Risale-i Nur’da manası birbirine yakın kelimelerin peş peşe sıralanması, aynı hakikatin farklı cihetlerini göstermek, mânâyı kuvvetlendirmek ve ifadeye zenginlik kazandırmak içindir. Sorunun cevabına, yakın anlamlı kelimelerin art arda kullanıldığı bir misalle başlayalım:
Evet, bütün kâinatı bir saray, bir ev gibi muntazam idare eden ve yıldızları zerreler gibi hikmetli ve kolay çeviren ve gezdiren ve zerratı muntazam memurlar gibi istihdam eden Zât-ı Akdes-i İlâhî’nin şeriki, naziri, zıddı, niddi olmadığı gibi, 1لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ sırrıyla sureti, misli, misali, şebihi dahi olamaz.2
Bu cümlede geçen “şerik, nazir, zıd, nid” ile “suret, misil, misal, şebih” kelimeleri ilk bakışta birbirine yakın görünür. Fakat her biri farklı bir mânâ inceliği taşır. Şerîk, ortak demektir; bir mülkiyet veya tasarrufta pay sahibi olmayı ifade eder. Nazîr, benzer ve emsal mânâsındadır. Zıd, tam karşıt ve ters olan şeyi anlatır. Nid ise denk, eş ve seviyece muadil olma mânâsını taşır. Yani bu kelimelerin hepsi aynı şeyi tekrar etmiyor; her biri farklı bir ihtimali nefyediyor.
Diğer gruptaki kelimelerde de benzer bir incelik vardır. Suret, dış biçim ve görünüş benzerliğini; misil, eşitlik ve aynılık tarafını; misal, örnek ve temsil yoluyla benzerliği; şebih ise sıfat ve görünüş bakımından benzemeyi ifade eder. Böylece aynı hakikat, farklı yönleriyle kuvvetli biçimde ortaya konulmuş olur. Bu tarz tekrarlar, ifadeyi ağırlaştırmak için değil; mânâyı yerleştirmek, kuvvetlendirmek ve zihinlere iyice nakşetmek içindir. Ayrıca edebî bir zenginlik de meydana getirir. İnsana usanç vermez; bilakis dikkatini toplar ve mânânın ehemmiyetini hissettirir.
Meselâ burada yalnız “şeriki ve benzeri yoktur” denilseydi mânâ anlaşılırdı. Fakat “şeriki, naziri, zıddı, niddi olmadığı gibi; sureti, misli, misali, şebihi dahi olamaz” denilince, benzerlik ve ortaklık ihtimalinin her türlüsü ayrı ayrı reddedilmiş olur. Bu da ifadeye hem kuvvet hem de letafet kazandırır.
Bir başka faydası da şudur: Okuyucu bu kelimelerden birini bilmezse, yanındaki diğer kelimelerden hareketle mânâyı kavrayabilir. Böylece hem anlam kolaylaşır hem de ifade zenginleşir.
Netice olarak, mânâsı birbirine yakın kelimelerin peş peşe sıralanması; aynı hakikati kuvvetli şekilde vurgulamak, farklı inceliklerini göstermek ve mânâyı daha açık hâle getirmek içindir.
Şura 26/11
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.102

