Okunan her bir Kur’an harfi ve “elhamdülillah” “subhanallah” gibi mübarek kelimeler havada kendi mahiyetlerine göre bir vücud (varlık) sahibidirler. Bediüzzaman Hazretleri, “havada sebâtsız vücûdları bulunan hurûfât” ifadesiyle, bu geçici seslerin (sebatsız) kudsiyetle (mübareketiyet kazanarak) nasıl kalıcı ve tesirli hâle geldiğini ifade ediyor. Hava, kelimeler için bir nevi tarla hükmündedir. Bu tarlada yetişen Kur’ân harfleri, yalnızca işitilmekle kalmaz; aynı zamanda şifa, huzur ve sekinet gibi maddî ve mânevî meyveler verir.
Özellikle mukatta‘a harfleri (اٰلمٓ، طٰسٓ، حٰمٓ ), bu sırrın en parlak örneklerindendir. Bu harfler, surelerin başında yer alan İlâhî şifrelerdir. Hava zerreleri içinde adeta İlâhî mesajlar/bildiriler/buyruklar gibi davranırlar. Onların yayılması, “كُنْ فَيَكُونُ” emrinin fizikî âlemdeki tezahürüdür. Allah “ol” dediğinde, hava zerreleri bu emre kulak verir ve derhâl icra eder. Bu itaat, badem çiçeklerinin aynı anda açılması gibi bahar mevsiminde de gözlemlenebilir.
Kur’ân harfleri, yalnızca ses değil; İlâhî emirlerin taşıyıcısıdır. Hava, bu harfleri taşırken onların maddî etkilerini de taşır. Bir dua sesi, bir hastaya şifa olabilir. Bir “elhamdülillah”, kalbe huzur verebilir. Çünkü bu harfler, ezelî iradenin tecellîsine mazhar olmuşlardır. Havadaki zerreler, bu harfleri taşıyarak Allah’ın izniyle Allah’ın adıyla eşyaya maddeten tesir edebilir. Adetâ bir düğmeye basmak gibi tesir oluşturabilir. (Yazılan Kur’an harflerinin cünudullah olması ve ağrılara ve sızılara okunan duaların ve ayetlerin Allah’ın izniyle tesirini göstermesi gibi)
Hülasa; Kur’ân’ın harfleri, havada geçici gibi görünse de, kudsiyet sırrıyla hem maddî hem mânevî tesirlere mazhar olur. Bu harfler, görünmeyeni görünür hâle getirir; manevî olanı maddî bir faydaya dönüştürür. Hava, Allah’ın emrine en hızlı itaat eden unsur olarak, bu harfleri taşır ve onların tesirlerini yayar. Böylece Kur’ân harfleri, “كُنْ فَيَكُونُ” sırrının canlı bir tecellîsi hâline gelir.

