Bağış Yap

RİSALE-İ NUR

461

Mebadi-i Zaruriye Nedir? Meleklerin Varlığına Nasıl Delil Olur?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Mebadi i zaruriye ne demektir? 29. Söz Melaike bahsinde geçen “Hem hiç mümkün müdür ki, şu i‘tikād-ı umûmînin menşei, mebâdî-i zarûriye ve bedîhî emirler olmasın?” Kısmını izah edebilir misiniz?

01.09.2026 tarihinde soru cevabı güncellenmiştir.

Cevap

Bahse konu yer şu şekildedir:

Hem hiç mümkün müdür ki, şu i‘tikād-ı umûmînin menşei, mebâdî-i zarûriye ve bedîhî emirler olmasın? 1

Bediüzzaman Hazretlerine göre mebadi-i zaruriye, müşahede, muhtelif emareler ve pek çok defa meydana gelmekten ortaya çıkan katî, zarurî, hadsî delillere ve hükme denir. Ona göre bunda şüphenin olması halinde insanların kesin bildiklerine emniyet kalmaz. Bununla birlikte manevî tevatür değerini ifade etmektedir.

Mebadi-i zaruriye kısaca, zaruri esaslar, açık ve kat‘i başlangıç hükümleri demektir. Yani şüphe götürmeyecek derecede kuvvetli delillere dayanan, insanın kolayca inkar edemeyeceği temel hakikatlerdir. Bu tabir, bir meselenin zayıf zanlara veya hayali kabullere değil; müşahede, kuvvetli emareler, tekrar eden vakıalar ve bunlardan doğan kat‘i kanaate dayandığını ifade eder. Bu sebeple mebadi-i zaruriye, sıradan bir kanaat değil; yakin derecesinde sağlam bir bilgi zemini manasına gelir.

Umumun kabul ettiği kuvvetli ve köklü bir inanışın kaynağı, zan, vehim veya uydurma olamaz; zaruri ve bedihi hakikatlere dayanır. Cümlede geçen itikad-ı umumi, insanlar içinde yerleşmiş ortak kabulü ifade eder. Menşe, o inancın çıktığı kaynaktır. “Mebadi-i zaruriye ve bedihi emirler” ise, delil istemeyecek derecede açık, fıtraten ve aklen kabul edilen esaslardır.

Yani farklı zamanlarda, farklı mekanlarda ve birbirinden habersiz topluluklarda ortak kabul gören bir inanç, boş bir hayalden veya uydurmadan doğmaz. Böyle umumi bir kabul, insan fıtratında, vicdanında ve aklında yerleşmiş hakiki esaslara dayanır. Kısaca, bunca insanın ortak kabul ettiği bir inancın keyfi bir hayal veya uydurmaya dayanması elbette mümkün değildir.

Bu durum, melekler ve ruhaniyatın vücudu meselesinde de açık şekilde görünür. Çünkü insanların büyük çoğunluğunda, asırlar boyunca mahiyetini bilemediğimiz gayb aleminin ve görünmeyen varlıkların varlığına dair ortak bir kabul bulunmuştur. Bu umumi inanç ve kabul, sırf yalan ve uydurma ile izah edilemez. Zira insanlar farklı yerlerde, farklı zamanlarda ve birbirlerinden habersiz oldukları halde, benzer bir inanışta birleşmişlerdir. Bu ise, o inanışın arkasında zaruri ve bedihi bir hakikat bulunduğunu gösterir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 189.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız