Rızık ile ilgili Kur’an’da çok sayıda ayet vardır. Hadislerde de rızkın takdir edildiği, helalinden aranması gerektiği, tevekkülle ilişkisi ve bereket ciheti beyan edilir. Rızıkla ilgili bazı ayet ve hadisler şunlardır:
Yeryüzünde kımıldanan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a âid olmasın. 1
(Yeryüzünde) hareketli olan nice canlı da vardır ki rızkını taşıyamaz (kendi te'mîn edemez). Onlara da size de Allah rızık verir. 2
Şübhesiz ki Rezzâk (çokça rızık veren), kuvvet sâhibi, Metîn (aslâ sarsılmaz) olan ancak Allah'dır.3
De ki: “Şübhe yok ki Rabbim, kullarından dilediğine rızkı genişletir ve (kimi dilerse de) ona daraltır. Ve (Allah yolunda) her ne şey sarf ettiyseniz, artık O bunun yerine (başkasını) verir. Çünki O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” 4
Muhakkak ki sizin için, sağmal hayvanlarda da gerçekten bir ibret vardır. Size on(lar)ın karınlarındaki fışkı ile kan arasından, içenlerin boğazından kolayca geçen hâlis bir süt içiriyoruz. 5
Onlar ki gayba inanırlar, namazı hakkıyla edâ ederler ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden (Allah yolunda) sarf ederler. 6
(O,) sizin (ikamet ve istirâhatiniz) için yeri bir döşek, göğü ise (üstünüze) bir tavan yapandır. Ve gökten bir su indirip, onunla size rızık olmak üzere mahsûller çıkarandır. Öyle ise siz (bu hakikati) biliyor olduğunuz hâlde Allah'a ortaklar koşmayın! 7
(Siz) ancak Allah'dan başka birtakım putlara tapıyorsunuz ve yalan uyduruyorsunuz. Şübhesiz ki Allah'dan başka tapmakta olduklarınız, size bir rızık vermeye mâlik olamazlar; öyle ise rızkı Allah'ın katında arayın ve O'na kulluk edin, hem O'na şükredin! (Çünki sonunda) ancak O'na döndürüleceksiniz. 8
Allah, kullarından dilediğine rızkı genişletir ve (kimi dilerse de) ona daraltır. Şübhe yok ki Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. 9
Başlarınız hareket ettiği (yaşadığınız) sürece rızık konusunda ümitsizliğe düşmeyin. Annesi insanı, kıpkırmızı ve çıplak olarak doğurur. Sonra Yüce Allah onun rızkını verir. 10
Eğer siz Allah’a gereği gibi güvenseydiniz, (Allah), kuşları doyurduğu gibi sizi de rızıklandırırdı. Kuşlar sabahları kursakları boş olarak çıktıkları halde akşam dolu kursaklarla dönerler. 11
Ey insanlar! Allah karşısında takva sahibi (sorumluluğunuzun bilincinde) olun ve dünyevi isteklerinizde mutedil davranın. Çünkü hiç kimse kendisi için takdir edilen rızkını yiyinceye kadar ölmeyecektir, rızkı gecikse bile! Öyleyse Allah karşısında takva sahibi olun ve dünyevi isteklerinizde mutedil davranın. Helal olanı alın, haram olanı terk edin. 12
Kesinlikle hiç kimse kendi el emeğinden (elinin emeğiyle kazandığından) daha hayırlı bir yemek (rızık) yememiştir. Allah’ın peygamberi Davud (a.s.) da kendi elinin emeğini yerdi. 13
İnsanın yediği şeylerin en güzeli, kendi kazancından olandır ve kişinin çocuğu onun kazancındandır. 14
Müslüman olup da kendisine yetecek kadar rızık verilen ve Allah’ın kendisine verdiğine kanaat eden kimse muhakkak kurtulmuştur. 15
Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin eserlerinde geniş yer verdiği rızık hakikati, insanın dünyadaki fıtri ve hakiki ihtiyaçları ile modern hayatın dayattığı suni ve yapay tüketim hırsı arasındaki derin farkı açıkça ortaya koymaktadır. Bu mühim mesele, Risale-i Nur’da bilhassa “Hakiki Rızık” ve “Mecazi Rızık” ayırımıyla izah edilir. İnsan için yaşamak adına zaruri olan şeylerle, medeniyetin israf ve görenek belası sebebiyle zaruret gibi gösterdiği şeyler aynı değildir. Bu fark doğru anlaşılmadığında, insan hem geçim meselesinde aldanır hem de lüzumsuz ihtiyaçlar uğruna izzetini, huzurunu ve hatta mukaddesatını tehlikeye atabilir.
1. Hakiki (Zaruri) Rızık ve İlahi Taahhüt
Hakiki rızık; bir canlının hayatını sürdürebilmesi için fıtraten muhtaç olduğu hava, su ve ekmek gibi en temel ve zaruri ihtiyaçlardır. Bu rızık, doğrudan doğruya hakiki Rezzak olan Allah’ın taahhüdü ve teminatı altındadır. Eğer insanın su-i ihtiyarı, yani seçimini yanlış kullanarak hırsı ile bu İlahi nizamı bozmazsa, her canlı fıtri rızkını her halükarda bulur. Bu sebeple insanın sırf hayatta kalabilmek için dinini, namusunu, izzetini ve haysiyetini feda etmesine asla ihtiyaç yoktur. Bilakis kanaat ve iktisat, bu fıtri rızkın bereketlenmesine ve insanca yaşanmasına vesile olur. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konu hakkında şu ifadeleri kullanır:
Evet, rızık ikidir: Biri Hakiki rızıktır ki, onunla yaşayacak. Bu ayetin hükmüyle, o rızık taahhüd-ü Rabbani altındadır. Beşerin su’-i ihtiyarı karışmazsa, o zaruri rızkı herhalde bulabilir. Ne dinini ve ne namusunu ve ne de izzetini feda etmeye mecbur olmaz. 16
Madem rızık mukadderdir ve ihsan ediliyor ve veren de Cenab-ı Hakk’dır. O hem Rahim, hem Kerim’dir. 17
Sizi bütün kuvvetimle te’min ederim ki, kanaat ve iktisad, maaştan ziyade sizin hayatınızı idame ve rızkınızı te’min eder. 18
2. Mecazi Rızık ve Görenek Belasının Doğurduğu Suni, Yapay İhtiyaçlar
Mecazi rızık ise insanın fıtraten yaşaması için aslında zaruri olmadığı halde, tercihleri kötüye kullanarak, israf, lüks, gösteriş, tiryakilik ve görenek belası sebebiyle zamanla adeta “zaruri ihtiyaç” gibi görülen suni ihtiyaçlardır. Mimsiz medeniyetin telkin ettiği bu hayat tarzı, insanın asıl ihtiyaçlarını çoğaltır; dört şeye muhtaç olan insanı yirmi şeye muhtaç hale getirir. Böylece hem geçim ağırlaşır hem bereket kalkar hem de insan, lüzumsuz şeyleri elde etmek için kendini manevi sıkıntıya sokar. Bu mecazi rızık İlahi bir taahhüt altında değildir; bu sebeple, hele bu zamanda, onu elde etmek hem maddeten hem manen çok pahalıya mal olmaktadır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konu hakkında şöyle demiştir:
Rızk-ı mecazidir ki, su’-i isti‘malat ile hacat-ı gayr-i zaruriye hacat-ı zaruriye hükmüne geçip, görenek belasıyla tiryaki olup, terk edemiyor. İşte bu rızık, taahhüd-ü Rabbani altında olmadığı için, bu rızkı tahsil etmek, hususan bu zamanda çok pahalıdır. 19
Şimdiki garb medeniyet-i zalime-i hazırası, suiistimalat ve israfat ve hevesatı tehyic ve havaic-i gayr-ı zaruriyeyi, zaruri hacatlar hükmüne getirip, görenek ve tiryakilik cihetiyle şimdiki o medeni insanın tam muhtaç olduğu dört hacatı yerine, yirmi şeye bu zamanda muhtaç oluyor. 20
Evet, insaniyetin yaşamak damarı ve hıfz-ı hayat cihazı, bu asırda israfat ile ve iktisadsızlık ve kanaatsizlik ve hırs yüzünden bereketin kalkmasıyla ve fakr u zaruret, maişet ziyadeleşmesiyle, o derece o damar yaralanmış ve şerait-i hayatın ağırlaşmasıyla o derece zedelenmiş ve mütemadiyen ehl-i dalalet nazar-ı dikkati şu hayata celb ede ede o derece nazar-ı dikkati kendine celb etmiş ki, edna bir hacet-i hayatiyeyi, büyük bir mes’ele-i diniyeye tercih ettiriyor. 21
3. Mecazi Rızık Uğruna İzzetin, Namusun ve Mukaddesatın Feda Edilmesi
İlahi güvence altında olmayan mecazi rızkın peşinden kör bir hırsla koşmak, insanı yalnız maddi sıkıntıya değil, çok daha dehşetli manevi kayıplara da sürükler. İnsan lüksünü, hevesini, konforunu ve görenekle oluşmuş sahte ihtiyaçlarını temin etmek için bazen zilleti kabul eder; ehl-i dünyanın önünde eğilip vakarını ve izzetini kırar; hatta uğursuz ve bereketsiz bir mal uğruna mukaddesat-ı diniyesini dahi feda edebilir. Bir senelik geçici dünya menfaati için hadsiz bir hayat-ı ebediyeyi tehlikeye atmak, bu mecazi rızık anlayışının en acı neticesidir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şu şekilde izah eder:
Hatta bazen izzetini feda edip zilleti kabul etmek suretiyle, bazen alçak insanların ayaklarını öpmek kadar bir dilencilik vaz‘iyetine düşmek suretiyle ve bazen hayat-ı ebediyesinin nuru olan mukaddesat-ı diniyesini feda etmek suretiyle o bereketsiz, menhus malı alır. 22
Fakat bir lezzet için nihayet zilleti kabul eden miskin bir mütemerriddir. Şeytan gibi şahısların bir menfaat-i hasise için ayağını öpmekle zillet gösterir deni bir muanniddir. 23
Ehl-i dünya, hususan ehl-i dalalet, parasını ucuz vermez, pek pahalı satar. Bir senelik hayat-ı dünyeviyeye bir derece yardım edecek bir mala mukābil, hadsiz bir hayat-ı ebediyeyi tahrib etmeye bazen vesile olur. O pis hırs ile gazab-ı İlahiyi kendine celb eder. 24
4. Su’-i İhtiyardan Gelen “Zaruret” Aldatmacası
Bu meselede en çok düşülen yanlışlardan biri de, insanın kendi su-i ihtiyarıyla meydana getirdiği suni ihtiyaçları “zaruret” zannetmesidir. Eğlence, lüks, gösteriş ve israfa dayalı alışkanlıklar zamanla terk edilemez hale gelince, insan bunları da ekmek ve su gibi asıl ihtiyaçlardan saymaya başlar. Halbuki şer‘i manada hakiki zaruret böyle değildir. Hakiki zaruret, yaşamak için vazgeçilmez olan asgari ihtiyaçlarla ilgilidir. Kendi kötü tercihi, gayr-i meşru meyilleri ve yanlış alışkanlıkları sebebiyle doğan bir ihtiyaç, haramı helal kılan bir zaruret olamaz. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şu şekilde açıklar:
Zaruret, su’-i ihtiyardan gelse kat‘iyen doğru değildir, haramı helal etmez... Ekmek yemek, yaşamak gibi zaruri ihtiyaçlar haricinde başka hangi zaruret var? Su’-i ihtiyardan, gayr-i meşru‘ meyillerden ve haram muamelelerden tevellüd eden hareketler, haramı helal etmeye medar olamazlar. Sinema, tiyatro, dans gibi şeylerde tiryaki olmuş ise, mutlak zaruret olmadığı ve su’-i ihtiyardan geldiği için, haramı helal etmeye sebeb olamaz. 25
Hud, 11/6.
Ankebut, 29/60.
Zariyat, 51/58.
Sebe, 34/39.
Nahl, 16/66.
Bakara, 2/3.
Bakara, 2/22.
Ankebut, 29/17.
Ankebut, 29/62.
İbn Mâce, Zühd, 14.
Tirmizî, Zühd, 33.
İbn Mâce, Ticâret, 2.
Buhârî, Büyû, 15.
Nesai, Büyû, 1.
Müslim, Zekat, 125.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 149.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 303.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 303.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 149.
Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4, s. 323.
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 132.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 149.
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 175.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 303.
Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4, s. 553.

