Lüb, lügatta, öz, iç, kabuklu meyvelerin içi, özü, bir şeyin aslı ve maksadı olan ruh, akıl, mânâ, gibi mânevî tarafı, özü, bir şeyin en iyisi, en hâlisi anlamlarına gelir.
Kışır ise, kabuk, bazı taşlarda üst tabakaların zamanla aşınıp dökülmesinden meydana gelen kabuk gibi kısım, zahir (bir şeyin görünen dış tarafı), herkesin erişemeyeceği bâtın ilmini koruyup saklayan zâhir ilmi, bir şeyin iç yüzüne inememek, gerçeğine varamamak gibi anlamlara gelir. Risâle-i Nur’da bu kelimeler, şöyle kullanılmıştır:
Kışrı lüb zannetmek, lübbü zâyi‘ etmektir.1
Burada, bir şeyin dış görünüşüne bakarak hüküm vermenin, o şeyin gerçeğini, iç yüzünü anlamamaya sebep olacağı anlatılır.
Güzel, hayâtdâr, revnakdâr, bütün kışırsız, lüb ve kabuksuz iç olan cennette,…2
Bu cümlede de, cennetteki nimetlerin nasıl olacağı ifade edilmiştir.
Lüb, kışrın zararına kuvvetleşir.3
Burada da, bir şeyin özü güçlendikçe, onun kabuğunun, dış yüzünün zayıflayacağı anlatılır. Mesela, ruhun güçlenmesi için cesedin zayıflaması gerekir. Yani bir insan bedeninin isteklerini reddettiği kadar ruhu kuvvet kazanır.
Lezzetli bir ni‘meti insan yese, eğer şükür etse, o yediği ni‘met, o şükür vâsıtasıyla bir nûr olur. Uhrevî bir meyve-i cennet olur. Verdiği lezzet ile Cenâb-ı Hakk’ın iltifât-ı rahmetinin eseri olduğunu düşünmekle, büyük ve dâimî bir lezzet ve zevk veriyor. Bu gibi ma‘nevî lübleri ve hulâsaları ve ma‘nevî maddeleri ulvî makamlara gönderip, maddî ve tüflî ve kışrî, yani vazîfesini bitiren ve lüzûmsuz kalan maddeleri füzûlât olup, aslına, yani anâsıra inkılâb etmeye gidiyor. Eğer şükür etmezse, o muvakkat lezzet, zevâl ile bir elem ve teessüf bırakır. Ve kendisi dahi kāzûrât olur. Elmas mâhiyetindeki ni‘met, kömüre kalb olur. 4
Bu paragrafta da, yediğimiz maddi nimetlerin bir kışır, onlara hamdetmek sonucunda ahirete gönderdiğimiz manevi sevapların ise lüb olduğu anlaşılıyor.
Îmân insanı ebediyete, cennete lâyık bir cevhere kalb eder. Küfür ise, rûhu ve kalbi söndürür, zulmetler içinde bırakır. Çünki îmân, kabuğun içerisindeki lübbü gösterir. Küfür ise, lüb ile kabuğu tefrîk etmez, kabuğu aynen lüb bilir. Ve insanı cevherlik derecesinden kömür derecesine indirir.5
Lafızların tebeddülüyle ma‘nâ tebeddül etmez, bâkî kalır. Kabuk parçalanır, lüb bâkî ve sağlam kalır. Libâs yırtılır, cesedi sağlam, bâkî kalır. Cesed ölür, dağılır, rûh bâkî kalır.6
Bu paragrafta da, lafız (kelime), libas (elbise) ve ceset kışıra; manâ, beden ve ruh da lübe benzetilir. Kışır olan kelime, elbise ve ceset zarar görse de, o kelimenin ifade ettiği manânın, elbisenin içindeki bedenin, cesedin içindeki ruhun, lüb oldukları için sağlam kalacakları ifade edilir.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 377
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 175
Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 119
Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 257
Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 63
Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 184

