RİSALE-İ NUR

01.10.2025

29

Mucizelerde Sebeplerin Müdahalesi

19. Mektub'un 12. İşareti'nin başında Hz. Peygamberin شاهت الوجوه buyurduğu mucize anlatılmakta ve " o bir avuç toprak dahi herbir kâfirin gözüne gitti" denilmekte. Buradaki o bir avuç toprağın her bir kâfirin gözüne gitmesinde hava unsurunun vazifesi var mıdır? Yoksa mucizelerin âdetullah kanunlarının haricinde olmasından hava unsurunun vazifesi yok mudur? Bu konuyu izah eder misiniz?

04.10.2025 tarihinde cevaplandı.

Cevap

[1] وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ رَمٰي nass-ı kat‘îsi ile ve ehl-i tahkîk umum müfessirlerin tahkîki ile ve ehl-i hadîsin ihbârı ile, Gazve-i Bedir’de şu âyet haber veriyor ki: Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bir avuç toprak ile küçük taşları aldı. Küffâr ordusunun yüzüne attı. شَاهَتِ الْوُجُوهُ dedi. شَاهَتِ الْوُجُوهُ kelimesi bir kelâm iken onların her birinin kulağına gitmesi gibi, o bir avuç toprak dahi her bir kâfirin gözüne gitti. Her biri kendi gözü ile meşgul olup hücumda iken, birden kaçtılar.[2][3]

Bedir savaşında Resûl-i Ekrem (sav) bir avuç toprak aldı, düşman ordusuna doğru attı. ‘شاهت الوجوه’ (Yüzleri kara olsun!) buyurdu. O bir avuç toprak her bir kâfirin gözüne gitti. Hepsi gözlerini ovalamaya başladılar. Mü’minler de o arada hamle ettiler, düşman dağıldı.

Mucize, nübüvvetin/peygamberliğin delilidir. Nübüvvet, insanlara gönderildiği için, mucizeler de insanların anlayabileceği tarzda, âdetullahın perdesi arkasında onları aşan bir tarzda zuhur eder. Mucize, âdetullahın hilâfına görünür; fakat hakikatte hikmetsiz ve nizamsız değildir. Mucizeler, tabiat kanunlarının iptali değil, onların üstünde ve onları aşan bir tasarruf biçimidir. Cenâb-ı Hak dilerse sebepleri aradan kaldırır, dilerse sebeplerin üstüne kendi kudretini bindirerek tasarrufta bulunur. Mucizeler dahi imtihan sırrını bozmadığına delil, o mucizeden sonra oradaki herkes iman etmemiştir. Bazıları iman etmiş bazıları inkâr etmiştir. Bu da hikmete ve imtihan sırrına uygundur.

Bu mucizede de iki ihtimal var.

Birinci İhtimal: Mucizevî cihettir. Toprağın bir avuç olup binlerce düşmanın gözüne dağılması, maddî kanunlarla açıklanamayacak bir keyfiyettedir. Çünkü toprak her birinin gözüne tek tek girmiştir, sadece yüzlerine savrulmamıştır. Hava akımı, yön, rüzgâr, mesafe, tozun dağılımı gibi faktörler tabiat kanunlarının normal işleyişi ile izah edilemez. Dolayısıyla burada Allah’ın kudreti, sebeplerin ötesinde doğrudan tasarrufta bulunmuştur. Yani hava unsuru burada asıl fail değil, olsa olsa emir altında bir memur gibidir.

İkinci İhtimal: Mucizenin hikmet yönünü gösterir. Cenâb-ı Hak mucizelerde bile hikmet ve nizamı korur. Yani Kudret doğrudan tecelli etse de bu tecelli belli bir nizam içinde olur. Bu nizamın içinde hava unsuru da ilâhî emre itaat eden bir vasıta olur. Meselâ, Kur’an’da “Rüzgârı Süleyman’ın emrine verdik[4] buyurulduğu gibi, Bedir’de de hava zerreleri, toz taneciklerini emr-i İlâhîyle toprağı taşıyıp her bir göze ulaştırmış olabilir. Yani burada da hava unsuru müstakil bir sebep değil, emir altında bir memur vaziyetindedir.

Daha detaylı bilgi için lütfen bakınız:

https://risale.online/soru-cevap/19-mektub-serh-ve-izah-18


[1] “Attığın zaman sen atmadın, Allah attı.” Enfâl Sûresi, 8/17

[2] Hâkim, c.1, s.268, Müslim, c.3, s.1402: Darimi, c.2, s. 289

[3] Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar Mecmuası, Altınbaşak Neşriyat, İstanbul 2011, s.266

[4] Enbiyâ, 21/81


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız