Ahlak

11.01.2024

2095

Nefsi Terbiye Etmek İçin Ne Yapmalı? İslâm’a Göre Etkili Yollar

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

27.01.2024 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Nefis, insanın eşyaya karşı meyline vesile olan bir cihazdır. İnsandaki arzu ve isteklere karşı meylin başlıca sebeplerinden biri de nefistir. İnsanın nefsi tezkiye ve terbiye ile nuranî ve latif bir surete çevrilebilir. 

Nefsimizi terbiye etmemiz için dikkat etmemiz gereken önemli hususlar şunlardır:

1. Çevre
Nefsimizi terbiye etmek istiyorsak, en başta çevremizi değiştirmeliyiz. Müslüman, herkese karşı adaletli, merhametli ve iyi ilişki sahibi olmalıdır. Ancak insan, samimî dostluk kurduğu kimselerden farkında olarak veya olmayarak etkilenir. Bu sebeple, dinî hayatı zayıflatan ve nefsânî meyilleri artıran çevrelerden sakınmak; sâlih, takvâ sahibi ve İslâmî hassâsiyeti kuvvetli kimselerle beraber olmaya gayret etmek, nefsi terbiye noktasında mühim bir vesiledir. Maddeler arası ısı alışverişi olduğu gibi, insanlar arasında da manevi alışverişler vardır. İnsan, bulunduğu ortamdan ister istemez etkilenir. Bu konuda Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurur:

Kişi arkadaşının dini üzeredir. Bu yüzden kimi arkadaş edindiğine dikkat etsin.1

İyi arkadaşla kötü arkadaş, misk taşıyan kimse ile körük üfüren kimse gibidir. Misk taşıyan ya sana onu ikram eder yahut sen ondan (miski) satın alırsın ya da ondan güzel bir koku duyarsın. Körük üfüren kimse ise ya elbiseni yakar ya da ondan kötü bir koku duyarsın! 2

Allah katında arkadaşların en hayırlısı, arkadaşına karşı hayırlı davranandır. Allah katında komşuların en hayırlısı ise komşusuna karşı hayırlı davranandır. 3

Peygamber Efendimiz (sav) bu ifadeleriyle insanın, içinde bulunduğu çevreden mutlaka, isteyerek veya istemeyerek, bilerek veya bilmeyerek etkilendiğini ortaya koymaktadır. İslâm’ı yaşayan insanlarla dostluk kurmamız, bizim hayatımıza tesir edecek; biz de onlar gibi olacağız. Fakat İslâm’dan uzak olan insanlarla dost olduğumuz zaman ister istemez biz de onlardan etkilenerek çoğu İslâmî şeylerden uzak olacağız.
2. Tahkikî İman
İmanın kuvvetlenmesi, nefse galip gelmenin en mühim yoludur. Allah’a, öldükten sonra dirilmeye, cennet ve cehenneme adeta görüyormuş gibi inanan birisi, kolaylıkla nefsanî arzulardan kendini çeker. Buna en büyük delil Asr-ı Saadet’tir. Kuvvetli iman, cahiliye döneminde her türlü zulüm ve ahlaksızlığı yapan insanları, karıncaya bile basamayacak hâle getirmiştir. İman, bize de aynı tesiri yapacak özelliklere sahiptir.
İmanın kuvvet bulmasının ve tahkîkîleşmesinin başlıca yollarından ikisi tefekkür ve ibâdettir. Bu zamanda imanı tahkikî hâle getirmenin en kısa ve en kolay yolunu Risâle-i Nur’lar ortaya koymuştur. Risâle-i Nur’lar, tefekkür mesleğinde giderek imanın bütün esaslarını kesin, kat’î delillerle ispat etmiştir.
3. İbâdetler
İmanî hükümleri kuvvetlendirerek meleke hâline getiren vesilelerden biri de ibâdettir. Allah'ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden sakınmaktan ibaret olan ibâdetle vicdanî ve aklî olan imanî hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve tesirleri zayıf kalır. Ubudiyetin noksaniyetiyle insandaki enaniyet kuvvet bulur, nemrudcuklar çoğalır. İbadetler sayesinde kalbe ve ruha manevî feyizler gelir. Bu feyizler, akıl ve kalbi manen güçlendirerek nefse galip gelmeye vesile olurlar.
a. Namaz
Bize manevî feyizlerin, Allah’ın yardımının gelmesinde en büyük vesile namaz ibâdetidir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

Şübhe yok ki namaz, çirkin işlerden ve kötülüklerden (insanı) alıkoyar. (Namaz kılarak) Allah'ı zikretmek ise, elbette (herşeyden) en büyük olandır. 4

Peygamber Efendimiz (sav) de şöyle buyurur:

Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:
– “Ne dersiniz? Birinizin kapısının önünde bir nehir olsa da o kimse her gün bu nehirde beş defa yıkansa, kirinden bir şey kalır mı?” Sahâbîler:
– O kimsenin kirinden hiçbir şey kalmaz, dediler. Resûl-i Ekrem:
– “Beş vakit namaz işte bunun gibidir. Allah beş vakit namazla günahları silip yok eder”. 5

b. Oruç
Nefis Rabbini tanımak istemez, kendine firavunane bir rububiyet verir. Nefsin bu gurur damarını ancak oruç kırabilir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konuyu şu şekilde izah eder:

Nefis Rabbisini tanımak istemiyor, firavunâne kendi rububiyet istiyor. Ne kadar azablar çektirilse, o damar onda kalır. Fakat açlıkla o damarı kırılır. İşte Ramazan-ı Şerifteki oruç doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, za'fını, fakrını gösterir. Kul olduğunu bildirir.

Hadîsin rivayetlerinde vardır ki: Cenâb-ı Hak nefse demiş ki: "Ben neyim, sen nesin?" Nefis demiş: "Ben benim, sen sensin!" Azab vermiş, Cehennem'e atmış, yine sormuş. Yine demiş: "Ene ene, ente ente." Hangi nevi azabı vermiş, enaniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azab vermiş, yani aç bırakmış. Yine sormuş: "Men ene vema ente?" Nefis demiş: "Sen benim Rabb-i Rahîmimsin, ben senin âciz bir abdinim." 6

c. Kur’ân Okuma
Kur’an, kalplere şifadır. Kalpteki kir ve pisi temizler. Peygamber Efendimiz (sav) hadisinde şöyle buyurur:

Kalbinde Kur’an’dan bir miktar bulunmayan kimse harap ev gibidir. 7

Kur’ân oku­yu­nuz. Çün­kü Al­lâh, için­de Kur’ân bu­lu­nan bir kal­be azâp et­mez 8

d. Zikir

Zikir, kalbi Allah’a çevirir, gafleti azaltır ve nefsin boşlukta büyüyen vesvese ve arzularını zayıflatır. Nefis çoğunlukla unutmakla ve kendini merkeze koymakla kuvvet bulur. Zikir ise insana aczini, fakrını, ubûdiyetini ve Rabbine muhtaç olduğunu hatırlatır. Böylece nefsin enâniyeti kırılır, kalbin sesi kuvvetlenir. Üstad Bedîüzzaman Hazretleri şöyle der:

İ‘lem eyyühe’l-azîz! Kelime-i tevhîdin tekrar ile zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları ve ipleri kırmak içindir. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihâz ettiği mahbûblarından yüzünü çevirtmektir. Maahâzâ, zâkir olan zâtta bulunan hâsse ve latîfelerin ayrı ayrı tevhîdleri olduğuna işaret olduğu gibi, o hâsse ve latîfelerin de kendilerine münâsib şerîkleriyle olan alâkalarını kesmek içindir. 9

İ‘lem eyyühe’l-azîz! Tohum olacak bir habbenin kalbi, yani içi delindiği zaman, elbette sünbüllenip neşv ü nemâ bulamaz. Ölür gider. Kezâlik, ene ile ta‘bîr edilen enâniyetin kalbi, “Allah Allah” zikrinin şuâ‘ ve harâretiyle yanıp delinirse, büyüyüp gafletle firavunlaşamaz. Ve Hâlik-ı arz ve semâvâta isyan edemez. O zikr-i İlâhî sâyesinde ene mahvolur. 10

e. İstiğfar

Nefis daima kendini haklı göstermek, ayıbını örtmek ve gururunu korumak ister. İstiğfar ise insana hata ettiğini, muhtaç ve kusurlu olduğunu hissettirir. Böylece enâniyet kırılır, gurur söner, nefsin iddiası zayıflar. Peygamber Efendimiz şöyle buyurur:

“Kul bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Bundan vazgeçip tevbeve istiğfar ettiği zaman kalbi parlatılır. Günaha devam ederse siyah nokta artırılır ve sonunda tüm kalbini kaplar. Allah"ın, (Kitabı"nda) "Hayır hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları, kalplerini paslandırmıştır." diye anlattığı "pas" işte budur. 11

4. Râbıta-i Mevt

Nefis, dünyayı daimî zannettikçe hevâsına, istek ve arzularına uymak ister. Ölümü tefekkür edip düşünmek ise hayatın kısa olduğunu, hesabın bulunduğunu ve dünyanın geçici olduğunu hatırlatır. Böylece nefsin gururu, taşkınlığı ve uzun emelleri zayıflar. Üstad Bedîüzzaman Hazretleri şöyle der:

İhlâsı kazanmanın ve muhâfaza etmenin en müessir sebeblerinden birisi, “râbıta-i mevt”tir. Evet, ihlâsı zedeleyen ve riyâya ve dünyaya sevkeden, tûl-ü emel olduğu gibi; riyâdan nefret veren ve ihlâsı kazandıran, râbıta-i mevttir. Yani, ölümünü düşünüp, dünyanın fânî olduğunu mülâhaza edip, nefsin desîselerinden kurtulmaktır. Evet, ehl-i tarîkat ve ehl-i hakîkat, Kur’ân-ı Hakîm’in كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِ ٭ اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَ gibi âyetlerinden aldıkları ders ile, râbıta-i mevti sülûklerinde esas tutmuşlar; tûl-ü emelin menşei olan tevehhüm-ü ebediyeti, o râbıta ile izâle etmişler. 12

Peygamber Efendimiz (sav) bazı hadislerinde şöyle buyurur:

“Lezzetleri yok edeni (yani ölümü) çok hatırlayın.” 13

Akıllı kişi, kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Âciz kişi ise arzularına uyup bir de Allah"tan (bağışlanma) umandır.14

5. Göze Hâkim Olma, Harama Nazar Etmeme

Nefis, çoğu zaman göz yoluyla tahrik olur; bakış, hayali ve isteği büyütür. Harama bakmamak ise bu ateşe yakıt vermez. Böylece şehvet, merak ve hevâ kuvvet bulamaz; nefis zayıflar. Nitekim Rabbimiz bir âyetinde, gözlerin haramdan çekilmesini şu şekilde buyurur:

(Ey Resûlüm!) Mü'min erkeklere söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar! Bu, onlar için daha temizdir. Şübhesiz ki Allah, (onların) yapmakta oldukları şeylerden hakkıyla haberdardır. Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesnâ, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar! 15

Peygamber Efendimiz (sav) de konuyla ilgili şöyle buyurur:

Âdemoğluna zinadan nasibi takdir olunmuştur. O buna mutlaka erişir. Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayakların zinası yürümektir. Kalbe gelince o, arzu eder, ister. Üreme organı ise bunu ya gerçekleştirir ya da boşa çıkarır. 16

Üstad Bedîüzzaman Hazretleri de şu açıklamayı yapar:

Hususan sûretperestlik, ahlâkı fenâ halde sarstığı ve sukūt-u rûha sebebiyet verdiği şununla anlaşılır: Nasıl ki merhume ve rahmete muhtaç bir güzel kadın cenazesine nazar-ı şehvet ve hevesle bakmak, ne kadar ahlâkı tahrîb eder. Öyle de, ölmüş kadınların sûretlerine veyahud sağ kadınların küçük cenazeleri hükmünde olan sûretlerine hevesperverâne bakmak, derinden derine hissiyât-ı ulviye-i insaniyeyi sarsar, tahrîb eder. 17

Kaynakçalar
  1. Ebû Dâvûd, Edeb, 16.

  2. Buhârî, Sayd, 31.

  3. Tirmizî, Birr, 28.

  4. Ankebut, 29/45.

  5. Müslim, Mesâcid 283.

  6. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 288.

  7. Tirmizî, Fazâilü’l-Kur’ân 18.

  8. Dâ­ri­mî, Fe­zâ­ilü’l-Kur’ân, 1.

  9. Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 81.

  10. Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 99.

  11. Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 83.

  12. Bediüzzaman Said Nursi, Lemalar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 170.

  13. Nesâî, Cenâiz, 3.

  14. Tirmizî, Sıfatü"l-kıyâme, 25.

  15. Nur, 24/30-31.

  16. Buhârî, İsti'zân 12.

  17. Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 170.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız