Kur’ân’daki her bir âyet aynı derecede açıklık taşımaz. Dînin zarûrî ve katî hükümlerinde ihtilâf olamaz, fakat birden fazla manâya ihtimali bulunan âyetlerin tefsirinde müfessirler farklı açıklamalar getirebilirler. Bu farklılık, Kur’ân’da çelişki olduğu için değil, âyetin ve lafzın birden fazla sahih manâya elverişli olmasındandır. Bu durumu Bediüzzaman Hazretleri şu şekilde ifade eder:
Kur’ân’ın her bir kelâmı, üç kaziyeyi müştemildir. Birincisi, “Bu Allah’ın kelâmıdır.” İkincisi, “Allah’ca murad olan ma‘nâ haktır.” Üçüncüsü, “Ma‘nâ-yı murâd budur.” Eğer Kur’ân’ın o kelâmı başka bir ma‘nâya ihtimâli olmayan muhkemâttan olursa veya Kur’ân’ın başka bir yerinde beyân edilmiş ise, birinci ve ikinci kaziyeleri aynen kabul etmek lâzımdır. Ve inkârları da küfürdür. Şâyet Kur’ân’ın o kelâmı, başka bir ma‘nâya ihtimâli olan bir nas veya zâhir olursa, üçüncü kaziyeyi kabul etmek lâzım olmadığı gibi, inkârı da küfür değildir. İşte müfessirlerin ihtilâfları, ancak ve ancak şu kısma âittir. 1
Birinci hüküm: “Bu Allah’ın kelâmıdır.” Burada ilk kabul edilen şey, bu âyetin Allah’ın sözü olduğudur. Yani bu, bir filozofun, bir velînin veya bir kişinin sözü değil; Kur’ân âyetidir. Mümin, önce bu kelâmın Allah kelâmı olduğunu tasdik eder.
İkinci hüküm: “Allah’ın murad ettiği manâ haktır.” Yani Allah’ın bu emirle kastettiği hüküm mutlaka haktır. Burada tereddüt yoktur. Namaz gerçekten emredilmiştir; zekât gerçekten bir farzdır. Bu hükmü inkâr etmek, dinin açık bir esasını inkâr etmek olur.
Buradaki birinci ve ikinci hükümlerde ihtilâf olamaz. Namazın farz oluşu, zekâtın ve orucun emredilmiş olması, zinanın haramlığı, Allah’ın birliği, âhiretin hak olduğu gibi hükümler açık ve kesindir. Bunlarda başka manâ da olabilir, denilemez. Mesela:
Hem namazı hakkıyla edâ edin, zekâtı verin ve rükû' edenlerle berâber rükû' edin! 2
Ey îmân edenler! Sizden evvelkilere farz kılındığı gibi, oruç tutmak (sizin de) üzerinize farz kılındı; tâ ki (günahlardan) sakınasınız. 3
Hâlbuki Allah, alış-verişi helâl, fâizi ise haram kıldı! 4
Bu gibi âyetlerde hem âyetin Allah kelâmı olduğu, hem murad edilen hükmün hak olduğu hem de muradın ne olduğu açıktır. Burada inkâr küfürdür; çünkü artık meselenin yoruma açık tarafı kalmamıştır.
Üçüncü hüküm: “Murad edilen ma‘nâ budur.” İşte müfessirlerin ihtilâfı çoğu zaman burada ortaya çıkar. Yani herkes Kur’ân’ın Allah kelâmı olduğunda ve Allah’ın muradının hak olduğunda birleşir; fakat “Bu âyette murad edilen ma‘nâ tam olarak hangisidir?” sorusunda, lafzın elverdiği sınırlar içinde farklı izahlar yapılabilir.
Eğer âyet muhkem ise, yani manâsı açık, net ve başka bir yoruma kapalıysa, burada da ihtilâf olmaz. Fakat âyet bir manâyı göstermekle beraber başka manâlara da ihtimal veriyorsa, o zaman müfessirler farklı sahih açıklamalar yapabilirler. Mesela:
Bizi dosdoğru yola hidâyet eyle! 5
Bu âyetin Allah kelâmı olduğunda şüphe yoktur. Allah’ın murad ettiği ma‘nânın hak olduğu da kesindir. Fakat sırat-ı müstakîm, yani dosdoğru yol, ne ile tefsir edilir? Bazı müfessirler bunu İslâm diye açıklar, bazıları Kur’ân yolu, bazıları Resûlullah (sav) ve ashâbın yolu, bazıları da ifrat ve tefritten uzak dosdoğru çizgi diye beyan eder. Bunlar birbirini bozan değil, tamamlayan manâlardır. İhtilâf, âyette değil; muradın hangi yönüne dikkat çekileceğindedir.
Asr'a yemîn olsun! 6
Buradaki asr kelimesi için müfessirler zaman, ikindi vakti, devir, insan ömrü gibi açıklamalar yapmışlardır. Bunlardan birini tercih etmek mümkündür. Fakat diğer bir sahih yorumu tercih etmemek, âyeti inkâr sayılmaz. Çünkü burada reddedilen şey Kur’ân’ın kendisi değil, tefsirdeki bir tercihtir.
Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 60.
Bakara, 2/43.
Bakara, 2/183.
Bakara, 2/275.
Fatiha, 1/6.
Asr, 103/1.

