Bağış Yap

Sorular

Peygamber Efendimiz'in (sav) Vefatından Önce Devamlı “Refik-i A'la” Demesinin Hikmeti Nedir?

Resûlullah Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) vefatından önce “Refîk-i A'lâ” (الرَّفِيقُ الأَعْلَى) ifadesini söylemesinin hikmeti, dünya hayatı ile âhiret arasında tercih yapma hakkı kendisine verildiğinde Allah'ın katındaki en yüce arkadaşlığı tercih etmesidir. Hadise şöyledir:Rebiülevvel ayının on ikinci veya on üçüncü Pazartesi günü, kaba kuşluk vakti, güneş zevâle (batıya kaymaya) doğru yaklaşırken Peygamberimiz Aleyhisselam son dakikalarını yaşıyordu.Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimiz Aleyhisselamın eceline üç gün kaldığı ilk günde gelip:“Ey Ahmed! Yüce Allah sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden daha iyi bildiği hâlde, sana 'Kendini nasıl buluyorsun?' diye soruyor.” dedi.Peygamberimiz Aleyhisselam:“Ey Cebrail! Kendimi baygın bir hâlde buluyorum! Ey Cebrail! Kendimi sıkıntılı bir hâlde buluyorum!” buyurdu.İkinci gün, Cebrail Aleyhisselam tekrar inip:“Ey Ahmed! Yüce Allah sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden daha iyi bildiği hâlde, sana 'Kendini nasıl buluyorsun?' diye soruyor.” dedi.Peygamberimiz Aleyhisselam:“Ey Cebrail! Kendimi baygın bir hâlde buluyorum! Ey Cebrail! Kendimi sıkıntılı bir hâlde buluyorum!” buyurdu.Üçüncü gün (Pazartesi günü) olunca, Cebrail Aleyhisselam indi. Cebrail Aleyhisselamın yanında ölüm meleği (Azrail) de inmişti.Cebrail Aleyhisselam:“Ey Ahmed! Yüce Allah sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden daha iyi bildiği hâlde, sana 'Kendini nasıl buluyorsun?' diye soruyor.” dedi.Peygamberimiz Aleyhisselam:“Ey Cebrail! Kendimi baygın bir hâlde buluyorum! Ey Cebrail! Kendimi sıkıntılı bir hâlde buluyorum!” buyurdu.Hz. Âişe der ki:“Resûlullah Aleyhisselamdan, sıhhatte iken birçok defalar: 'Hiçbir peygamber yoktur ki ruhu, cennetteki durağını görmedikçe alınmaz! Sonra, durağına gitmesi arzusuna bırakılır!' buyurmuştu. Kendisi hastalanıp ruhu alınmak zamanı gelince, başı benim dizimde bulunduğu hâlde üzerine bir baygınlık geldi. Ayılınca gözü açılıp evin tavanına doğru dikildi ve:'Allah'ım! Refik-i A'lâ zümresine kat!' dedi.Ben o zaman: 'Resûlullah bizi tercih etmiyor!' dedim. Anladım ki Resûlullah'ın bu temennisi, vaktiyle sıhhatli zamanında bize söyleyip durduğu bir haberin kendisinde gerçekleşmesidir!”Bundan sonra ölüm meleği (Azrail) içeri girmek üzere izin istedi.Cebrail Aleyhisselam:“Ey Ahmed! Bu ölüm meleği senin yanına girmek için izin istiyor! Hâlbuki o, senden önce hiçbir Âdemoğlunun yanına girmek için izin istememiştir! Senden sonra da hiçbir Âdemoğlunun yanına girmek için izin istemeyecektir! Kendisine izin ver!” dedi.Ölüm meleği içeri girip Peygamberimiz Aleyhisselamın önünde durdu ve:“Yâ Resûlallah! Yâ Ahmed! Yüce Allah beni sana gönderdi ve senin her emrine itaat etmemi de bana emretti! Sen istersen ruhunu alacağım! İstersen ruhunu sana bırakacağım!” dedi.Peygamberimiz Aleyhisselam:“Ey ölüm meleği! Sen böyle yapacak mısın?” diye sordu.Ölüm meleği:“Ben bu hususta emredeceğin her şeyde sana itaatle emrolundum!” dedi.Cebrail Aleyhisselam:“Ey Ahmed! Yüce Allah seni özlüyor!” dedi.Peygamberimiz Aleyhisselam:“Allah katında olan, daha hayırlı ve daha devamlıdır! Ey ölüm meleği! Haydi, emrolunduğun şeyi yerine getir! Ruhumu, canımı al!” buyurdu.Peygamberimiz Aleyhisselam, yanındaki su kabına iki elini batırıp ıslak ellerini yüzüne sürdü ve:“Lâ ilâhe illallah! Ölümün de akılları başlardan gideren ıstırap ve şiddetleri var!” buyurduktan sonra elini kaldırdı, gözlerini evin tavanına dikti ve:“Ey Allah'ım! Refik-i A'lâ'ya!” diye diye mübarek ruhunu teslim etti.Eli yanına, yanındaki suyun içine düştü.Allâhümme salli alâ nebiyyinâ ve seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim!Cebrail Aleyhisselam:“Selam olsun sana ey Allah'ın Resûlü! Bu, senin için yeryüzüne ayak basışlarımın sonuncusudur!” dedi.Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerine bir örtü örttüler, çevresine oturup ağlaştılar.1Ayrıca BakınızPEYGAMBERİMİZİN TEŞRİ GÖREVİALEMLERİN PEYGAMBERİMİZİN NURUNDAN YARATILMASIPEYGAMBERİMİZİN DÜNYA VE CENNET'İN YARATILMASINA SEBEB KILINMASIPEYGAMBER EFENDİMİZİN (SAV) PEYGAMBERLİK DELİLLERİKaynakçalarMustafa Asım Köksal, İslâm Tarihi-Hz. Muhammed (a.s.) ve İslâmiyet, İstanbul 2008, c.8, s. 764-767.

Kehf Suresi'nde Ashab-ı Kehf'in Mağarada 300 Yıl ve 9 Yıl Daha Kaldığının Ayrı Ayrı Belirtilmesinin Hikmeti Nedir?

İlgili ayet şöyle geçmektedir:Ve (onlar) mağaralarında üç yüz sene kaldılar, dokuz (sene) de ziyâde ettiler.1Bu ayet hakkında tefsir âlimlerinin görüşleri şöyledir: Elmalılı Hamdi Yazır: Ayetteki bu ifadenin tercih edilmesinde iki takvim hesabı arasındaki fark yatmaktadır. Nitekim Ashab-ı Kehf'in uykuda kaldığı süre güneş (şemsi) yılı hesabı ile tam 300 yıl iken, ay (kameri) yılı hesabı ile buna 9 yıl ilave edilerek 309 yıla ulaşmaktadır. Kur'an-ı Kerim bu üslubuyla, hem şemsi takvimi kullanan ehl-i kitabın bildiği rakamı doğrulamış hem de kameri takvimi esas alan Arap toplumunun anlayacağı ilaveyi zikretmiştir.2Vehbe Zuhayli: Kur'an-ı Kerim'in "300 yıl kaldılar" buyurduktan sonra "dokuz yıl ilave ettiler" ifadesini kullanması, güneş ve ay takvimleri arasındaki hassas matematiksel dengeden kaynaklanmaktadır. Bir güneş yılı yaklaşık 365 gün, bir ay yılı ise yaklaşık 354 gündür. Bu sebeple her 100 şemsi yılda kameri takvime göre 3 yıllık bir fark ortaya çıkar. Dolayısıyla 300 güneş yılı tam olarak 309 ay yılına denk geldiğinden, ayet hem tarihsel hakikati hem de iki takvim arasındaki bu mucizevi uyumu muciz bir üslupla ilan etmiştir.3Fahreddin Râzî: Bu durum, güneş yılı itibarıyla 300 yıl olan sürenin, ay yılı hesabıyla 309 yıla karşılık gelmesinden ileri gelmektedir. Râzî'nin aktardığı diğer bir ince yoruma göre ise Ashab-ı Kehf 300 yılı tamamladığında uyanma vakitleri yaklaşmış, ancak o sırada onların uykuda kalmaya devam etmelerini gerektiren özel bir İlahi takdir ve sebep ortaya çıktığı için uykularına 9 yıl daha katılmıştır.4İsmail Hakkı Bursevi ise şöyle demiştir: Ayette 300 yıla 9 yılın ayrıca ilave edilmesi, ehl-i kitabın şemsi takvimine karşılık Arapların kameri takvimini gözetme amacına dayanır. Güneşin bir burcu tamamlaması 365 gün 6 saat sürerken, 12 kamerî aydan oluşan ay yılı 354 gün 6 saattir. Aradaki bu yıllık 11 günlük fark her yüz yılda 3 yıla tekabül eder; 300 yılda ise tam 9 yıl yapar. Bursevi, Kur'an'ın bu ifadesiyle her iki takvim sahibinin de kendi hesabına göre doğru olan rakamı bulmasını sağladığını ifade etmektedir.5DeğerlendirmeTefsir âlimlerinin görüşleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, ayetteki "300 yıla 9 yıl ekleme" ifadesinin bir edebi ve astronomik mucize taşıdığı görülmektedir. Kur'an-ı Kerim bu ifade tarzıyla, tarihsel süreçte güneş takvimini kullanan Hristiyan ve Yahudi toplumların hafızasındaki 300 yıllık süreyi tasdik ederken, ay takvimini kullanan Müslümanların hesabına uygun düşen 9 yıllık farkı da belirtmiştir. Böylece tek bir ayet içinde hem iki farklı takvim sisteminin matematiksel karşılığı mucizevi bir şekilde uyumlaştırılmış hem de farklı muhatap kitlelerin zihnindeki sorular cevaplandırılmıştır.Ayrıca BakınızASHÂB-I KEHF KISSASI / ASHÂB-I KEHF'İN İSİMLERİ / BU İSİMLERİ EZBERLEMENİN FAZİLETİNE DAİR RİVAYETLERİN SIHHATİKEHF SURESİKEHF SURESİ'NİN FAZİLETİ / KEHF SURESİ'NİN BAŞINDAN VE SONUNDAN 10 AYET OKUMAKKaynakçalarKehf, 18/25.Elmalılı M. Hamdi Yazır, "Hak Dini Kur'an Dili", Azim Dağıtım Zehraveyn Yayın, c. 5, s.356.Vehbe Zuhayli,"Tefsir'ül Münir", Risale Yayınları, s. 2184-2185.Fahruddîn er-Râzî, "Tefsir-i Kebir Mefatihu'l-Gayb", Huzur Yayınevi, 2002, c. 15, s. 157.İsmail Hakkı Bursevi, "Rûhu'l Beyân", Erkam Yayınları, 2013, c. 11, s. 274-275.

Akıl Hastası Kişinin Evlendirilmesi ve Miras Hakkı Nasıl Değerlendirilir?

Akıl hastası bir kişinin evlendirilmesi ve diğer kardeşlerin mirastan pay almasının dinimizdeki hükmü nedir? Eşim şizoaffektif hastası ve öğretmen olmasına rağmen işine gitmekte zorlanıyor, sürekli sıkıntı yaşıyor. Annesi olmadığı için ablası aracılığıyla evlendik; ancak ablaları da aile mallarından pay aldılar. Ayrıntıları bilmiyorum. Her seferinde “Biz fazla verdik.” diyerek bana imalı sözler söylüyorlar. Eşim oldukça hasta ve bu durum beni çok yıpratıyor. Dinimize göre bu durumda ablalarının mirasta hakkı var mıdır?

Peygamber Efendimiz (sav) Cuma Hutbelerinde Hangi Konuları İşlerdi ve Günümüz Hutbeleriyle Farkları Nelerdi?

Resûlullah Efendimiz ﷺ cuma hutbesine çıktığında hangi meselelerden bahsederdi? O'nun ﷺ okuduğu veya rivayetlerde bize ulaşan cuma hutbeleri var mıdır? Bu hutbelerde hangi konular öne çıkardı ve nasıl bir üslup kullanılırdı? Günümüzde okunan cuma hutbeleri, Resûlullah Efendimiz ﷺ dönemindeki hutbelerle konu, muhteva, maksat ve üslup bakımından ne ölçüde benzerlik göstermektedir?

5.799

Risale-i Nur'un Kur'an'dan Başka Kaynağının Olmaması Ne Demektir?

Bediüzzaman Hazretleri, mükerrer yerlerde Risaleler için Kur'an'dan ilhamen kendisine yazdırıldığını, kaynağının başka dini veya fenni kitaplar olmadığını söylüyor. Hatta şöyle diyor: "Risaletü'n-Nur, sair te'lifat gibi ulum ve fünundan ve başka kitaplardan alınmamıştır. Kur'an'dan başka me'hazı yoktur. Kur'an'dan başka üstadı yoktur." Fakat okurken bazen hadislerle, bazen meşhur İslam alimlerinden yaptığı nakillerle, bazen de fen bilimlerinden getirdiği izahlarla karşılaşıyoruz. Bu durumda nasıl Kur'an'dan mülhem olmuş oluyor? Örneklerle açıklayabilir misiniz?

1.214

Bu Zamanda Bir Cemaate Bağlanmak Zaruri midir?

Ben zamanın cemaat zamanı olduğunu biliyorum. Ancak ben evde psikolojik rahatsızlığımdan dolayı Kur'ân okusam, kaza namazlarımı kılsam ama tarikat veya cemaatlere katılmasam ve Risale-i Nur'dan istifade etmeye çalışsam, bu durumda imanı kuvvetlendirme ihtimalim var mıdır ? 2. Sorum da ben bir öğretmenim. Öğrencilerime faydalı olmak istiyorum. Kendimi risalelerde geliştirip daha sonra mı anlatayım? Yoksa bildiğim kadarıyla Risale-i Nur'daki hakikatleri anlatmalı mıyım?

1.607

Şems-i Kur'âniyeden Tezâhür Eden Yedi Hakîkat

"Mesnevî-i Şerîf, şems-i Kur'âniyeden tezâhür eden yedi hakîkatten bir hakîkatin aynası olmuş, kudsî bir şerâfet almış. Mevlevîlerden başka, daha çok ehl-i kalbin lâyemût bir mürşidi olmuş. Öyle de Risâle-i Nûr, şems-i Kur'âniyenin ziyâsındaki elvân-ı seb'ayı ve o güneşteki renk renk ve çeşit çeşit yedi nûru birden aynasında temessül ettirdiğinden, inşâallâh yedi cihetle şerîf ve kudsî; ve yedi Mesnevî kadar ehl-i hakîkate bâkî bir rehber ve lâyemût bir mürşid olacak." 28. Lemada geçen bu kısımda anlatılmak istenilen nedir? Yedi hakikat olarak bahsettiği hakikatler nelerdir ?