Soru

Kanın Abdesti Bozduğu/Bozmadığı Durumlar

Hz Abbas okla vurulunca namazına devam etmiş. Okla vurulma durumunda kan akıyor. Bu durumda abdest bozulmaz mı? Namaza nasıl devam edilir? Savaş durumlarına özel fetva var mıdır? Kanın abdesti bozduğu ve bozmadığı durumların kaynakları nelerdir? 

Tarih: 10.02.2024 14:21:39

Cevap

Kanın abdesti bozup bozmadığı hususunda sahabe döneminden beri görüş farklılıkları vardır. Bu sebepten dolayı Hanefilere göre kan abdesti bozarken, şafii mezhebine göre bozmamaktadır. 

Hanefîlere göre, vücudun neresinden çıkarsa çıksın, çıktığı yerde kalmayıp etrafına yayılan ve akan kan abdesti bozar.[1] Şafiilere göre işe vücudun necis çıkan normal yollarının dışındaki bir yerinden çıkan kan abdesti bozmamaktadır.

Serahsî’nin belirttiğine göre, sahabeden Hz. Ali ve Abdullah b. Mes’ud (r.a.) kanın abdesti bozduğu görüşünde iken; Ebu Hüreyre ve İbn Abbas (r.a.) ise bozmadığı görüşündedir. [2] Kâsânî ise; sahabeden Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, İbn Mes’ud, İbn Abbas, İbn Ömer, Sevban, Ebu’d-Derda, Zeyd b. Sâbit ve Ebu Musâ el-Eş’arî’den (r.anhum) oluşan on kişilik grubun Hanefîlerin de benimsediği görüş olan kanın abdesti bozmadığı görüşünde olduklarını rivayet etmektedir. [3]

Kanın abdesti bozduğunu kabul eden sahabe ve mezheplerin delili Hz. Peygamber’in (s.a.s.), “Abdest, vücuttan çıkan şey sebebiyledir (gerekir), vücuda giren maddeler sebebiyle değildir.”[4] rivayetidir. Onlara göre; hadisteki âmm (umumi) ifadenin vücudun bütün organlarından çıkan necis maddeleri kapsamaktadır. Böylece, abdesti bozduğu hususunda ittifak edilen idrar, dışkı, yel, mezi, vedi gibi maddelerin yanı sıra, ağız dolusu kusmuk, vücudun herhangi bir yerinden çıkan kan, istihâze kanı ve tükrüğe galip ya da tükrükle eşit oranda gelen kanın abdesti bozduğunu ifade etmişlerdir.[5]

Bunun dışında “Her akan kandan dolayı abdest almak gerekir.”[6]; “Kim namaz kılarken kusar, yahut burnu kanarsa namazdan ayrılıp abdest alsın; şayet konuşmamışsa namazını kaldığı yerden tamamlasın.”[7]; “Bir iki damla kandan dolayı –şayet akmıyorsa- abdest gerekmez.”[8] hadisleri diğer delillerinden bazılarıdır.

Kanın abdesti bozmadığını kabul eden sahabe ve mezheplerin delilleri ise Hz. Peygamber’in “Abdest ancak, ses ve koku (yel) sebebiyle gerekir.”[9] ve “Hz. Peygamber (s.a.s.), hacamat yaptırmış, abdest almadan yalnızca hacamat yaptırdığı yeri yıkayarak namaz kılmıştır”[10] hadisleridir. Onlara göre; vücuttan sebîleyn (ağız ve makat) yoluyla dışkı, idrar, yel, kan, irin, taş, kurt, mezi, vedi vs. çıkmasının abdesti bozduğunu, vücudun sebîleyn dışındaki bir yerinden kan, irin, kusmuk gibi maddelerin çıkmasının ise abdesti bozmadığını savunmuşlardır.

Anlaşılacağı üzere bu konu hakkında bir fikrî zenginlik bulunmaktadır. Bahsedilen isimler ise müctehid makamında bulunan kimselerdir. Dolayısıyla onların kanın abdesti bozmadığı görüşünü benimsemiş olmaları muhtemeldir.

Diğer bir açıdan savaş zor bir durumdur. Bu durumdaki kimselerin abdest alma, su bulma vs. durumları olmayabilir. Bu gibi mecburi durumlarda kişinin bir konuda sahih rivayetlere dayanan bir görüşü benimsemesi caizdir. Örneğin umre, hac gibi ibadetlerde bazı durumlarda (namazların cem’i konusu) hanefilerin şafiileri; şafiilerin de hanefileri (kadına dokunma konusu) taklid ettiği çok meşhurdur.


[1] Şeybânî, Ebu Abdullah Muhammed b. el-Hasen, Kitâbü’l-Hucce alâ ehli’l-Medine, thk. Mehdi Hasen el-Keylâni, (3. Baskı) Beyrut: Alemü’l-kütüb, 1983, I, 66-71; Serahsî, Şemsü’l-eimme Ebu Bekr, Kitâbü’l-Mebsut, (2. Baskı), Beyrut: Dâru’l-Marife, I, 75- 77; Şener, Abdülkadir, “Abdest”, DİA, I, 70.

[2] Serahsî, a.g.e., I, 76.

[3] Kâsânî, a.g.e. I, 104.

[4] Dârekutnî a.g.e., 127; Beyhakî, I, 352, 353.

[5] Mehmet Zihni Efendi, Büyük İslam İlmihali Nimet-i İslam, İstanbul: İslam Mecmuası Yayınları, 1986, 72, 73.

[6] Zeyla’î, Cemalüddin Ebu Muhammed Abdullah 27 b. Yusuf, Nasbu’r- râye, (2. Baskı), el-Mektebetü’s-Saîdiyye, 1973, I, 37.

[7] Şevkânî, Muhammed b. Ali b. Muhammed, Neylü’l-evtâr, Mektebetü Mustafa el-Halebi, I, 222.

[8] Zeyla’î, I, 44;

[9] Nevevî, Muhyiddîn Ebu Zekeriyya Yahya b. Şeref, el-Mecmu’ şerhu’l-Mühezzeb, thk. Âdil Ahmed vd. Beyrut: Dâru’l-kütübi’l-ilmiyye, 2002, s. 599-604.

[10] Beyhakî, I, 41


Yorum Yap

Yorumlar