Soru

Kurumlara Zekat

Hayır kurumlarına, Vakıf yerlerine zekat verilir mi?

Tarih: 10.02.2021 16:04:45
Okunma: 246

Cevap

Verilebilir. Bu konudaki izahatları aşağıya alıyoruz:

اِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَـرَٓاءِ وَالْمَسَاك۪ينِ وَالْعَامِل۪ينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَ۬لَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِم۪ينَ وَف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَابْنِ السَّب۪يلِۜ فَر۪يضَةً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ

"Sadakalar (zekâtlar), Allah’dan bir farz olarak ancak, fakirlere, yoksullara, (zekâtı toplamak için me’mur kılınmakla) onun üzerine çalışanlara, kalbleri (İslâm’a) ısındırılacak olanlara, (âzâd edilmek üzere efendisiyle belli bir bedel karşılığında anlaşmış olan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara ve yolda kalmışlara mahsustur. Ve Allah, Alîm (menfaatinize olanı hakkıyla bilen)dir, Hakîm (en doğru hükmü veren)dir."[1]

Zekât bu kişilere temlik edilir yani onlara mülk olarak verilir. Onlar o zekâtı aldıktan sonra istedikleri gibi tasarruf etmek haklarıdır. İsterlerse kendi ehil ve ıyallerine harcarlar isterlerse de bir cami, bir Kur’an kursu veya bir medresenin inşaatı için de harcayabilirler. Ancak bu yol ile böyle müesseselere zekât harcanmış olur. Böylelikle hem zekât veren hem de zekât alıp da o yerlere sarf eden fakir sevap kazanmış olurlar.[2]

Diyanet Fıkhı:

Zekât ve fıtır sadakasının sahih olmasının şartlarından biri temliktir. Temlik bir kimseye mal değeri olan bir şeyi, kayıtsız şartsız onun malı olmak üzere vermek, yani o kimseyi, o şeye malik kılmak demektir. Bu itibarla fakirlere temlik etmek üzere zekât ve fıtır sadakalarını ayrı bir fonda toplayan ve her bakımdan kendilerine güvenilen kimseler eliyle yönetilen dernek ve kurumlara (muhtaçlara ulaştırmaları için yöneticileri, vekil tayin edilerek) zekât ve fıtır sadakası verilebilir (Kâsânî, Bedâiü’ssanâî, II, 4). 

Anılan dernek ve vakıflar, zekât almaları caiz olan kimselerin, tedavileri için, zekât almak ve aldıkları zekâtı bu ihtiyaçlara sarf etmek üzere bunlardan vekâlet aldıkları takdirde, onlar adına zekât alabilirler. Henüz ergenlik çağına varmamış küçükler için de bunların velilerinden vekâlet almak gerekir. Şüphesiz vekâlet verilecek kişilerin her bakımdan güvenilir kimseler olmaları ve toplanacak zekâtın başka işlere harcanmaması gerekir.  [3]

Ömer Nasuhi Bilmen İlmihalinde ise bu konu şöyle geçmektedir:

Mücahid: Bundan maksat, Allah yolunda gönüllü olarak savaşa katılmak istediği halde, yiyecekten, silahtan ve diğer şeylerden mahrum olan kimse demektir. Böyle bir kimseye, ihtiyaçlarını gidermesi için zekât verilebilir. Buna: "Fi sebilillah infak: Allah yolunda harcama" denir.

Amil: Bundan maksat, idareci tarafından meydandaki zekât mallarının zekatlarını toplamakla görevlendirilen kimsedir. Buna "Saî, tahsildar" da denir. Böyle bir görevliye, bu çalışması süresince, fakir olmasa bile, ailesinin ve kendisinin ihtiyaçları için yeterince zekât verilebilir.

Temel ihtiyaçlarından başka nisab mikdarı bir mala sahip olana da zekât verilemez; çünkü bu kimse zengin sayılır, ihtiyaçtan fazla olarak elde bulunan malın ticaret eşyası, nakit para gibi artan bir mal yahut ev ve ev eşyası gibi artmayan bir mal olması fark etmez. 
Fakat zengin bir kimseye, nafile şeklinde olan bir sadakanın verilmesi caizdir. Bu yönü iledir ki, vakıfların sadaka kısmından sayılan gelirlerini vakfiye senedi gereğince, zengin kimselerin almaları da helal bulunmuştur. Bu bir bağış ve ikram yerindedir.[4]

Fahrüddin er-Râzî, et-Tefsîrü'l-Kebir'inde, şu ifadelerle meseleyi umumileştirir:

"Fî sebilillah tabiri, sadece gazilere mahsus değildir. Zekât bütün hayır yollarına verilir. Ölülerin techiz ve kefenlenmesine, kalelerin yapılması ve cami inşası bunlara girer..."[5]

Fıkıh el-Zekât adlı kitap, (Fi Sebilillah) kelimesinin izahını yaparken şöyle söyler:

“Dört mezhep;

Allah yolunda savaş etmek ve savaş yolunda hizmet etmek, fi sebilillah kelimesinin şümulüne girmesi, mücahitlere şahıslara zekât verilebilmesi ve cemiyet dernek gibi hayır müesseseleri, köprü, baraj, yol camii, medrese ve ölünün tekfini için zekât verilmemesi hususlarında ittifak etmişlerdir.

Fakat bazı âlimler: fisebilillah kelimesini şumullendirip, Allah yolunda yapılan her şey için, zekât verilebilir, diye söylemişlerdir.


[1] Tevbe Suresi, 60.

[2] Muhammed Zihni, Nimet’ül İslam, İstanbul, Hicri 1398, s. 1036; İbni Abidin, Redd’ül Muhtar, Dar’ul Kütüb’ül İlmiye, Beşinci Baskı, Beyrut, 2003, c. 3, s. 293.

[3] Türkiye Diyanet Fıkhı, Zekât Bölümü: Shf 12

[4] Ömer Nasuhi Bilmen İlmihali, Kimlere Zekât Verilir Kimlere verilmez: Shf 321

[5] Fahrüddin er-Râzî. et-Tefsîrü'l-Kebîr. (Beyrut: İhyâü't-Türâsi'l-Arabî) XVI/113

 

 


Yorum Yap

Yorumlar