Bir Nur talebesinin vazifelerini, ancak kendi üstadı belirleyebilir. Bu sebeple Risâle-i Nur'u merkeze alarak yapacağımız vazife sıralaması şu başlıklar altında zikredilebilir:
Nur Talebesi Ünvanını Almaya Dönük Vazifesi
Risâle-i Nûr’a intisâb eden zâtın en ehemmiyetli vazîfesi, onu yazmak veya yazdırmaktır ve intişârına yardım etmektir. Onu yazan veya yazdıran, Risâle-i Nûr talebesi ünvânını alır."1
Her talebenin aslî vazifelerinden birisi belki de birincisi, her gün kalemini çalıştırmasıdır. Şeâir-i İslâmiye denilen yani İslâmiyetin temel alâmetlerinden olan Kur'an hattını ve yazısını muhafaza etmeye yönelik olarak Risaleleri Kur'an hattıyla yazmak ve yazdırmak vazifesidir.
Şahsî Vazifeleri
Şu kısa tarîkin evrâdı ittibâ‘-ı sünnettir. Ferâizi işlemek, kebâiri terk etmektir. Ve bilhassa namazı ta‘dîl-i erkân ile kılmak, namazın arkasındaki tesbîhâtı yapmaktır.2
Farzları işlemek, büyük günahları terk etmek, Efendimiz (asm) ın sünnetini hayatına tatbik etmek, namazlarına ciddiyetle dikkat etmek, namazı tadil-i erkan üzere rükunlarına dikkat ederek kılmak ve namazların arkasındaki tesbihatları yapmak da Nur Talebesinin şahsi vazifeler arasındadır.
Müslümanlara Hizmet Etmek Vazifesi
Her şâkirdin vazîfesi, yalnız kendi îmânını kurtarmak değil, belki başkasının îmânlarını da muhâfaza etmeye mükelleftir. O da hizmete ciddî devam ile olur.3
Risale-i Nur hizmeti, iman ve Kur'an hizmeti olması sebebiyle, her talebenin belli bir güne ve vakte sınırlı kalmadan, her anda ve her yerde, aklında ve nazarında olması gereken bir diğer vazifesi de; başkalarının da imanını kurtarmaya çalışmaktır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu vazifeyi daha anlaşılır bir şekilde şöyle izah etmektedir:
Her bir adam, eğer hânesinde dört beş çoluk çocuğu bulunsa, kendi hânesini bir küçük Medrese-i Nûriyeye çevirsin. Eğer yoksa, yalnız ise, çok alâkadâr komşularından üç dört zât birleşsin ve bu hey’et, bulundukları hâneyi küçük bir Medrese-i Nûriye ittihâz etsin. Hiç olmazsa işleri ve vazîfeleri olmadığı vakitlerde, beş on dakîka dahi olsa, Risâle-i Nûr’u okumak veya dinlemek veya yazmak cihetiyle bir mikdâr meşgūl olsalar, hakîkî talebe-i ulûmun sevâblarına ve şereflerine mazhar oldukları gibi, İhlâs Risâlesi’nde yazılan beş nevi‘ ibâdete mazhar olurlar. Hakîkî ilim talebeleri gibi, onların maîşetlerini te’mîn husûsundaki âdî muâmelâtları da bir nevi‘ ibâdet hükmüne geçebilir diye kalbe ihtâr edildi. Ben de kardeşlerime beyân ediyorum.4
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 25.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 86.
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 258.
Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c. 4, s. 262-263.

