MUHARREM AYININ FAZİLETİ
“Muharrem”; "hürmet edilen, haram kılınan, yasaklanan, kutsal olan, saygı duyulan" anlamına gelmektedir.1 Bu ay, içerisinde savaş yapmanın yasaklandığı dört aydan biridir.2 Buna göre Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), haram ayları Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb olarak açıklamıştır.
Kur’ân-ı Kerîm’de “muharrem” kelimesi ay ismi olarak geçmemekle birlikte, saldırıya uğrama durumu hariç savaşın haram olduğu aylardan söz edilerek bu aylara saygı gösterilmesi emredilmiştir.3
Ayrıca İbn Abbas’tan, Fecr sûresinde üzerine yemin edilen “fecr”den maksadın Muharrem ayı olduğu şeklinde bir yorum rivayet edilmiştir. Aynı sûrede yine üzerine yemin edilen on gecenin, Muharrem ayının ilk on gecesi kabul edildiği de belirtilmiştir.4
Bu ayı Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), “Allah’ın ayı” diye nitelendirmiş ve şöyle buyurmuştur:
Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki Allah, o günde bir kavmin tövbesini kabul etmiştir ve o günde başka bir kavmi de affedebilir.5
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), Ramazan ayından sonra kendisinde oruç tutulan en faziletli ayın bu ay olduğunu şöyle beyan etmiştir:
Ramazan orucu dışında en faziletli oruç, Allah’ın ayı Muharrem’de tutulan oruçtur. Farzlar dışında en faziletli namaz da gece namazıdır.6
AŞURE GÜNÜ ORUÇ TUTMANIN FAZİLETİ
Muharrem ayının onuncu günü ise “âşûrâ” diye adlandırılır. Dilimize daha çok "aşure" olarak geçmiştir. İbn Abbas’ın (r.a.) rivayetine göre Sevgili Peygamberimiz (sav), Muharrem ayının onuncu günü oruç tutmuş ve oruç tutmaya ümmetini şöyle teşvik etmiştir:
Resûlullah (s.a.s.) Medine’ye gelince, Yahûdilerin âşûre günü oruç tuttuklarını gördü. Onlara, ‘Bu da ne, niçin oruç tutuyorsunuz?’ diye sordu. ‘Bu, salih (hayırlı) bir gündür. Allah, o günde İsrailoğullarını düşmanlarından kurtardı. (Şükür olarak) Mûsâ o gün oruç tuttu.’ dediler. Resûlullah (s.a.s.) da, ‘Ben Mûsâ’ya sizden daha yakınım.’ buyurup o gün oruç tuttu ve Müslümanlara da tutmalarını tavsiye etti.7
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) önce Müslümanlara bu orucu tutmalarını emretmiş, Ramazan orucunun farz kılınmasıyla birlikte bu orucu isteğe bırakmıştır. Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirdi ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bu günde oruç tuttu, isteyen tutmadı."8
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), bu mübarek günde oruç tutmanın geçmiş yılın günahlarına kefaret olacağını şöyle ifade etmiştir:
Âşûrâ günü orucunun önceki yılın günahlarına keffâret olacağını umarım.9
Sevgili Peygamberimiz (sav), Âşura Günü'nde ev halkına ikramda bulunmayı da şöyle teşvik etmiştir:
Her kim Âşura Günü'nde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenâb-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.10
Ancak hemen şunu da belirtmek gerekir ki Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Yahudilere benzememek ve onlara muhalefet etmek için ertesi sene Âşûrâ orucunu Muharrem'in dokuzuncu günü de tutacağını söylemiştir.11 Bu, orucun Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu veya onuncu ve on birinci günlerinde iki gün olarak tutulmasının daha doğru olacağına işaret etmektedir. Bu rivayetler şöyledir:
Aşûre orucunu tutun; ancak bir gün önce veya bir gün sonra da tutmak suretiyle Yahudilere muhalefet edin!12
Gelecek seneye kadar yaşayacak olursam, Muharrem ayının dokuzuncu günü oruç tutarım.13
Bu sebeple Hanefî ve Mâlikî mezheplerinde Muharrem'in dokuzuncu günü ile birlikte onuncu günü ya da onuncu günü ile on birinci günü oruç tutulması sünnet kabul edilmiştir.
Şâfiî mezhebinde ise bu ayın dokuz ve onuncu günlerinde oruç tutmak müstehap kabul edilmiştir.
Hanefî mezhebine göre Muharrem'in sadece onuncu günü oruç tutulması, Yahudileri taklit etme anlamına gelebileceği için mekruhtur. Hanefîler dışındaki cumhura göre ise onuncu günü oruç için tahsis etmek mekruh değildir. 14
AŞURE GÜNÜ GERÇEKLEŞEN BAZI HADİSELER
Kaynaklarımızda aktarıldığına göre bu günün "Aşûra" şeklinde adlandırılmasının sebebi, on peygambere bu günde ihsanda bulunulmasıdır. Aşûra Günü'nde gerçekleşen bazı hadiseler ise şöyledir:
Allah Hz. Musa'ya (a.s.) aşura gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.15
Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağı'nın üzerine Aşûre Günü'nde demirlemiştir.16
Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Aşûre Günü kurtulmuştur.17
Hz. Âdem'in (a.s.) tövbesi aşura günü kabul edilmiştir.18
Hz. Yusuf (as) kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Aşûre Günü çıkarılmıştır.19
Hz. İsa (as) o gün dünyaya gelmiş20 ve o gün semâya yükseltilmiştir.
Hz. Davud'un (a.s.) tövbesi o gün kabul edilmiştir.21
Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail (as) doğmuştur.22
Hz. Yakub'un (a.s.) oğlu Hz. Yusuf (as)'ın hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.23
Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.24
Ayrıca, Hazret-i İdrîs'in (as) göklere Aşûre Günü kaldırıldığı, Hazret-i Süleyman'ın (as) saltanatının da yine bu günde bahşedildiği rivayet olunmuştur.25
Hazret-i İbrahim'in (as) doğumunun, Nemrut’un ateşinden kurtuluşunun,26 oğlunu kurban etmek için yatırdığı sırada fidye olarak kurbanın gönderilişinin de yine Aşure Günü'nde gerçekleştiği rivayetlerde aktarılmaktadır.27
Buraya kadar bahsettiğimiz müjdeli olayların yanı sıra Aşûre Günü, İslam tarihinin hüzünlü olaylarından biri olan Kerbelâ Vakası'na da denk gelmektedir. Hicretin 61. senesinde gerçekleşen bu acı hadisede, Peygamber Efendimiz (sav)'in "Cennetteki iki reyhanım" diyerek sevdiği sevgili torunu Hazreti Hüseyin (ra) ve yanındaki 72 yareni şehadet şerbetini içmiştir.28
M. Kamil Yaşaroğlu, “Muharrem” mad., DİA, Ankara 2020, c.31, s.4-5
Buhârî, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 2; Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 67
Bakara 2/191, 194, 217; el-Mâide 5/2, 97; et-Tevbe 9/5, 36
Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Câmiʿu’l-beyân ʿan teʾvîli âyi’l-Ḳurʾân, Beyrut 1406-1407/1986-87, c. 30, s.107.
Tirmizî, Savm: 40.
Müslim, Sıyâm, 202-203
Buhârî, Savm, 69; Müslim, Sıyâm, 127-128
Buharı, Savm: 69.
Müslim, Sıyâm, 196-197
Tergîb ve't-Terhîb, 2:116.
Müslim, Sıyâm, 133-134
Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/241
Müslim, Siyam 134. Ayrıca bk. İbni Mâce, Siyam 41
Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, c.3, s.130
Taberî, Târîh, II, 18; Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, Kahire 1931, IX, 406; İbnü'l-Esîr, el-Kâmil, II, 13; İbn Kesîr, el-Bidâye, 117;Abdulkadir Geylani, Gunyetü't Talibin, Bereket Yayınları, istanbul 1994, s.352.
İbn Sa'd, et-Tabakātü'l-kübrâ, Mısır 1939, I, 23; Taberî, Târîhu'l-ümem ve'l-mülûk, Beyrut 1986, I, 185.; Abdulkadir Geylani, Gunyetü't Talibin, Bereket Yayınları, istanbul 1994, s.352.
Diyarbekri, Tarihu'l-hamis, 1/360; Abdulkadir Geylani, Gunyetü't Talibin, Bereket Yayınları, istanbul 1994, s.352.
İbnü'l-Cevzî, el-Muntazam fî târîhi'l-mülûk ve'l-ümem, thk. Süheyl Zekkâr, Beyrut 1995, c.1, s. 106.;Abdulkadir Geylani, Gunyetü't Talibin, Bereket Yayınları, istanbul 1994, s.352.
Abdullāh b. Ebî Zeyd el-Kayrevânî, en-Nevâdir ve’z-ziyâdât ʿalâ mâ fi’l-Müdevvene ve ġayrihâ mine’l ümmehât min mesâʾili Mâlik ve aṣḥâbih, thk. Muhammed Abdülaziz ed-Debbağ vd. Beyrut:Dâru’l Garbi’l İslâmî, 1999), 2/81; Ebû Bekir Muhammed b. Abdullah b. Yunus Sıkıllî, el-Câmi‘ li-mesâ’ili’l Müdevvene, (b.y.: Dâru’l-Fikr, 1434/2013), 3/1231-32; Abdulkadir Geylani, Gunyetü't Talibin, Bereket Yayınları, istanbul 1994, s.352.
Muhammed el-Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek ale’ṣ-Ṣaḥîḥayn, thk. Mustafa Abdülkadir ʿAta‘ (Beyrut: Dâru’l-Kütübü’l-ʿİlmiyye, 1990) 2/648 (No. 4155).; Abdulkadir Geylani, Gunyetü't Talibin, Bereket Yayınları, istanbul 1994, s.352
Abdulkadir Geylani, Gunyetü't Talibin, Bereket Yayınları, istanbul 1994, s.352
Diyarbekri, Tarihu'l-hamis, 1/360;Abdulkadir Geylani, Gunyetü't Talibin, Bereket Yayınları, istanbul 1994, s.352.
Diyarbekri, Tarihu'l-hamis, 1/360; Abdulkadir Geylani, Gunyetü't Talibin, Bereket Yayınları, istanbul 1994, s.352.
Abdulkadir Geylani, Gunyetü't Talibin, Bereket Yayınları, istanbul 1994, s.352; Diyarbekri, Tarihu'l-hamis, 1/360;
Abdulkadir Geylani, Gunyetü't Talibin, Bereket Yayınları, istanbul 1994, s.352.
Abdulkadir Geylani, Gunyetü't Talibin, Bereket Yayınları, istanbul 1994, s.352.
Abdulkadir Geylani, Gunyetü't Talibin, Bereket Yayınları, istanbul 1994, s.352; Ebü’l-Leys es-Semerkandî, Tenbîhu’l-Ğâfilîn, s.331-332
Ali Aktan, "İslam Tarihi, Başlangıcından Emevilerin Sonuna Kadar”, Ankara: Nobel Yayınları., s.279.

