Soru

Muhakkik Evliya Asfiya Şüheda

Risale-i Nurda geçen muhakkikin, evliya, asfiya ve şüheda tabirlerine örnek vererek izah eder misiniz?

Tarih: 16.11.2020 23:24:36
Okunma: 176

Cevap

Muhakkikin: “Bir şeyin, bir olay veya durumun aslını esâsını, doğru olup olmadığını araştıran, gerçeği ortaya koyan, tahkik eden kimseler.

Tasavvufta ise; Mârifet ve keşif yoluyle varlıkların, meselelerin hakîkatini bilme seviyesine erişen kimse.”[1]

Evliya kelimesi velinin çoğuludur.

“Veliler, Allah'ın sadık dostları, Allah'ın şerîatına bağlı olan kimselerdir. Kur'an-ı Kerîm'de evliya kelimesi, insanların sahte ilâh ve mâbudlar hakkındaki çeşitli inanç ve davranışlar ortaya koymaları; "Allah'tan başka veliler edinmek" şeklinde ifade edilmektedir: "Allah'ın dışında birtakım veliler edinenler ise; Allah, onların üzerinde gözetleyicidir. Sen onların üzerinde bir vekil değilsin" (eş-Şûrâ, 42/6). Bu âyette geçen veliler kelimesi şu anlamları kapsamaktadır:

1. Bir kimsenin başkasının gösterdiği yola göre amel ederek onun koyduğu kurallara, kanunlara ve adetlerine uyması (en-Nisa, 4/118-120; el-A'râf, 7/3, 27, 30).

2. Bir kimsenin başkasının yol göstericiliğine inanması, o şahsın gösterdiği yolun itimat edilir, diğerlerinin yanlış olduğuna iddiâ etmesi (el-Bakara, 2/257; el-İsrâ, 17/97; el-Kehf, 18/17-50; el-Câsiye, 45/19).

3. Bir kimsenin başkasının yaptığı kötülükleri gözardı ederek kendisini öbür dünyada kurtaracağına inanması (en-Nisâ, 4/123-173; el-En'âm, 6/51; er-Ra'd, 13/37; el-Ankebût, 29/22; el-Ahzâb, 33/65; ez-Zümer, 39/3).

4. Bir kimsenin bir başkasının yüce kerâmetleri dolayısıylâ kendisine yardım ederek afetler ve musibetlerden kurtaracağına inanması (Hud, 11/20; er-Ra'd, 13/16; el-Ankebût, 29/41).

Geniş halk kitlelerinden bazı kimseler, İslâm hakkında ciddi bilgileri olmadığı için salih zatların kendi kaderlerini değiştireceklerine inanarak batıl yola sapmışlardır. Oysa Allah'tan başka hidâyet edici yoktur. Bu tür davranışlar, Allah'tan yüz çevirme ve ondan başkasına yönelme demektir. Allah onlara veli olmayacak, onlara azap edecektir. Allah'tan başka veli yoktur, velâyet yalnız O'nun hakkıdır: "Rabbinizden size indirilene uyun, O'ndan başka veliler edinmeyin. Ne az öğüt alıyorsunuz" (el-A'râf, 7/3).

Lügatte veli; dost, arkadaş, itaatkar, komşu, işi üstlenen kişi anlamlarına gelmektedir. İslâmi ıstılahta; Allah dostları, Allah'ın sevgili kulları demektir: "İyi bil ki, gerçekten evliyâullah için korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar'' (Yûnus, 10/62).

Hz. Peygamber (s.a.s.) de evliyayı şöyle tarif etmiştir: "Onlar görüldüğü zaman akla Allahu Teâlâ gelir. Yüzleri nurludur. Onlarla beraber bulunanlar şakı olmaz."

Evliyanın kerâmeti haktır. Evliya, kerâmetini din için bir delil olarak kullanır. 

Allahu Teâlâ müminlerin ancak birbirlerinin velileri veli Hizbullah'ın; Allah'ı, Resulunü ve müminleri veli edinenler olduğunu ve kesinlikle müminlerin dini alaya alan, oyuncak edinenleri veli edinmemelerini kitabında açıklamaktadır (el-Mâide, 5/51 vd .)[2]

Asfiya evliyaların büyüklerine verilen isimdir. Evliyadan tahkik ehli olanlar bu isimle anılırlar.

Daha iyi anlaşılması için Üstad Bediuzzaman’ın evliya ve asfiya arasındaki farkı ortaya koyan bir izahatını aşağıya kaydediyoruz.  

Fütûhât-ı Mekkiye sâhibi Muh­yiddîn-i Arab (ks) ve İnsan-ı Kâmil denilen meşhur bir kitabın sâhibi Seyyid Abdülkerîm kuddise sırruhû gibi evliyâ-yı meşhû­re, küre-i arzın tabakāt-ı seb‘asından ve Kāf Dağı arkasındaki Arz-ı Beyzâ’dan ve Fütûhât’da Arz-ı Meşmeşiye dedikleri acâibden bahsediyorlar. Gördük, diyorlar. Acaba bunların dedikleri doğru mudur? Doğru ise, halbuki bu yerlerin yerde yerleri yoktur. Hem coğrafya ve fen onların bu dediklerini kabul edemiyor. Eğer doğru olmazsa, bunlar nasıl veli olabilirler? Böyle hilâf-ı vâki‘ ve hilâf-ı hak söyleyen, nasıl ehl-i hakîkat olabilir? Elcevab: Onlar ehl-i hak ve hakîkattirler. Hem ehl-i velâyet ve şuhûddurlar. Gördüklerini doğru görmüşler. Fakat ihâtasız olan hâlet-i şuhûdda ve rüya gibi rü’yetlerini ta‘bîrde verdikleri hükümlerinde hakları olmadığı için, kısmen yanlıştır. Rüyadaki adam kendi rüyasını ta‘bîr edemediği gibi, o kısım ehl-i keşif ve şuhûd dahi rü’yetlerini o halde iken kendileri ta‘bîr edemezler. Onları ta‘bîr edecek, asfiyâ denilen verâset-i nübüvvet muhakkikleridir. Elbette o kısım ehl-i şuhûd dahi, asfiyâ makamına çıktıkları zaman, Kitap ve Sünnet’in irşâdıyla yanlışlarını anlarlar. Tashîh ederler. Hem etmişler.[3]

Şüheda ise; şehidin veya şahidin çoğuludur. Bu kelimeye sözlüklerde şöyle mana verilmiştir:

“"Bilen, gören, hazır olan, haber veren, muttali ve tanık olan" demektir. Şehîd, şâhid, kelimesinin mübalağasıdır. Şehîd kelimesinin çoğulu şühedâ ve eşhâddır. Bu kelimeler, aynı zamanda şâhid kelimesinin de çoğuludur.

Kur'ân'da şehîd kelimesi, 35 defa, şühedâ kelimesi ise 20 defa geçmiştir. Bu kavram, Allah'ın, Peygamberin, meleklerin ve insanların sıfatı olarak kullanılmıştır.

Peygamberin sıfatı olarak şehîd; Hz. Muhammed (a.s.), kıyâmet günü her ümmetin şâhitlerine (Nisâ, 4/41. Nahl, 16/89) ve Müslümanlara (Hac, 22/78) şâhidlik edecektir. "Her ümmet içinde kendilerinden kendi üzerlerine bir şâhid (şehîd) getirdiğimiz gün (Ey Muhammed!) seni de bunların üzerine şahid (şehîd) getirmiş olacağız..." (Nahl, 16/89) "...Allah önceki kitaplarda da bu Kur'ân'da da size Müslümanlar adını verdi ki Peygamber size şâhid (şehîd) olsun, siz de insanlara şâhidler (şühedâ) olasınız...." (Hac, 22/78).

Her ümmetin Peygamberi kavmine şâhidlik edecek, Hz. Muhammed (a.s.m) ve Müslümanlar da Peygamberlere şâhidlik edecektir (Bakara, 2/143; Nahl, 16/84, 89; Hac, 22/78) İsâ (a.s.)'ın dünyada kavmini kollayıp gözetlemesi anlamında şehîd olduğu (Mâide, 5/117) ve âhirette ehl-i kitap aleyhine şâhidlik edeceği bildirilmiştir. (Nisâ, 4/159).

Hafaza meleklerinin sıfatı olarak şehîd; "Her insan (kıyamet günü) yanında bir sürücü (sâik) ve şâhid (şehîd) ile gelir." (Kâf, 50/21) âyetinde geçen "şehîd", insanın yaptıklarına ve söylediklerine şâhid olan yazıcı melektir.

İnsanın sıfatı olarak şehîd kelimesi farklı anlamlarda kullanılmıştır:

a) Bir olaya tanıklık eden kimselere (Bakara, 2/282; Nisâ, 4/35; Mâide, 5/8; Nûr; 24/4, 6),

b) Gerçekleri gören, dinleyen, duyan ve gâfil olmayan kimselere (Kâf, 50/37),

c) Nankörlüğünü bilmesi, anlaması ve görmesi itibariyle her insana (Âdiyât, 100/70),

d) İnanç, söz, fiil ve davranışlarıyla, âdil, müstakim, numune-i imtisal, güzel ahlâk sahibi, ilim ve irfan sahibi olmaları hasebiyle Müslümanlara şehîd-şühedâ denilmiştir. İlgili âyette şöyle buyrulmuştur: "Böylece sizi orta bir toplum yaptık ki siz insanlara şahidler (şühedâ = güzel örnekler) olasınız, Peygamber de size şâhîd (şehîd) olsun..." (Bakara, 2/143). Hz. Muhammed (a.s.)'in inanç, söz, fiil, davranış ve yaşantısıyla insanlara örnek olması "şehîd" kelimesi ile, müminlerin de aynı şekil de diğer insanlara numune-i imtisal olması "şühedâ" kelimesi ile ifade edilmiştir.

e) Allah yolunda öldürülen müminlere, "şühedâ" denilmiştir (Âl-i İmrân, 3/140; Nisâ, 4/69; Zümer, 39/69). Örfümüzde "şehîd" kelimesi bu anlamda kullanılmaktadır. Allah yolunda öldürülen müminlere, şehîd denilmesi, ölen kişinin cennetlik olduğuna dünyada şâhidlik edilmesi, gerçekte ölü olmayıp yaşaması (Bakara, 2/154) sebebiyledir. "Şehîdler, âhirette gördüğü nimet ve mükâfat sebebiyle dünyaya tekrar dönüp on defa öldürülmeyi temenni ederler" (Buhârî, Îmân, 26; Müslim, İmare, 103) Şehîdler âhirette peygamberler, sıddîklar ve sâlihlerle beraber olurlar (Nisâ, 4/69). "Şehîdin kul hakkından başka bütün günahlarını Allah bağışlar" (Müslim, İmare, 32)

Şehîdler üç kısımdır:

1- Hakîki şehîd: İslâm'ın yücelmesi (îlâ-i kelimetüllah) vatan müdafası için savaşırken ölen Müslümanlar. Bu kimseler, yıkanmaz, kefenlenmez, namazları kılınıp kanlı elbiseleri ile defnedilir. Uhud, Bedir ve Çanakkale şehîdleri gibi.

2- Hükmî şehîd. Hakîkî şehîdin şartlarından birini taşımaması sebebiyle yıkanıp kefenlenen ve âhiret itibariyle şehit olanlardır. Savaşta yaralandıktan sonra yiyip içen, uyuyan, tedâvi gören, başka bir yere nakledilen ve daha sonra ölen kimseler; deprem yangın, sel felaketi, âfet ve benzeri musibetlere maruz kalarak ölen, mide ağrısından ölen, doğum sırasında ölen, suda boğularak ölen, kolera, veba ve veremden ölen, göçük altında kalarak ölen, ilim yolunda ölen Müslümanlar da hükmen şehittirler. (Buhârî, Cihâd, 30, Tıb, 30; Ebû Dâvûd, Cenaiz, 11, 16; Nesâi, Cenaiz, 14; Malik, Cenaiz, 36; Müslim, İmâre, 164-166)

3- Dünya hükümleri bakımından şehîd; Müslümanların yanında savaşırken ölen münafıklardır. Bunlar da yıkanıp kefenlenmeden cenaze namazları kılınır, kanlı elbiseleri ile defnedilir. Ancak îmânları bulunmadığı için âhirette şehîdlik sevabı alamazlar. Şehîdlik, Müslümanlara özgü bir niteliktir. Müslüman olmayanlar şehîd olamazlar.”[4]

https://risale.online/soru-cevap/asfiya-siddikin-ve-evliya

https://risale.online/soru-cevap/evliyanin-tasarrufu-ve-risalelerin-ilhamla-yazilmasi

 


[1] Kubbealti Lugati, “Muhakkik” maddesi

[2] Şamil İslam Ansiklopedisi, c 2, s 296-297.

[3] Mektubat-1, 68.

[4] Dini Kavramlar Sözlüğü, 615-617.


Yorum Yap

Yorumlar