Lisân-ı Hâl: Sözle konuşmadan, hâl ve davranışlarla bir şeyi anlatmak demektir. Yani insanın veya bir varlığın duruşu, tavrı, yaptığı iş, söylemeden verdiği mesajdır. Mesela susuz bir çiçeğin solmuş hâli “Suya ihtiyacım var” diye lisan-ı hâl (hâl dili) ile ifade eder.
Mesela yaratılan her şey hal dili ile Allah'ı tanıtırlar, Allah'ın adıyla (Bismillah diyerek) hareket ederler. Yani bir ağaç, hayvan veya tohum konuşamaz fakat kendi gücünü aşan işleri kusursuzca yapması, onların kendi adlarına değil, Allah’ın kudretiyle ve O’nun izniyle iş gördüğünü açıkça gösterir. Küçücük bir tohumun koca bir ağacı taşıması, hayvanların insanlara süt vermesi, bitki köklerinin sert toprağı delmesi gibi olaylar, “Ben kendi başıma yapmıyorum; beni çalıştıran bir kudret var” mesajını verir. İşte bu sessiz ifadeye lisân-ı hâl denir. Böylece insanın eşyaya bakarken sebeplerin arkasındaki asıl kudreti fark etmesini sağlarlar.1
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 2.

