbi tatmin etmeyen eserleri mütalaa etmişlerdir. Fakat bu eserler onların şüphelerini gidermek ve onları hakikate ulaştırmak yerine zihinlerini yormuş, kalplerine ise itminan vermemiştir. Böylece kesret-i malumât içinde hakikate erişememiş, aradıkları yakîn ve huzuru bulamamışlardır.
Hâlbuki hakikate ulaşmak isteyen bir kimse, yalnız kâinatın sanatında tefekkür etmekle kalmamalı, o sanatın Sâni’-i Zülcelâl’ini tanımaya yönelmelidir. Bu ise şirkten uzak, hâlis bir tevhid inancıyla mümkündür.
Risale-i Nur, bu asrın en büyük manevî hastalığı olan inkâr ve dalalet cereyanlarına karşı başta tevhid olmak üzere bütün iman esaslarını, açık ve kesin delillerle ispat etmektedir. İnsanlara, Cenâb-ı Hakk’ı esmâ ve sıfatlarıyla tanıtır ve O’nu bilmenin yollarını gösterir. Bu yönüyle Risale-i Nur, marifetullah yani Allah’ı tanıma ve bilme ilmidir. Nitekim paragrafta geçen “bütün bilgilerin kaynağı ve bütün fenlerin kaymağı” ifadesiyle kastedilen hakikat de marifetullahtır.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri (ra), bu hakikati şöyle ifade etmiştir;
Kâinâtın ekser envâıyla alâkadâr ve o alâkadârlık yüzünden perişan ve keşmekeşlik içinde boğulmak derecesine gelen rûh-u beşer ve kalb-i insan, [وَحْدَهُ] kelimesi’nde bir melce’ ve bir halâskâr bulur ki, onu bütün o keşmekeşlikten, o perişaniyetten kurtarır. Yani [وَحْدَهُ] ma‘nen der: Allâh birdir. Başka şeylere mürâcaat edip yorulma. Onlara tezellül edip minnet çekme. Onlara temelluk edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünki Sultân-ı Kâinât , birdir. Her şeyin anahtarı onun yanında, her şeyin dizgini onun elindedir. Her şey , onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlûbunu buldun, hadsiz minnetlerden ve korkulardan kurtuldun.2
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 369
Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 202

