37.830
İslam'da Tesettür Nasıl Başladı? İslami Ölçülere Göre Kadının Tesettürü Nasıl Olmalı?
İslam'da tesettür emri birdenbire gelmemiş; toplumun zihnen, ahlaken ve içtimai bakımdan hazırlanmasıyla tedrici bir süreç içinde nazil olmuştur. Bu tedricilik, İslam'ın birçok hükmünde görülen ilahi terbiyenin bir tezahürüdür. Tefsir kaynaklarında tesettürün teşri süreci, birbirini tamamlayan şu merhalelerle açıklanmıştır:1. Cahiliye Dönemi Durumu ve İlk Avret İlkesi (A'raf Suresi 7/26-31)Cahiliye Arap toplumunda kadınlar başörtüsü kullanmakla beraber bunu başlarının arkasına doğru bağlar, böylece boyunları, kulakları, gerdanları ve göğüslerinin üst kısmı açıkta kalırdı. Tesettür, yalnızca başa örtü almak şeklinde değil; bedenin dikkat çeken yerlerini de örtecek şekilde uygulanması gereken bir edep ve iffet prensibi olarak henüz yerleşmemişti. Ayrıca müşrikler arasında Kabe'yi çıplak tavaf etme gibi, haya ve insanlık haysiyetiyle bağdaşmayan uygulamalar da bulunuyordu.Ey Ademoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek bir elbise ile (giyinip süsleneceğiniz) bir süs elbisesi indirdik. Bir de takva elbisesi ki, bu (hepsinden) daha hayırlıdır. Bu (maddi ve ma'nevi elbiseler), Allah'ın ayetlerindendir; ta ki ibret alsınlar. 1Ey Ademoğulları! Her namaz yerinde (ve vaktinde) ziynetinizi alın (namazlarınızda temiz elbiselerinizi giyinin), yiyin, için, fakat israf etmeyin! Çünkü O, israf edenleri sevmez. 2Mekke döneminde nazil olan bu ayetlerle önce insanlığa umumi bir edep ölçüsü verilmiş; avret yerlerinin örtülmesi, çirkinliklerden sakınılması ve ibadet esnasında temiz ve güzel elbiseler giyilmesi emredilmiştir. Böylece tesettürün tafsilatından önce, örtünmenin insan fıtratına uygun asli bir ihtiyaç ve kulluğun bir gereği olduğu zihinlere yerleştirilmiştir. Ayrıca “takva elbisesi” ifadesiyle, zahiri örtünmenin yanında kalbin haya, edep ve Allah korkusuyla da bezenmesi gerektiğine işaret edilmiştir.2. Ev İçi Mahremiyet ve İzin İsteme Düzenlemesi (Nur Suresi 24/58–59)Medine devrinin ilk yıllarında ev hayatı bugünkü gibi müstakil ve korunaklı bir mahremiyet düzenine sahip değildi. Evlerde kapılar, perdeler ve hususi odalar sınırlıydı. Bu sebeple aile fertlerinin veya hizmetçilerin herhangi bir vakitte içeri girmesi, insanların istirahat hallerine yahut örtüsüz bulunabilecekleri zamanlara rastlayabiliyordu. Bu vakitlerde nasıl hareket edilmesi gerektiği Kur'an'da şöyle bildirilmiştir:Ey iman edenler! Sahip olduğunuz köle (ve cariye)ler ve içinizden büluğ çağına girmemiş olanlar (yanınıza gireceklerinde), şu üç vakitte sizden izin istesin: Sabah namazından önce, öğle vakti elbiselerinizi çıkardığınız sırada ve yatsı namazından sonra. (Bunlar) sizin açık bulunabileceğiniz üç vakittir. Bunların dışında, birbirinizin yanında dolaşan kimseler olarak (bulunmanızda) ne size ne de onlara bir günah yoktur. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklıyor. Çünkü Allah, Alim (her şeyi bilen)dir, Hakim (her işi hikmetli olan)dir. 3Sizden olan çocuklar büluğ çağına girdiği zaman, kendilerinden önceki (büyük)lerin izin istedikleri gibi, artık (onlar da) izin istesinler! İşte Allah, size ayetlerini böyle açıklıyor. Çünkü Allah, Alim'dir, Hakim'dir. 4Nur Suresi'nin 58 ve 59. ayetleriyle mahremiyetin korunmasına dair önemli bir esas getirilmiş; özellikle sabah namazından önce, öğle sıcağında elbiselerin çıkarıldığı vakitte ve yatsı namazından sonra izinsiz girilmemesi emredilmiştir. Çocukların da büluğ çağına girdikten sonra büyükler gibi her vakitte izin istemeleri istenmiştir. Böylece tesettür yalnızca dış kıyafet meselesi olarak değil, aile hayatını ve şahsi mahremiyeti koruyan bir ahlak ve nezaket nizamı olarak da tesis edilmiştir. Bu aşama, toplumda haya duygusunun ve özel alan şuurunun kuvvetlendirilmesine hizmet etmiştir.3. Perde (Hicab) Ayeti (Ahzab Suresi 53 - Hicretin 5. Yılı)Hicretin 5. yılında, Resul-i Ekrem'in (sav) Hz. Zeyneb (ra) ile evliliği münasebetiyle verilen düğün yemeği sonrasında bazı kimselerin uzun süre oturmaya devam etmesi üzerine, Ahzab Suresi'nin 53. ayeti nazil olmuştur. Bu ayetle müminlerin, Peygamber hanımlarından bir şey isteyecekleri zaman bunu perde arkasından istemeleri şöyle emredilmiştir:Ey iman edenler! Vaktini gözetleyici kimseler olmadan, yemeğe sizin için davet yapılmadıkça Peygamberin evlerine girmeyin! Fakat çağrıldığınız zaman, artık girin; yemeği yiyince de dağılın; sohbete dalıcı kimseler de olmayın! Çünkü bu haliniz, Peygambere eziyet veriyor, fakat (o) sizden utanıyor. Allah ise hakkı söylemekten çekinmez. Hem onlardan (Peygamberin zevcelerinden) bir şey istediğiniz zaman, artık kendilerinden bir perde arkasından isteyin! Bu, hem sizin kalpleriniz için hem de onların kalpleri için daha temizdir. Çünkü sizin için, Allah'ın Resulünü incitmeniz ve kendisinden sonra onun zevcelerini nikahlamanız ebediyen caiz olmaz. Çünkü bu, Allah katında pek büyük bir günahtır. 5Bu hüküm, doğrudan doğruya Ümmehatü'l-Mü'minin'e / mü'minlerin annelerine mahsus bir vakar, hürmet ve mahremiyet ölçüsü vazetmiştir. Aynı zamanda mümin topluma da, kadın-erkek münasebetlerinde sınır ve ciddiyetin nasıl korunacağını öğretmiştir. Böylece tesettürün yalnızca kıyafetten ibaret olmadığı; bakış, konuşma, oturuş ve muamele adabını da içine aldığı daha belirgin hale gelmiştir.4. Dış Örtü (Cilbab) Ayeti (Ahzab Suresi 33/59)Medine'de bazı fasık kimseler, gece vakti dışarı çıkan kadınlara ilişiyor, onları rahatsız ediyor ve sonra da “Biz onları cariye sandık.” diyerek mazeret ileri sürüyorlardı. Bu ortamda Ahzab Suresi'nin 59. ayeti nazil olmuş; mümin kadınların dışarı çıktıklarında cilbablarını üzerlerine almaları şöyle emredilmiştir:Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına cilbablarından (dış elbiselerinden) üstlerine giymelerini söyle. Bu, onların tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur. Allah çok affedici, çok esirgeyicidir. 6Buradaki emir, kadının iffet ve vakarını dış görünüşüyle de muhafaza etmesini hedeflemektedir. Dış örtü/çarşaf, bir taraftan mümin kadının ciddiyetini ve şahsiyetini gösterirken, diğer taraftan kötü niyetli kimselerin rahatsız etmelerine karşı da bir korunma vesilesi olmuştur. Böylece tesettür, ferdi bir ibadet olmanın yanında, toplum içinde emniyet, saygınlık ve ahlaki düzeni koruyan bir hikmete de bağlanmıştır.Ayette “üzerine örtülen” ifade olarak cilbab geçer. Cilbab kelimesi şu anlamlarda kullanılmaktadır:Cilbab; “bütün bedeni saran bir giysi, kadının örtündüğü her şey, kadının elbiselerini baştan aşağı örttüğü geniş dış örtü/çarşaf gibi bir şey” şeklinde tanımlanır ve yaygın biçimde mutlak kamis (gömlek), geniş dış örtü, çarşaf, izar (bele sarılan örtü veya alt giysi) ve mülae (dışa alınan büyük örtü) kelimeleriyle açıklanır.Sual: Bir Kadının, Farz Olan Tesettürü Yerine Getirebilmesi İçin Mutlaka Çarşaf mı Giymesi Gerekir?Bir kadının dış örtü olarak mutlaka çarşaf giymesinin farz olduğunu söylemek doğru değildir. Bununla birlikte çarşaf, örtünme emrini en iyi ve sorunsuz şekilde yerine getiren kıyafetlerin başında gelmektedir. Elbette vücut hatlarını belli etmeyecek bollukta çarşaf benzeri bir dış örtü/kıyafet giymesi, tesettürün farzını yerine getirmek için yeterlidir. Bununla beraber çarşaf, fitneden daha sağlam surette korunmaya vesile olan ve tesettürde daha kuvvetli bir muhafaza sağlayan bir örtü şeklidir. Bu cihetle çarşaf, tesettür hassasiyetini daha ileri seviyede gözetmek isteyenler için daha güçlü bir siper hükmündedir. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri de çarşafın, bir kadının tesettürü ve fitneden muhafazası için en mühim kalelerden biri olduğuna işaretle şöyle demektedir:Tesettür etmekle na-mahremin iştihasını açmamak ve tecavüzüne meydan vermemek, zayıf hilkati emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve bir siperi ve kal'ası, çarşafı olduğunu gösterir. 7Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere, fitne ve fesadın bu denli yaygın olduğu bir dönemde, bir kadının tesettürünü en güzel şekilde yerine getirmesi büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple, fitne ve haramların her yanı kuşattığı bu dehşetli zamanda bir hanımın kendisini haram ve günahlardan muhafaza etmesi bakımından en uygun tercihin çarşaf olduğu kanaatindeyiz.5. Şahsi Tesettürün Genel ve Kalıcı Sınırları (Nur Suresi 24/31)Tesettürün en açık, en kapsamlı ve bütün mümin kadınlara şamil olan esasları Nur Suresi'nin 31. ayetiyle beyan edilmiştir. Bu ayette kadınların ziynetlerini kendiliğinden görünen kısım müstesna açığa vurmamaları, başörtülerini yakalarının üzerine kadar salmaları ve ziynetlerini yalnızca ayette belirtilen mahremleri yanında göstermeleri emredilmiştir. İlgili ayet şöyledir: Mümin kadınlara da söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesna, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar! 8Ayet nazil olduğunda Ensar ve Muhacir kadınları bu emri derhal tatbik etmiş, vakit kaybetmeden örtünmüş ve sabah namazına tam bir tesettür içinde çıkmışlardır. Bu tavır, sahabe hanımlarının ilahi emre karşı teslimiyetini, haya anlayışını ve Sünnet'e bağlılığını göstermesi bakımından son derece dikkat çekicidir. İlgili rivayet şöyle geçmektedir:Hz. Aişe (ra) şöyle buyurmuştur:Allah, ilk muhacir ve Ensar kadınlarına merhamet etsin. Allah Azze ve Celle 'Kadınlar başörtülerini göğüslerinin üzerine koysunlar' (Nur, 31) ayetini indirince, belden aşağıya giydikleri örtülerini eteklerinden yırtıp parçaladılar ve onlarla başlarını ve yakalarını örttüler.” 9Böylelikle tesettürün sınırları, yalnızca başı örtmekten ibaret olmayıp boyun, gerdan, göğüs ve beden hatlarını ve fitne zamanı yüzü örtecek bir vakar ve iffet kıyafeti şeklinde anlaşılmıştır. Ayrıca kimlerin yanında daha serbest davranılabileceği de belirtilerek tesettürün aile içi ve toplum içi sınırları tayin edilmiştir. Böylece hüküm hem umumileşmiş hem de kalıcı bir şer'i ölçü haline gelmiştir.Özetle:Ziynetlerin ve ziynet mahallerinin yabancılara teşhir edilmemesi emredilmiştir.Başörtüsünün yalnızca başı değil; yaka ve göğüs kısmını, fitne zamanında ise yüzü de örtecek şekilde kullanılması bildirilmiştir.Mahrem olanlar dışındaki kimselerin yanında tesettürün korunması gerektiği açıkça belirtilmiştir.Ayrıca BakınızÇARŞAF GİYMEK FARZ MIDIR? İSLAM'DA ÇARŞAFIN YERİ VE ÖNEMİ NEDİR?ÇARŞAFLI / TESETTÜRLÜ KADININ DIŞARIDA DİKKAT EDECEĞİ HUSUSLARGİYECEĞİMİZ ÇARŞAFIN RENGİKaynakçalarA'raf, 7/26A'raf, 7/31Nur, 24/58Nur, 24/59Ahzab, 33/53Ahzab, 33/59Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.207Nur, 24/31Buhari, Tefsir, 12/4758

