Münafık sözlükte; toprak altında oyularak yapılmış ev, haşeratın toprak altında gizlendikleri yuva, iki kapılı olma anlamına gelir. Yani münafık güya bir kapıdan İslamiyet'e girer, diğer kapıdan da çıkar. Istılah anlamı olarak münafık; küfrünü gizleyen fakat iman etmiş ve Müslüman olmuş görüntüsünü vererek dinsizliğini gizleyen, dışı Müslüman, içi kâfir olan kişiye denir. Dil ile ikrar eden fakat kalp ile inkâr eden kişidir. Asıl münafıklık, itikatta olan yani imanın zıddına bir kabulün olmasıdır. Amel konusundaki münafıklık ise gösteriş için amel işleyen kişi için kullanılmaktadır.
Bediüzzaman Hazretlerine göre münafık, yalancı, aldatıcı olup vicdanı çürümüştür. Münafık, kâfirden daha zararlı ve fenadır. Çünkü düşmanın bilinmemesi, gizli, aldatıcı ve içeriden olması, bozgunculuğunu arttırır. Cesareti kırar ve kuvveti dağıtır. Bundan dolayıdır ki münafıkların İslam'a verdiği zarar büyüktür. Hz. Üstad'a göre münafıklar, İslamiyet'in büyük cazibesine karşı yarasa gibi gözlerini yumup dalalette kalmışlardır.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, münafıkların bir kısım sıfatlarını şöyle saymaktadır: Onlar alay eder, hile yapar, iki yüzlüdür, yalan söyler ve riyakardırlar. Münafıklar genellikle ehl-i kitaptan olup şeytani bir zekaya sahiptirler. Bundan dolayıdır ki çok hileci ve aldatıcı olurlar. Hz. Üstad'a göre insan mükerrem, şerefli bir fıtratta yaratıldığı için nifaka tenezzül etmemesi gerekmektedir. Bediüzzaman Hazretlerine göre münafıklık, insanın haysiyet ve şerefini ihlal eden bir özelliğe sahiptir. Ona göre münafıkların en birinci cinayeti hiledir. Kur'an'ın nazarında münafıklar; ahmak, sefih, cahil, rezil, zelil, azaba müstehak ve yalancıdır.
Münafıklıkla İlgili Bazı Ayet Ve Hadisler
Onların (o münafıkların) misali, (karanlıkta) ateş yakan kimsenin hali gibidir. Derken (o ateş) etrafını aydınlatınca, Allah onların nurunu giderdi ve onları karanlıklar içinde görmez bir halde bıraktı. 1
Ey iman edenler! İnsanlara gösteriş için malını sarf etmekte olan, Allah'a ve ahiret gününe iman etmiyor olan kimse gibi başa kakmak ve (gönül) incitmekle sadakalarınızı boşa çıkarmayın! İşte onun misali, üzerinde biraz toprak bulunan bir kayanın hali gibidir ki, ona şiddetli bir yağmur isabet etmiş de, onu çıplak bir halde bırakmıştır. (Onlar) kazandıklarından bir şey elde edemezler. Allah ise, kafirler topluluğunu (inkarlarındaki ısrarları sebebiyle) hidayete erdirmez! 2
Şübhesiz ki münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışıyorlar; halbuki O, onları aldatan (hilelerini başlarına geçiren)dir. Hem (onlar) namaza kalktıkları zaman tenbel tenbel kalkarlar; insanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak pek az anarlar. 3
Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir. Kötülüğü emrederler, iyilikten men' ederler ve ellerini sıkı tutarlar (hayır yapmazlar). (Onlar) Allah'ı unuttular, bunun üzerine (O da) onları unuttu (lütfundan mahrum etti)! Şübhesiz ki münafıklar, fasıkların ta kendileridir. 4
(Ey münafıklar!) Demek iş başına geçecek olursanız, yeryüzünde fesad çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi?5
(Ey Resulüm!) Münafikun (o münafıklar) sana geldikleri zaman: “Şahidlik ederiz ki, muhakkak sen, gerçekten Allah'ın Resulüsün!” dediler. Allah da biliyor ki, şübhesiz sen, elbette (Allah'ın) peygamberisin! Bununla beraber Allah şahidlik eder ki, doğrusu münafıklar gerçekten yalancıdırlar. 6
Münafık, iki sürü arasında gidip gelen şaşkın koyun gibidir. Bir o sürüye gider, bir bu sürüye!” 7
Dört şey var ki, bunlar kimde bulunursa o tam bir münafık olur. Kimde bunlardan biri bulunursa, onu terk edinceye kadar kendisinde bir parça münafıklık olur: Kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder, konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, husumet halinde haddi aşar. 8
Mümin, rüzgarın yatırıp kaldırdığı (ama zarar vermediği) yeşil ekin gibidir. Münafık ise dimdik iken, rüzgarın bir defada kökünden söküverdiği selvi ağacı gibidir.” 9
Kıyamet günü Allah katında insanların en kötülerinin, şunlara bir yüzle, bunlara diğer bir yüzle gelen ikiyüzlüler olduğunu görürsün! 10
MÜNAFIKLIKTAN KURTULMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER
Nefsini İtham Ederek Kusurunu Görmek ve İtiraf Etmek
Tövbenin ve kurtuluşun en birinci adımı, insanın kendi nefsini savunmayı bırakıp onu itham etmesidir. Şeytanın en mühim tuzaklarından biri, insana kusurunu itiraf ettirmemektir; çünkü kusurunu görmeyen insan, istiaze ve tövbe kapısını kapatır. Kusurunu samimiyetle itiraf eden kimse ise doğrudan doğruya ilahi affa müstehak hale gelir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konuyu şu şekilde izah eder:
Nefsini itham eden, kusurunu görür. Kusurunu i‘tiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiaze eder. İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu i‘tiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. i‘tiraf etse, affa müstehak olur. 11
Kalbî Pişmanlık ve Gizli Tövbe İle Kötü Hasletin Şerrini Kırmak
İnsanda kötü bir huy veya çirkin bir meyil bulunabilir. Fakat bu meyil fiile dökülmezse, yani onun gereği yapılmazsa; mesela gıybet edilmez, kırıcı davranılmaz, kötülük işlenmezse; sırf o hissin kişide bulunması tek başına insanı aynı derecede mesul etmez. Asıl mühim olan, o kötü hasleti haklı görmemek ve onun kusur olduğunu bilmektir. Kişi, “Bu bende var ama yanlıştır” der, bundan içten içe rahatsız olur, pişmanlık duyar ve Allah’tan af dilerse; bu hal manen bir pişmanlık, bir tevbe ve bir istiğfar hükmüne geçer. Bazı duygular, ilk anda insanın iradesi dışında kalbe gelebilir. İnsan, o hissin doğmasından değil; onu sahiplenip sahiplenmemesinden ve onunla amel edip etmemesinden mesul olur. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konu hakkında şöyle demiştir:
Su’-i hulk ve fena haslet eseri gösterilmezse ve gıybet gibi şeylerle ve muktezasıyla amel edilmezse, kusurunu da anlasa, zarar vermez. Madem ihtiyar senin elinde değil, vazgeçemiyorsun. Senin ma‘nevi bir nedamet, gizli bir tevbe ve zımni bir istiğfar hükmünde olan kusurunu bilmen ve o haslette haksız olduğunu anlaman, onun şerrinden seni kurtarır.12
Günahlara Karşı Aldırmamazlık Etmeyip İstiğfar İle Hemen Temizlenmek
Günahları önemsemeyip serbestçe işlemek ve tövbe kapısını çalmamak, imandan nasipsizliğe delildir. Her bir günah içinde nifaka ve küfre gidecek gizli bir yol vardır; eğer istiğfar ile hemen imha edilmezse, kalbi siyahlandırarak iman nurunu söndürür. Bu sebeple tövbeyi geciktirmemek önemlidir; aksi halde günahlara devam etmek kalbin kararmasına yol açar. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konu hakkında şöyle der:
Evet, günah kalbe işleyip, kalbi siyahlandıra siyahlandıra, ta nur-u imanı kalbden çıkarıncaya kadar kalbi katılaştırıyor. Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük ma‘nevi bir yılan olarak ısırır. 13
Üstad Bediüzzaman Hazretleri ayrıca tövbesizliğin sonu hakkında şu izahı yapar:
En nihayet nedamet edip terk etmeyenlerin kalbi küsufa tutulur, mahvolur gider. El-iyazü billah. 14
Tövbe ve İstiğfar İle Şer Meylini Kırıp Hayır Meylini Güçlendirmek
İnsanın nefsindeki şer ve tahrip meyli, istiğfar ve tövbe vasıtasıyla kesilir ve tecavüzatı kırılır. Dua ve tevekkül ise insandaki hayır meylini kuvvetlendirir. İnsan, enaniyeti bırakıp tövbe ile tam bir kul olduğunda, Cenab-ı Hak onun içindeki nihayetsiz kötülük kabiliyetini nihayetsiz bir hayır kabiliyetine inkılap ettirir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konu hakkında şöyle demiştir:
Dua ve tevekkül, meyelan-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi; istiğfar ve tevbe dahi, meyelan-ı şerri keser, tecavüzatını kırar. 15
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, kabiliyetlerin dönüşümünü şu şekilde izah eder:
Eğer enaniyeti bıraksa, hayrı ve vücudu tevfik-i İlahiden istese, şer ve tahribden ve nefse i‘timaddan vazgeçse, istiğfar ederek tam abd olsa, o vakit یُبَدِّلُ اللّٰهُ سَیِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ sırrına mazhar olur. Ondaki nihayetsiz kābiliyet-i şer nihayetsiz kābiliyet-i hayra inkılab eder. Ahsen-i takvim kıymetini alır, a‘la-yı illiyyine çıkar. 16
Benlik, Enaniyet Damarından Kurtulup Şahs-ı Manevi Havuzunda Erimek
Nifak ve bozgunculuk fitnelerinin en dehşetli kaynağı, bu asırda hükmeden dünyaperestlikten ve gafletten çıkan enaniyettir. Kurtuluşun çaresi ise, şahsi benliği ve kibir yüklü buz parçasını eriterek, müminlerin sarsılmaz şahs-ı manevisi ve ortak havuzu içinde yok etmektir. "Ben" yerine "biz" diyebilenler, nifak rüzgarlarına karşı sarsılmadan ayakta kalırlar. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konu hakkında şöyle demiştir:
Kardeşlerim, Gaflet ve dünyaperestlikten çıkan dehşetli bir enaniyet, bu zamanda hükmediyor. Onun için ehl-i hakikat, hatta meşru‘ bir tarzda da olsa, enaniyetten, hodfuruşluktan vazgeçmek lazım olduğundan, Risale-i Nur’un hakiki şakirdleri buz parçaları olan enaniyetlerini şahs-ı ma‘nevide ve havz-ı müşterekte erittiklerinden, inşaallah bu fırtınada sarsılmayacaklar. 17
İlahi Rahmetin Tövbe Kapısına Sığınmak
Müslümanlar, işledikleri kusurlardan dolayı ümitsizliğe düşmemelidir; çünkü tövbe kapısı her an açıktır. Cehennem azabının dehşetini ve günahların ebedi hayata verdiği zararları hatırlayan insan, adalet-i ilahiden korkarak hemen tövbe kapısından içeri girmelidir; zira nihayetsiz ilahi rahmet, korkup sığınan kulunu doğrudan tövbe kapısıyla kabul eder. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konu hakkında şöyle demiştir:
"Çünki hadsiz rahmet-i Rabbaniye, o korkan adama der: Bana gel. Tevbe kapısıyla gir. Ta cehennemin vücudu, değil korkutmak, belki sana cennetin lezzetlerini tam bildirsin. Ve senin ve hukuklarına tecavüz edilen hadsiz mahlukātın intikamlarını alsın. Sizi keyiflendirsin. 18
Rabbimiz bir ayetinde münafıklığın kurtuluş çaresinin samimi tövbe olduğunu şöyle bildirir:
Şübhe yok ki münafıklar, ateşin en aşağı tabakasındadırlar. Ve onlara asla bir yardımcı bulamazsın! Ancak tevbe edip (hallerini) ıslah edenler ve Allah'a (O'nun dinine) sımsıkı sarılıp dinlerinde (ibadetlerinde yalnız) Allah için samimi olanlar müstesna; işte onlar mü'minlerle beraberdir. Ve Allah, mü'minlere ileride (pek) büyük bir mükafat verecektir. 19
Kısaca, münafıklık alametleri taşıyan bir kimse, bundan kurtulmak için öncelikle halini inkâr etmemeli; günahını ve içindeki ikiyüzlülüğü fark edip samimi tövbe etmelidir. Sonra da yalanı doğrulukla, hıyaneti emanete riayetle, riyayı ihlasla, tembelliği ubudiyetle, kalbi dağınıklığı zikrullah ve murakabe ile tedavi etmelidir. Kurtuluş yolu, nifak alametlerini tek tek söndürmek ve imanı, sıdkı ve ihlası kuvvetlendirmektir.
Bakara, 2/17.
Bakara, 2/264.
Nisa, 4/142.
Tevbe, 9/67.
Muhammed, 47/22.
Münafikun, 63/1.
Müslim, Sıfatü’l-münafıkin, 17.
Buhari, İman, 24.
Buhari, Merda,1.
Buhari, Edeb, 52.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 90.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 112-113.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 4.
Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 121.
Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 386.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 112.
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 386.
Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 40.
Nisa, 4/145-146.

