Soru

Herkese Peygamber Gelmiş mi

Tüm insanlara peygamber gelmiş midir? Birçok insanın tebliğ ulaşmadan ölmesinin hikmeti nedir? Örneğin fetret devri gibi. Peygamberimizin(SAV) ümmetinden bile bir sürü kişi tebliğsiz öldüler. Bunlarla alakalı alimler ne söylüyor. Cennet ehli olduklarını biliyorum. Hikmetini merak ediyorum.

Tarih: 20.04.2021 21:31:53
Okunma: 167

Cevap

Kısa cevap:

Birçok ayette her topluma peygamber gönderildiği bildirilmektedir. Fakat her peygamberden hemen sonra başka bir peygamberin de geldiği söylenemez. O peygamber vefat etse bile getirdiği şeriatı ondan sonra devam etmiştir. Fakat o şeriat sonra insanlar tarafından değiştirilmiş ve tahrif edilmiştir. Bu tahrif döneminde de başka peygamberler gönderilmiştir. O peygamberler eski şeriatı ya yeniden ihya etmişler veya başka bir şeriat ile insanları uyarmış ve ikaz etmişlerdir. Yani her kavme ve topluluğa peygamber gönderdik demekten kasıt o peygamberin vefatından sonra insanları doğru yolda tutacak, ikaz edip uyaracak hükümler ve kanunlar varlığını devam ettirmiştir demektir.

Tebliğ ulaşmayan insanlar da Allah’ın rahmeti gereği cennete gidecektir. Çünkü Allah(c.c) “biz bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap ediciler değiliz.” (İsra 17/15) ehl-i sünnet bu ayete göre fetret tanımına dahil olan insanların cennete gideceklerini ,fakat bilinçli bir haksızlık ve zulüm gibi durumları da ilahi takdirle belirlenen bir şekilde muaheze edilecektir. Fakat sonunda diğer müminler gibi cennete gidecektir.

Hikmetine gelince, şunlar söylenebilir. Mülk Allah’ındır. Mülkünde istediği gibi tasarruf edebilir. Zengin bir adamın iki fakirden birine 50 diğerine 100 altın vermesi adaletsizlik değildir. Çünkü o fakirlerin ondan bir hakları yoktur ki adaletsizlik olsun. Hakları ancak şükür ve hamddir. İsterse onları hiç yaratmayabilirdi de. Bu tarz durumlara imkanat denir. Yani her şeyin her şekilde olmasını mümkün görmek ve arzu etmek, “şöyle de olsaydı, böyle de olsaydı, niye böyle olmadı veya şöyle de olabilir miydi” gibi nihayetsiz sorular akla gelebilir. Bunların haddi ve sınırı da yoktur. Bunların hangisinin hangi şekilde meydana geleceğine de Allah(c.c) karar verir. Allah(c.c) istediği kişiyi istediği zaman diliminde ve istediği yerde yaratır. Zaten bunu görmekteyiz. Hiç kimse nerede doğacağına karar veremez. Bu yüzden tebliğ ulaşmayan insanlar da sonuçta cennete gidecektir. Tıpkı zihinsel rahatsızlığı olan veya çocukken ölen insanlar gibi. Biz niye bunlar çocukken öldü, niye bu zihinsel özürlüler var bunlar dini yaşamadan öldüler demeye benzer. Onların da toplum içinde ibret olma gibi vazifeleri var ve vazifelerinin sevabını da ahirette hiçbir hakları olmadığı halde fazlasıyla alacaklardır. Zaten hiçbir insan cenneti hak edemez. Ebedi cennet hayatı Allah’ın lütfu ve ihsanıdır.

Düşünün ki bir yönetmen bir filim çekerken filmin sahibi olarak istediği kişilere istediği rolleri ve görevleri verebilir. İstediği kişiye başrol istediği kişilere yardımcı rol veya istediği kişilere figüran görevi verebilir. Yönetmen ister ki herkese verilen görevi herkes güzelce yerine getirsin. Fakat bazıları yönetmenin verdiği metinleri tahrif ve görevleri reddederek isyan çıkarmışlardır. Diğerleri ise verilen görevleri elden geldiğince yapmışlar ve yapmaya çalışmışlardır. İşte Halık-ı Zülcelal bu dünya hayatında kimini sağlam, kimini hikmetli (sakat ve özürlü) kimini zengin kimini de fakir olarak yaşatmıştır. Burada asıl olan herkes kendi yerinde ve konumunda Allah’ın kendisini var ettiğine şükretmelidir. Çünkü ebedi bir cennet hayatı vardır. tebliğ ulaşmayan insanların da cennette ebedi olarak yaşayacak olmaları herkes gibi onlar için de büyük bir nimettir.

DAHA GENİŞ VE AYRINTILI CEVAP İÇİN AŞAĞIYA DA BAKABİLİRSİNİZ.

Soru 1: “Tüm insanlara peygamber gelmiş midir?

Her kavme peygamber gönderilmiş olabilir. Buna işaret eden ayetler bulunmaktadır.

“Ey Muhammed! Andolsun, senden önceki topluluklara da peygamber gönderdik.” (Hicr 10)

Muhakkak ki biz seni, bir müjdeleyici ve bir korkutucu olarak hak ile gönderdik. Ve hiçbir ümmet yoktur ki, içlerinde bir korkutucu gelip geçmiş olmasın. (Fatır 35/24)

Allah'a yemîn olsun ki, senden evvelki ümmetlere de muhakkak (peygamber)gönderdik; fakat şeytan onlara (kötü) amellerini süsledi; işte o, bugün (dünyada) onların dostudur; fakat (âhirette) onlar için (pek) elemli bir azab vardır. (Nahl 16/63)

Hâlbuki her ümmetin bir peygamberi vardır. Artık peygamberleri geldiği (ve kimi îman, kimi de inkâr ettiği) zaman, aralarında adâletle hüküm verilir ve onlar haksızlığa uğratılmazlar. (Yunus 10/47)

“Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tağuttan kaçının” diye peygamber gönderdik. Allah onlardan kimini doğru yola iletti, onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.” (Nahl Suresi 36)

Bu ayetler tarihî süreç içerisinde insanların peygambersiz bırakılmadığını gösterir. Hadislerde 124 bin peygamberin gönderildiğini görmekteyiz. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 266) bunlardan ancak 25 tanesi Kur’an’da zikredilmiştir.

Şuna dikkat edilmelidir ki bir peygamber geldikten sonra o kavim o peygamberin şeriatı yani hükümleri ile amel etmiş olabilir. Fakat sonrasında hemen onun yerine aynı topluluğa devamında bir peygamber gelmemiş olabilir. Başka peygamberin gelmemiş olması onlara peygamber gönderilmediği anlamına gelmez. Çünkü o peygamberin şeriatı hükümleri o toplulukta caridir, geçerlidir. Mesela Hz. İsa(as) ile Peygamberimiz arasında müstakil bir şeriat yani din sahibi bir peygamber gelmemiştir. Fakat Hz.İsa’nın dinini şeriatını yayan devam ettiren nebi veya sâlih insanlar olmuştur. Veya Hz. İsa’nın veya Hz. İbrahim’in şeriatları devam etmiş insanlığa yol göstermiştir.

Nasıl ki peygamberimiz bize gönderilmiş olmasına rağmen aradan 1400 yıl geçmiş fakat getirdiği şeriat halen devam etmektedir. Bize peygamber gelmiş olmasına rağmen Hz. Peygamberin(sav) tebliğini duymamış insanların olması ve onları mesul tutacak bilgilerin onlara ulaşmaması da mümkündür.

Geçmiş tarihlerdeki topluluklara baktığımızda birçok buluşun peygamberler vesilesi ile bulunduğunu düşünüyoruz. Mesela tekerleğin icadı, ateşin kullanımı, birçok hastalığın şifası olan otların tesbiti gibi insanların hayatını kolaylaştıran birçok buluşu Allah’ın peygamberleri insanlara hediye etmiştir. Yoksa insanlar bu buluşları güya tesadüfen rastgele bulmuş değillerdir. Peygamberler asıllarını bulmuş sonra gelen insanlar ise bu asıllardan yola çıkarak bu buluşları geliştirmişlerdir. Yoksa yüzyıllarda geçse kimse tesadüfen tekerleği, yazıyı, hayvanları evcilleştirmeyi bulamazdı.

 

 2. “Tebliğ ulaşmayan insanların durumları”

“İmam Gazalî, Peygamberimizin (a.s.m.) gönderilmesinden sonra, O’nun davetini duymayanlarla ilgili olarak insanları üç sınıfa ayırmıştır:
1. Peygamberin (a.s.m.) davetini duymamış, kendisinden haberdar da olmamış olanlardır. Bu sınıfa giren insanlar kesin olarak ehl-i necat olup cennetliktir.
2. Peygamberin (a.s.m.) davetini, gösterdiği mucizeleri ve güzel ahlâkını anlamakla beraber bilerek îman etmemiş olanlardır. Bu sınıf kesin olarak azaba uğratılacaktır. 
3. Peygamberin (a.s.m.) ismini duydukları halde, aleyhinde yapılan menfî propagandalardan başka bir şey duymadıklarından, kimse onlara doğruyu söyleyip onları teşvik etmediğinden alâka göstermeyenlerdir. Bunların da ehl-i necat olacaklarını, yani Cennete gireceklerini umarım.”
Öyleyse şu anda dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan bir insan komünist, Hıristiyan, Yahudi veya neye inanıyor olursa olsun bulunduğu toplumda Peygamberimiz ve İslamiyet’i duymadıysa ve veyahut yanlış olarak duyduysa, bu kişiye Peygamberimiz ve İslamiyet hakkıyla tanıtılmadıkça yukarıda geçen açıklamalara binaen o kişi ehl-i fetret sayılır. 

 

Fahreddin Razi tefsir-i Kebirinde fetret meselesi ilgili olarak şu açıklamayı yapmaktadır: 
“biz bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap ediciler değiliz.” (İsra 17/15)
İmam-ı Eşâri ve Şafii uleması bu ayet-i kerimenin açık emrine istinaden kendilerine elçi gönderilmeyen ve ehl-i fetret sayılan kişiler, bilmedikleri için, velev ki dini hükümleri değiştirseler, bozsalar hatta putlara da tapsalar yine de ehl-i necat olduklarını kabul ederler. Zira bu ayetin açık ifadesiyle kendilerine azab verilmediğinden onların, akıllarıyla hak dini bulmalarının farz olmadığını söylemektedirler. Eğer farziyet bulunsaydı, terkinde ceza olarak azap verilirdi diyorlar. Hem bu ayetin hükmünü isbat için de şu iki ayet-i kerimeyi delil göstermektedirler:
“(Biz) müjdeleyiciler ve (aynı zamanda) korkutucular olarak nice peygamberler(gönderdik)ki, o peygamberlerden sonra, insanların Allah’a karşı bir delil(ler)i ve (mazeretleri) olmasın!(Nisa 4/165)
“Eğer biz, onları bundan (peygamber veya Kur'ân'dan) önce bir azab ile yok etseydik, muhakkak ‘Ey Rabbimiz! bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık, olmaz mıydı?’ diyeceklerdi.”(Ta-ha 134)”(Fahreddin Razi,Tefsir-i Kebir)

 

Bediüzzaman hazretleri Mektubat adlı eserinde konuya şöyle bir izahat getirmektedir “(Beşinci Nükte) Sual ediyorsunuz ki: Zaman-ı fetrette, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ecdadı bir din ile mütedeyyin mi idiler?(yani bir dine bağlı mı idiler?) [Elcevab] Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm'ın, bilâhere gaflet ve manevî zulümat perdeleri altında kalan ve hususî bazı insanlarda cereyan eden bakiye-i dini ile mütedeyyin olduğuna rivayat vardır. 
Elbette Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm'dan gelen ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ı netice veren bir silsile-i nuraniyeyi teşkil eden efrad, elbette din-i hak nurundan lâkayd kalmamışlar ve zulümat-ı küfre mağlub olmamışlar. Fakat zaman-ı fetrette  (Biz) bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azâb ediciler değiliz] sırrıyla; ehl-i fetret (iki peygamber arasında ve hak bir dînin hükümlerinin unutulduğu bir zamanda yaşayanlar), ehl-i necâttırlar (kurtulmuş kimselerdir). Bil-ittifak (ittifakla), teferruâttaki hatîâtlarından (hatâlarından) muâhezeleri (mes’ûliyetleri) yoktur. İmâm-ı Şâfiî ve İmâm-ı Eş‘arî’ce; küfre de girse, usûl-i îmânî de bulunmazsa (îmânın esaslarını da bilmiyorsa), yine ehl-i necâttır. Çünki teklîf-i İlâhî (mes’ûliyet) irsâl ile (peygamber göndermekle) olur ve irsâl dahi, ıttılâ‘ (haberdâr olmak) ile teklîf takarrur eder (gerçekleşir).” (Mektûbât, 28. Mektûb, 237)

 

3. Tebliğ ulaşmayan insanların varlığının hikmeti

Cenab-ı Hakk(c.c) hikmet ve maslahatın gereği olarak bu dünyada imtihan meydanını kurmuştur. İnsanları dünyaya göndererek onları imtihana tabi’ tutmuştur. Birçoğu bile bile küfür ve dalalete gidiyor. Bunlar o çürümüş çekirdekler gibi çöp tenekesi hükmündeki Cehenneme atılarak ceza ve azaba maruz kalıyor. Bir kısmı da iman ve amel-i salih ile imtihanı kazanıp Cennet saraylarında saadetle yaşıyor. Cenab-ı Hakk hikmet ve adaletinin muktezası olarak, ekilmeyen çekirdekler gibi imtihana tabi tutulmayan ehl-i fetreti de, ehl-i küfür ve dalalete azab verdiği gibi Cehenneme atıp onlara azap vermeyecektir. İman ve ibadetle Cennet ve saadete mazhar olanlara sahip çıktığı gibi elbette bu ehl-i fetrete sahip çıkması hikmetin muktezasıdır.

Yalnız şu var ki, iman ve ibadetle bütün hisleri ve duyguları gelişen müminlerin Cennetten istifadeleri ve aldıkları mükafatla, çekirdek gibi kalan ve az gelişen ehl-i fetretin istifadesi ve mükafatı bir olmayacaktır.

Fakat, ehl-i fetretin yaptıkları iyilikler veya başlarına gelen sıkıntılar veyahut bile bile başkalarına yaptıkları zulümlerle ilgili olarak, İmam-ı Rabbani’nin “ehl-i fetret ahirette sorgulanacaktır.” manasındaki ifadesinden  şunu anlamak mümkündür:  Nasıl ki rahmet-i ilahiye kurbanlık olarak kesilen bir hayvanı ahirette mükafatsız bırakmıyor ve hadis-i şerifte adalet-i ilahiyenin neticesi olarak ‘boynuzsuz koyunun hakkı, boynuzlu koyundan alınacaktır’ buyrulduğu gibi elbette ehl-i fetret bütün yaptıkları iyilikler ve başlarına gelen felaketlerden veya zulüm ve haksızlıklarıyla şeriat-ı fıtriye denilen fıtri kanunlara veya şefkat hissine muhalefetlerinden dolayı, hikmet ve adalet –i İlahiyenin bir neticesi olarak cehennem azabıyla değil, belki ahirette kendilerine münasib bir mükâfat ve mücazatları olacaktır.(Allahu a’lem)

 

Ayrıca bakınız.

https://risale.online/soru-cevap/ehli-fetret

https://risale.online/soru-cevap/fetret-ehlinin-durumu


Yorum Yap

Yorumlar