İlgili kısım Risale-i Nur'da şu şekilde geçmektedir:
Ey ahmak nokta-i sevdâ! Hâlik’ın ef‘âli sana nâzır değildir. Hâlik’ın ef‘âli ancak Hâlik’a bakar. Kâinâtı senin hendesen üzerine yapmış değildir. Ve seni hilkat-i âlemde müşâhid tutmamıştır. İmâm-ı Rabbânî’nin dediği gibi, “ melikin atiyyelerini ancak matiyeleri taşıyabilir .1
Lügatte; atiyye kelimesinin hediye ve ihsan, matiyye kelimesinin ise binek anlamına geldiği ifade edilir. Bu cümlenin öncesinde anlatılan konuyu kısaca izah edersek, bahsimiz olan sözü daha doğru olarak anlayabiliriz.
Cenâb-ı Hak, âlemi sonsuz hikmetinin kanunlarıyla düzenler. Her şeye kabiliyeti nispetinde muamelede bulunur, ihsan ve ikram eder. Bu sebeple, Rabbimizin bütün işlerinde ve icraatında sonsuz hikmetin ve adaletin bulunduğu görülür.
Fakat insan; Allah'ın fiilerini, yani âlemde gerçekleşen olayları, bazen kendi nefsinin aldatıcı heveslerine ve aklının dar ölçüsüne göre değerlendirir. Bu sebeple de hataya düşer. Bu kâinatta gerçekleşen her bir olayın arkasında bulunan büyük hayırları göremez.
Nasıl ki; büyük bir kantarın kaldırabileği ağır yük, küçük bir teraziye yüklenemez. Yüklense de taşıyamaz. Öyle de; Rabbimiz mutlak hikmet ve adalet sahibi olduğu için her varlığa kaldırabileceği kadar vazifeyi yükleyip onları sorumlu tutar. O vazifelerin hakkıyla yerine gelmesine vesile olacak cihazlar ile de varlıkları donatır, ihsanda ve lütufta bulunur. Meselâ; bir taş, bir bitkiye veya ağaca verilen ihsanlar atiyyeler, neden bana da verilmedi?” diyemez. Ona düşen kendisine verilen kabiliyet doğrultusunda vazifesini yerine getirmektir.
Ağaç ise, “Neden hayvanlara yapılan lütuflar, ihsanlar bana da yapılmıyor?” diyemez. Çünkü kabiliyeti müsait değildir. Bu noktada ağaca düşen kendisine verilen kabiliyet doğrultusunda vazifesini yerine getirmektir.
Öyle de; bir insan, başkalarına bakıp özellikle de büyük makamlarda bulunan peygamberlere, veli kullara bakarak “Neden bu ihsanlar bana da verilmedi?” diyemez. Cenâb-ı Hak, manevi makam ve mertebece yüksekte bulunan insanlara, büyük mesuliyetleri ve ihsanları verir. Ona göre de vazifeler yükler. Allah, bu ihsanları ve mesuliyetleri ancak onları yüklenebilecek kullarına yükler.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nin, “Melikin atiyyelerini, ancak matiyeleri taşıyabilir." sözü bu hususa işaret etmektedir.
Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 71.

