Bağış Yap

Sorular

"Cuma Haftanın; Ramazan Yılın; Hac İse Ömrün Ölçüsüdür" Sözünü İzah Eder misiniz?

Asıl metin şöyledir: فيوم الجمعة ميزان الأسبوع، ورمضان ميزان العام، والحج ميزان العمر“Cuma günü haftanın, Ramazan yılın, hac da ömrün mizanıdır.”Cuma haftanın; Ramazan yılın; Hac ise ömrün bir mikyası, bir ölçüsü hükmündedir. Bu söz, insanın kulluğunu zaman içinde tanzim eden üç büyük ibadetin, hayatın farklı dairelerinde birer merkez oluşunu ifade eder.Cuma haftanın ölçüsüdür; çünkü haftalık hayat akışı içinde mü'mini toparlayan, gafletten uyandıran, cemaat ve ubudiyet şuurunu tazeleyen müstesna bir gündür. Haftanın diğer günleri, Cuma'ya nisbetle bir mana kazanır. Cuma namazı, hutbe, dua ve cemaat, haftalık manevi muhasebe hükmüne geçer.Ramazan yılın ölçüsüdür; çünkü bir sene içindeki ibadet, sabır, şükür, Kur'an ile meşguliyet ve nefis terbiyesi en parlak surette Ramazan'da görünür. Sanki bir mü'min, bir senelik manevi programını bu ayda yoğunlaştırılmış şekilde yaşar. Ramazan, yılın manevi mahsulünü tartan bir mizan gibidir. Bu cihetle Ramazan, bütün seneye bakan bir ubudiyet ve kulluk mevsimidir.Hac ise ömrün ölçüsüdür; çünkü insanın bütün hayat yolculuğunu temsil eden cami' bir ibadettir. Dünyadan alakayı azaltmak, yol hazırlığı yapmak, ihrama girmek, Arafat'ta vakfe ile mahşeri hatırlamak, Kabe etrafında tavaf ile ubudiyeti ilan etmek; bunların her biri insan ömrünün ve ölüm sonrası yolculuğun remizleri gibidir. Hac, insanın bütün ömrünü Allah'a yöneltmesi gerektiğini ders verir.Kısacası bu söz, mü'minin haftalık, yıllık ve ömürlük kulluk muhasebesini gösterir. Cuma haftalık diriliş; Ramazan yıllık terakki; Hac ise bütün ömrü kuşatan teslimiyet ve kulluk dersi hükmündedir.

Boşanmanın Hükümleri Nelerdir? İslam'da Talak Çeşitleri ve Boşama Sözleri

1. Boşanmanın Dini Hükmüİslam fıkhında evlilik meşru ve sürekli bir bağdır. Boşanma ise karşılaşılan durumlara göre dinen farklı hükümler alabilen bir ayrılık yoludur. Bu sebeple talakın/boşanmanın hükmü, içinde bulunulan hale göre şu kısımlara ayrılır:Mekruh Boşanma: Herhangi bir haklı sebep, geçimsizlik veya zarar yokken keyfi olarak evlilik bağını sonlandırmaktır. Bu konuda Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:Helal olan şeyler içerisinde Allah katında en sevimsiz olanı boşamadır. 1Hangi kadın, ortada geçerli bir sebep ve sıkıntı yokken kocasından boşanmak isterse cennetin kokusu ona haram olur. 2Vacip Boşanma: Eşler arasındaki geçimsizlik hakemlere intikal edip ayrılma kararlaştırıldığında veya erkeğin eşine yaklaşmamaya yemin ettiği ila süresi (4 ay) dolduğunda gerçekleşen boşamadır.Sünnet Boşanma: Eşlerin birbirlerinin haklarına riayet etmeyerek zulmetmesi veya namus ilkelerinin ihlal edilmesi durumunda yapılan boşamadır.Haram/Bid'ati Boşanma: Dinen yasaklanan zamanlarda (adet veya lohusalık döneminde yahut cinsel ilişkide bulunulmuş temizlik devresinde) veya bir defada üç talakın birden verilmesiyle yapılan boşamadır.2. Sünnete Uygunluğu Yönünden Boşanma ÇeşitleriA. Sünni TalakSünni talak, İslam fıkhında Hz. Peygamber'in (sav) sünnetine uygun olarak, belirli zaman ve sayı şartlarına riayet edilerek gerçekleştirilen meşru boşama şeklidir. Bu usulün en temel şartı, kadının adet veya lohusalık halinde değil, cinsi münasebetin yaşanmadığı bir temizlik devresinde boşanmasıdır.Adet döneminde boşamanın yasaklanmasının hikmeti, bu sürede verilen boşamanın iddeti uzatarak kadını mağdur etmesini ve zarara uğratmasını önlemektir. Cinsi münasebetin gerçekleştiği temizlik döneminde boşamanın yasaklanma hikmeti ise muhtemel bir hamilelik belirsizliğini ve bunun yol açacağı iddet karışıklığını engellemektir.Ayrıca Sünni talakta boşamaların tek bir anda topluca söylenmeyip zaman içine yayılarak teker teker verilmesi esas alınmıştır. Bu hakların dağıtılarak kullanılmasındaki hikmet, eşlerin öfkeyle karar vermesini engellemek ve onlara durumlarını yeniden değerlendirme fırsatı tanımaktır.Hanefi fıkhında Sünni talak, en üstün kabul edilen talak-ı ahsen ve sünnete uygun olan talak-ı hasen şeklinde ikiye ayrılır. Talak-ı ahsen, kadının cinsi münasebet olmadan bir temizlik devresinde tek talakla boşanıp iddet süresince beklenmesidir. Bunun hikmeti, pişmanlık halinde evliliğe kolayca dönme imkanı sağlamasıdır. Talak-ı hasen ise kadının her temizlik döneminde birer talak verilerek boşanmasıdır. Bu usul de her aşamada kararı yeniden gözden geçirme fırsatı sunar.Netice itibarıyla Sünni talak, fevri kararlarla yuvaların yıkılmasını önleyen ve taraflara pişmanlıklarını telafi etme imkanı tanıyan hikmetli bir fıkıh esasıdır. Bu konuda Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır:Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız zaman, onları iddetlerini gözeterek (adetten temiz oldukları ve temas edilmediği dönemde) boşayın ve iddeti sayın...3Yine bu konuda Abdullah b. Ömer (r.a.) eşini âdetli iken boşadığında, durum Resul-i Ekrem'e (sav) intikal edince şöyle buyurmuştur:Ona emret, eşine dönsün! Sonra temizlenip tekrar adet görünceye ve yeniden temizleninceye kadar onu yanında tutsun. Bundan sonra boşamak isterse, kendisine temas etmeden temizlik halinde boşasın. İşte Allah'ın emrettiği iddet budur. 4B. Bid'ati Talak (Mekruh/Haram Boşama)Dinen yasaklanan vakitlerde (hayız/nifas halinde veya ilişkide bulunulmuş temizlik döneminde) yapılan ya da bir arada üç talakın birden verildiği boşama şeklidir.Resulullah'a (sav) bir adamın karısını bir defada üç talakla boşadığı haberi ulaşınca öfkeyle ayağa kalkmış ve şöyle buyurmuştur:Ben henüz aranızdayken Allah'ın kitabı ile mi oynuyorsunuz? 5"Allah'ın Kitabı ile Oynamak" İfadesinin Anlamı:Kur'an-ı Kerim'de (Bakara Suresi 229. ayet ve Talak Suresi 1. ayet) boşanmanın bir anda değil; eşlerin düşünmesine, pişman olup barışmasına (ric'at) imkan tanıyacak şekilde temizlik dönemlerine yayılarak kademeli yapılması emredilmiştir.Bir erkeğin boşanma hakkının tamamını tek bir mecliste tüketmesi, Allah'ın koyduğu sınırları ihlal etmek ve dindeki ruhsatı kötüye kullanmak olduğu için Peygamber Efendimiz (sav) bu durumu şiddetle reddetmiş ve "Allah'ın Kitabı ile oynamak" olarak nitelemiştir.3. Evliliğe Dönüş İmkanı Yönünden Boşanma ÇeşitleriA. Ric'i Talak (Dönüşlü Boşanma)Açık (sarih) sözlerle verilen bir veya iki boşama türüdür. Bu boşamada kadının iddet süresi (yaklaşık 3 adet dönemi) bitmeden koca, yeni bir nikaha ve kadının rızasına ihtiyaç duymaksızın evliliğe tek taraflı olarak dönebilir. Bu konuda Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır:Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç kuru' (adet veya temizlik süresi) beklerler... Kocaları barışmak istedikleri takdirde o müddet içinde onları geri almaya herkesten çok hak sahibidirler. 6B. Bain Talak (Kesin Boşanma)Beynunet-i suğra, nikah bağının tamamen koptuğu; fakat tarafların isterlerse yeni bir nikah ve yeni bir mehirle tekrar evlenebildiği ayrılık şeklidir.Bu durumda erkek, kadını iddet içinde iken tek taraflı olarak geri alamaz. Çünkü burada ric'at hakkı yoktur. Yeniden birleşmek istenirse iddet süresi bittikten sonra kadının rızası, yeni nikah akdi ve mehir gerekir.Hangi hallerde olur?Nikahtan sonra zifaf (birliktelik) gerçekleşmeden önce yapılan boşamada.Kadının boşanma için bir bedel ödemesinden sonra yapılan ayrılıkta; yani hul' ile boşanmada.Kinayeli ve şiddetli sözlerle boşama niyetiyle yapılan talakta.Mesela nikahtan sonra henüz evlilik fiilen başlamadan boşama olursa, artık erkek “Vazgeçtim, geri döndüm.” diyerek nikahı kendiliğinden sürdüremez. Ancak iki taraf da razı olursa yeniden nikah kıyılır.Kısaca, beynunet-i suğra kesin bir ayrılıktır; fakat ebedi bir ayrılık değildir. Üç talakla meydana gelen büyük ayrılıktan farkı da budur. Ayrıca nikahtan sonra cinsel birliktelik yaşanmadan bir boşanma olursa o vakit kadının üzerinde bir iddet beklemesi yoktur. Bu konuda Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır:Ey iman edenler! Mümin kadınları nikahlayıp da henüz dokunmadan onları boşarsanız, onlar için üzerinize sayacağınız bir iddet yoktur...7Beynunet-i kübra (Büyük Ayrılık): Üçüncü talak hakkının kullanılmasıyla gerçekleşen kesin ayrılıktır. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:Eğer koca eşini (üçüncü defa) boşarsa, kadın başka bir erkekle evlenmedikçe (ve o evlilik de normal yolla sona ermedikçe) ilk kocasına helal olmaz...8Üç talak hakkını kullanan bir adamın eşiyle tekrar evlenebilmesi için eşinin başka bir adamla tam bir evlilik yapıp boşanması gerekir. Yani yeni evlendiği kimse ile cinsel birliktelik yaşayıp sonra ondan ayrılmadan tekrar evlenmesi haramdır. Bu konuda Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:Üç talakla boşanan bir kadının başka bir erkekle şeklen evlenip ayrılmak istemesi üzerine Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Hayır, gerçek bir evlilik gerçekleşip cinsel birliktelik yaşanmadıkça ilk kocana helal olamazsın." 9Sual: Tek seferde yapılan üç boşama veya "3 kere seni boşadım" ifadesi 3 boşama mı sayılır?İçlerinde Hanefi ve Şafiilerin de bulunduğu fukaha çoğunluğuna göre, aynı anda verilen “üç boşama”, “üç talak” olarak geçerli olup bu takdirde kocanın eşini tamamen boşadığı görüşü benimsenmiştir. Din İşleri Yüksek Kurulu ise Hz. Peygamber (sav), Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer döneminin ilk iki yılında üç talakın bir talak sayıldığına dair rivayetleri ve İbn Abbas'tan (ra) gelen, Rükane'nin eşini bir mecliste üç talakla boşadığı, bunun üzerine Resulullah'ın (sav) bunu bir talak saydığına dair hadisi delil alarak, tek mecliste tek seferde yapılan üç boşamanın bir boşama sayılacağı hükmünü benimsemiştir. 10 Biz de bu görüşü esas alıyoruz.4. Boşamada Kullanılan Sözler (Sigalar)Sarih (Açık) Sözler: "Seni boşadım", "Boş ol" gibi doğrudan boşamaya delalet eden ifadelerdir. Bu sözlerde kişinin niyetine bakılmaksızın boşama gerçekleşir. Bu konuda Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:Üç şey vardır ki onların ciddisi de ciddi, şakası da ciddidir: Nikah, talak ve ric'at. 11Kinayeli Sözler: "Babanın evine git", "Serbestsin", "Ayrıldım" gibi hem boşamaya hem de başka anlamlara gelebilen ifadelerdir. Bu sözlerle boşamanın meydana gelmesi için kişinin bu ifadeleri boşama niyetiyle söylemesi gerekir.5. Diğer Boşanma UsulleriA. Hul' (Bedel Karşılığı Boşanma)Kadının, kocasına bir bedel (mehir veya belirli bir mal) ödeyerek veya alacağından vazgeçerek evlilik bağını sonlandırmasıdır. Bu konuda Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır:...Eğer karı-kocanın Allah'ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyamayacaklarından korkarsanız, kadının (kocasından ayrılmak için) fidye vermesinde ikisine de günah yoktur...12B. Mahkeme Kararıyla Ayırma (Fesih veya Talak)Geçimsizlik, şiddet, kocanın nafaka ödeyememesi veya terk etmesi durumlarında mahkeme veya hakemler yoluyla evliliğin sona erdirilmesidir. Bu hususta Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır:Eğer karı-kocanın arasının açılmasından endişeye düşerseniz, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bu arabulucu hakemler gerçekten barıştırmak isterlerse, Allah onların arasını düzeltir...13İddet Nedir?“Saymak, miktar, adet” manalarına gelen iddet, bir fıkıh terimi olarak herhangi bir sebeple evliliğin sona ermesi halinde, kadının yeni bir evlilik yapabilmek için beklemek zorunda olduğu süreyi ifade eder. 14İddetin Hikmetleriİddetin; kadının hamile olup olmadığının anlaşılmasıyla nesebin karışmasının önlenmesi, taraflara düşünme ve yeniden bir araya gelme fırsatı vermesi, kadının yeni hayata ruhen ve psikolojik olarak hazırlanmasına vesile olması ve evlilik bağının bir anda tamamen yok sayılmaması gibi hikmetleri vardır.Boşanma veya Fesih Halinde İddet SüresiEvlilik boşanma veya fesih (mahkeme) yoluyla sona ermişse ve kadın da hamile değilse adet gören kadın, üç hayız süresi iddet bekler. Bu konuda Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır:Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hali (hayız veya temizlik müddeti) beklerler. 15Herhangi bir sebeple adet görmeyenler ise üç ay süreyle iddet beklerler. Bu hususta Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:Kadınlarınızdan adetten kesilmiş olanlarla henüz adet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. 16Kocanın Vefatı Halinde İddet SüresiEvlilik erkeğin ölümü ile sona ermiş ve kadın da hamile değilse iddet süresi dört ay on gündür. Kur'an'da şöyle buyurulmaktadır:İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün iddet beklerler. 17Hamile Kadının İddetiEvlilik ne şekilde sona ererse ersin, hamile olan kadının iddeti doğum yapıncaya kadardır; doğum yapmasıyla iddeti sona erer. Bu hususta Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır:Hamile olanların bekleme süresi ise doğum yapmalarıyla sona erer. 18İddetin Başlangıcıİddet beklemenin başlangıcı, tarafların fiilen birbirlerinden ayrı kaldıkları an değil, boşamanın veya ölümün gerçekleştiği andır.İddet Bekleyen Kadının Nikahlanmasıİddet beklemekte olan bir kadının başka biri ile nikahlanmasının haram olmasının hikmeti; kendisinde hala önceki evliliğin tesirlerinin bulunabilmesi, eski kocasının haklarının korunması ve neslin birbirine karışma ihtimalinin önlenmesidir.Ayrıca BakınızİSLAM'DA DİNİ NİKAH NEDEN ŞARTTIR? RESMİ NİKAH YETERLİ DEĞİL Mİ?AİLEDEN GİZLİ KIYILAN NİKAHŞAFİ MEZHEBİNE GÖRE DİNİ NİKAHIN ŞARTLARIDİNDEN ÇIKANIN NİKAHIKESİN EVLENME KARARI NİKAHSIZ YAŞAMAYI HELAL YAPAR MI?KaynakçalarEbu Davud, Talak, 3; İbn Mace, Talak, 1Tirmizi, Talak, 11; Ebu Davud, Talak, 18Talak, 65/1Buhari, Talak, 1; Müslim, Talak, 1Nesai, Talak, 6Bakara, 2/228Ahzab, 33/49Bakara, 2/230Buhari, Talak, 7; Müslim, Nikah, 115Din İşleri Yüksek Kurulu, DİB Fetvalar [2024, 11. Basım], Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2024, s. 521, 522 (Fetva No: 886)Ebu Davud, Talak, 9; Tirmizi, Talak, 9Bakara, 2/229Nisa, 4/35H. İBRAHİM ACAR, "İDDET", TDV İslam Ansiklopedisi, 2000, c.21, s.466Bakara, 2/228Talak, 65/4Bakara, 2/234Talak, 65/4

Peygamber Efendimiz (sav) Gece Namazı İçin Eşinden İzin Alır mıydı?

Evet, Peygamber Efendimiz (sav) gece teheccüt/nafile ibadete kalkacağı zaman zevcesi Hz. Aişe validemizden nezaketle izin istediğini bildiren rivayetler hadis kaynaklarında gelmiştir. Bu husustaki meşhur rivayet şöyledir:Ata b. Ebi Rabah anlatır: Ben ve Ubeyd b. Umeyr, Hz. Aişe validemizin yanına girdik. Ubeyd b. Umeyr, “Ey Müminlerin Annesi! Resulullah Efendimizde gördüğünüz en hayret verici hali bize anlatır mısınız?” dedi. Hz. Aişe validemiz ağlayarak şöyle buyurdu: “Onun hangi hali hayret verici değildi ki! Bir gece benim nöbetimdi. Yanıma geldi, yatağıma girdi. Sonra bana, 'Ey Aişe! Bu gece Rabbime ibadet etmem için bana izin verir misin?' buyurdu. Ben de, 'Vallahi ben sana yakın olmayı severim; fakat seni sevindiren şeyi daha çok severim' dedim.” Bunun üzerine kalktı, abdest aldı, namaza durdu ve ağladı. Öyle ağladı ki gözyaşları sakalını, göğsünü ve secde ettiği yeri ıslattı. Sabah olunca Hz. Bilal r.a. geldi ve, “Ya Resulallah! Allah senin geçmiş ve gelecek hatalarını bağışladığı halde niçin böyle ağlıyorsun?” dedi. Bunun üzerine, “Şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdu. Bu gece bana öyle ayetler indirildi ki, onları okuyup da tefekkür etmeyenlere yazıklar olsun” buyurdu ve Al-i İmran Suresi'nin son ayetlerini okudu. 1Bu rivayet, Resul-i Ekrem Efendimizin (sav) aile hukukunda nezaketini, ibadetteki hassasiyetini ve teheccütteki huşusunu göstermektedir.Ayrıca BakınızAYET VE HADİSLERLE TEHECCÜD NAMAZI'NIN FAZİLETİTEHECCÜD NAMAZI İÇİN UYKU ŞART MIDIR? UYUMADAN KILINABİLİR Mİ?TEHECCÜD NAMAZI PEYGAMBER EFENDİMİZE (SAV) FARZ MIYDI?Kaynakçalarİbn Hibban, es-Sahih, c. 2, s. 386, Hadis No: 620; Ebu Ya'la el-Mevsıli, el-Müsned, c. 8, s. 252, Hadis No: 4831.

9.677

Bediüzzaman Hazretleri'nin Tebliğ Metodu Nedir? Risale-i Nur'da Tebliğ Esasları

Tebliğ, üzerinde hassasiyetle ve ciddiyetle durulması gereken bir meseledir. Nur ve rahmet olarak gönderilen İslâmiyet, eğer doğru ve etkili tebliğ edilirse, dünyanın rengini değiştirebilecek bir potansiyele sahiptir. Neyi, niçin, ne kadar ve kime karşı nasıl anlatacağını çok iyi bilen, savunduğu davayı hazmetmiş fedâkar fertlerle yapılan bir tebliğ, çok güzel neticeler verebilir. İşte Bediüzzaman Hazretleri, zamanı iyi okuyan, ikna edici ve kalplerde yankı bulan, özellikle izzetli ve haysiyetli bir tebliğle İslamiyet'i muhtaç gönüllere ulaştırmıştır. Teoriden ziyade pratikte tecrübe edilmiş ve milyonlarca insanın hayatında yankı bulmuş, kaynağını doğrudan doğruya Kur'ân ve sünnetten alan Risâle-i Nûr'un tebliğ esaslarından şu başlıklar altında bahsedeceğiz:RİSALE-İ NUR'DA TEBLİĞ ESASLARI1. Merkezinde İhlâs Olan Bir TebliğBediüzzaman Hazretleri'nin tebliğ metodunun merkezinde ihlâs hakikati vardır. Allah'ın dinine hizmetin hangi maksatla yapılması gerektiğini kendisi şu cümlelerle açıklar:Amelinizde rızâ-yı İlahî olmalı. Eğer o râzı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O râzı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktizâ ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da râzı eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenâb-ı Hakk'ın rızâsını esas maksad yapmak gerektir.1 Evet, tebliğin mayasında ihlâs ve samimiyetle istemek olmalıdır ki netice alınabilsin. Çünkü ihlâs öyle bir iksirdir ki samîmi bir ihlâs şerde dahi olsa neticesiz kalmaz. İhlâs ile kim ne isterse Allah verir.2. Lisân-ı Hal İle TebliğTebliğe önce kendi nefsinden başlayan Bediüzzaman Hazretleri'nin Risale-i Nur'da geçen bir kısım ifadeleri şunlardır:Ben nefsimi herkesten ziyâde nasihate muhtaç görüyorum.2Nefsini ıslâh etmeyen başkasını ıslâh edemez.3Risâle-i Nûr, en evvel tercümanının nefsini iknaa çalışır, sonra başkalara bakar.4Tebliğin tesirli olabilmesi için en önemli hususlardan biri de tebliğ edenin, kabul edilmesi ve yaşanması için anlattığı hakikatleri kendi hayatında yaşamasıdır. Yoksa kendini ayrı tutarak veya nefsini unutarak yapılan bir tebliğ, neticesiz kalmaya mahkumdur. Dünyanın rengini değiştirecek bir tebliğin, İslâmiyet'i örnek bir şekilde yaşayarak anlatmaktan geçtiğini Risale-i Nur'daki şu cümlelerden anlıyoruz:Eğer biz, doğru İslâmiyet'i ve İslâmiyet'e lâyık doğruluğu ve istikâmeti kendi üzerimizde göstersek, bundan sonra efvecen efvecen (insanlar İslâmiyet'e) dahil olacaklardır.5Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakāik-i îmâniyenin kemâlâtını ef'âlimizle izhâr etsek, sâir dinlerin tâbi'leri, elbette cemâatlerle İslâmiyet'e girecekler. Belki küre-i arzın bazı kıt'aları ve devletleri de İslâmiyet'e dehâlet edecekler.6Bu ifadeler, İslamiyet'in hakikatinin yalnız sözle değil, en tesirli şekilde hal, ahlak ve yaşayışla gösterileceğini anlatır. Müslümanlar doğruluk, adalet, merhamet, emniyet, istikamet ve güzel ahlakı kendi hayatlarında açıkça yaşarlarsa, insanlar İslamiyet'in güzelliğini fiilen görür; böylece kalpler ona meyleder. Buradaki esas mana şudur: İslamiyet'in yayılmasında en kuvvetli tebliğ, yaşayarak tebliğdir. Yani iman hakikatleri ve İslâmî ahlak, kuru iddia ile değil; davranış, muamele ve karakter ile gösterilmelidir. Bu olursa, başka din mensupları da İslamiyet'in mükemmelliğini görüp cemaatler halinde ona yönelirler. Bunun örneklerini dünyanın çeşitli yerlerinde zaman zaman görmekteyiz.3. Tebliğde İstiğnâ DüsturuHz. Üstad'ın hayatının en çarpıcı özelliklerinden biri de istiğnâ düsturudur. Yani yaptığı hizmet karşılığında insanlardan maddî-manevî hiçbir şey talep ve kabul etmemesidir. Hz. Üstad, çocukluğundan beri ilmin izzetini muhafaza etmek için bu kâidesini bozmamıştır. Bu kâidesinin çok önemli bir sebebini kendisi şöyle açıklar:Ehl-i dalâlet; ehl-i ilmi, ilmi vâsıta-i cer etmekle ithâm ediyorlar. İlmi ve dîni kendilerine medâr-ı maîşet yapıyorlar deyip, insafsızcasına onlara hücûm ediyorlar. Bunları fiilen tekzîb lâzımdır.7Ehl-i dalalet, “Bunlar ilmi ve dini geçim vasıtası yapıyorlar.” diyerek ehl-i ilmi küçültmek ve halkın nazarından düşürmek ister. “Bunları fiilen tekzib lazımdır.” cümlesi ise, bu ithamın sözle değil, hal ve yaşayışla yalanlanmasını ifade eder. Hem hakkı neşrederken peygamberlere tâbi olunması gerektiğini söyleyen Bediüzzaman Hazretleri, şu ayet-i kerimeye ayna olarak insanlardan hiçbir beklenti içinde olmamıştır:De ki: “Sizden bir ücret istemişsem, o hâlde o sizin olsun! Benim ücretim ancak Allah'a âiddir. O ise, her şeye hakkıyla şâhiddir.”8Bu dehşetli asırda pek çok kimsenin uğrunda esir olduğu maaş, rütbe, servet, şöhret ve daha nice maddi ve manevi menfaatlerle asla alakası olmadan Kur'an'a hizmet etmiş ve dünyaya tenezzül etmeyerek gönülleri fethetmiştir.4. Özünde İspat ve İknâ Olan Bir Tebliğİçinde bulunduğumuz asır, ilim ve fenni esas alan, özünde ispat ve iknâ olan bir tebliği gerekli kılmaktadır. Çünkü dalalet yani sapkınlık, cehaletten gelse izâlesi, giderilmesi kolaydır. Asrımızdaki dalalet ise çoğunlukla aklı esas alan fenden ve bilimden geldiği için izâlesi zordur.Bütün iman esaslarına ilişen bu büyük tehlikeye, Risale-i Nur zamanın anlayışına uygun yeni ikna ve ispat usulleriyle karşı koymuştur. İman esaslarını iki kere iki dört eder katiyette ispat edip, ehl-i imanın imanını muhafaza etmiştir. Küfre giren ehl-i inkara ise, gittikleri yolun iç yüzünü ve o yolun ne kadar tutarsızlıklarla dolu olduğunu, çok kuvvetli delillerle ispat etmiştir. Eğer hâlâ o yolda gitmekte ısrar ederlerse ne gibi imkansız ve hurafe şeyleri kabul etmeye mecbur kalacaklarını çok açık bir şekilde izah etmiştir.  Özellikle asrımızın manevi bir hastalığı olan tabiatçılık felsefesini ve bu felsefeden gelen dinsizlik fikrini dirilmeyecek bir surette öldürüp, küfrün temel taşı hükmünde olan bu felsefeyi paramparça etmiştir. Yine İbn-i Sina gibi dâhilerin anlamakta aciz kaldığı “İman ederiz fakat akıl bu yolda gidemez” diye hükmettikleri iman hakikatlerini hemen herkesin anlayabileceği bir dille, kesin bir şekilde ispat ve tam bir açıklıkla izah etmiştir.5. Misal Getirerek AnlatmaÜstad Bediüzzaman, Risâle-i Nûr'da çoklukla, Kur'ani bir metot olan misal getirerek anlatma ve ispat etme yolunu tercih etmiştir. Temsil metodu da denilen bu ispat usulünde, misaller, en derin hakikatlere ulaşmak için bir dürbün, bir merdiven vazifesi görürler. En uzak hakikatlerin anlaşılmasına ve en derin manaların kolayca kavranmasına hizmet ederler.6. Gayr-ı Meşrû Lezzet İçindeki Elemleri GöstermekÜstad Hazretleri bu zamanda iki dehşetli hâlin hükmettiğini söyler ve birincisini şöyle teşhis eder:Âkıbeti görmeyen ve bir dirhem hazır lezzeti ileride bir batman lezzetlere tercîh eden hissiyât-ı insaniye akıl ve fikre galebe ettiğinden, ehl-i sefâheti sefâhetinden kurtarmanın yegâne çâresi, aynı lezzetinde elemini gösterip hissini mağlûb etmektir. ...bu zamanda âhiretin elmas gibi ni'metlerini, lezzetlerini bildiği hâlde, dünyevî kırılacak şişe parçalarını ona tercîh etmek, ehl-i îmân iken ehl-i dalâlete o hubb-u dünyâ ve o sır için tâbi' olmak tehlikesinden kurtarmanın çâre-i yegânesi, dünyada dahi cehennem azâbını ve elemlerini göstermekle olur ki, Risâle-i Nûr o meslekten gidiyor.9Evet, bu zamanın insanı, âhiretin elmas gibi bâkî nimetlerini ve sonsuz lezzetlerini bildiği halde, şişe parçaları hükmünde olan dünyevî fânî şeyleri tercih ediyor. Dünya sevgisi yüzünden, ehl-i iman iken ehl-i dalâlete tâbi oluyor. Dünya için ahiretini unutuyor, ahiretini dünyaya feda ediyor. Risale-i Nur'da ise öyle bir metot var ki, o lezzetli gibi görünen haramın, zehirli bir bala benzediğini anlatır. Hislerine mağlup olup harama girenlere, daha dünyada iken o haramın içindeki cehennem azabını ve elemini gösterir. Böylece en inatçı ve nefsine düşkün insanları bile o uğursuz, gayr-ı meşru lezzetlerden ve sefahetlerden kurtarma imkanı vardır. Harama karşı bir nefret uyandırıp aklı başında olanları tevbeye sevk eder. 7. Batılı Tasvir Etmeyen Bir TebliğEtkili tebliğin temel özelliklerinden biri de muhatabın zihninde yanlış anlamalara sebebiyet verecek şüpheler oluşturmamaktır. Faydalı olayım derken zarara sebebiyet vermemektir. Bu konunun üzerinde hassasiyetle duran Bediüzzaman Hazretleri, şu ifadeleri kullanır:Bâtıl şeyleri iyice tasvir, safi zihinleri idlâldir.10Risâle-i Nûr'un mesleği odur ki, zihinlerde bir iz bırakmamak için, sâir ulemâya muhâlif olarak, muârızların şübhelerini zikretmeden öyle bir cevâb verir ki, daha vehim ve vesveseye yer kalmaz.11Batıl bir düşüncenin zararlı şüphe ve itirazlarını ayrıntılarıyla anlatmak, çoğu zaman sâfî zihinleri bulandırır. Muhatabın muhtaç olduğu hakikat, aklı karıştırmadan, şüpheleri zikretmeden öyle anlatılmalıdır ki muhataba hakikatli bir fayda sağlansın.8. Kendi Vazifesini Yapıp Allah'ın Vazifesine Karışmayan Bir TebliğRisale-i Nur'dan bir yer paylaşıp kısaca izahını yapalım:Benim vazîfem hizmet-i îmâniyedir. Muvaffak etmek veya etmemek Cenâb-ı Hakk'ın vazîfesidir deyip, ihlâs ile hareket etmeyi Kur'ân'dan ders almışım.12İnsanların kalplerini etkilemenin ve hakikatleri onlara kabul ettirmenin, Allah'ın vazifesi olduğuna çok iyi inanan Bediüzzaman Hazretleri, bazen ihlâsla söylenen bir tek kelimenin kurtuluşa vesile ve Allah'ın rızasına sebep olacağını, bazen bir tek kişinin irşadının bin kişinin irşadı kadar Cenab-ı Hakk'ı razı edeceğini ifade eder. O yüzden sayıca çokluğa değil, kaliteye ehemmiyet verilmesi üzerinde ısrarla durur.9. Cemaat Halinde Olmanın Gücüne Dayanan Bir TebliğRisale-i Nur'un vazifelerinden biri de bu asrın manevi tahribatına karşı Kur'ân hakikatleri ve iman nurları ile tamirdir. Üstad Hazretleri, bu asırdaki tahribatın manevi ve alem-i İslam'ı içine alacak derecede umumi bir tahribat olduğunu ve tahribatçıların tek tek değil, cemaat halinde taarruz ettiklerini söyler. Manevi tamir vazifesinin de ancak kalpleri ıslah ve tedavi edecek manevi hakikatlerle, cemaat halinde ve her bir fertle bire bir alakadar olmak suretiyle yapılması gerektiğini söyler. Özellikle ehl-i dalaletin cemaat halindeki taarruzuna karşı bütün Müslümanları ittifak ruhuyla bir araya getiren, bir şahs-ı manevi yani tüzel kişilik hükmünde bir cemaatin gerekliliğini vurgular.10. Toplumun Hiçbir Tabakasını İhmal Etmeyen Bir TebliğRisale-i Nur, manevi tahribata karşı tamir vazifesini yaparken toplumdaki her bir ferdin hukukunu düşünerek hareket eder. Toplumun her kesimine hitap eder, muhatap ayırt etmez. Hedef kitlesi bütün insanlardır.Bediüzzaman Hazretleri'nin eserleri yediden yetmişe herkesi muhatap kabul eder. Mesela Hz. Üstad, çocukları Risale-i Nur'un fıtri talebesi olarak görür. Gençler için Gençlik Rehberi'ni, hanımlar için Hanımlar Rehberi'ni, ihtiyarlar için İhtiyarlar Risalesi'ni, hastalar ve musibetzedeler için Hastalar Risalesi'ni kaleme almıştır.Ayrıca, Bediüzzaman Hazretleri sosyal hayattaki pek çok itikadi problem ve İslami gruplar hakkında ehl-i sünnetin bakışını herkesi doyurucu ve ikna edici bir şekilde ortaya koymuştur.          11. Müsbet Hareket Üzerine Kurulu Bir TebliğRisale-i Nur talebeleri, İslamiyeti tebliğ ederken müsbet yani olumlu bir tarzda hareket ederler. Yani kendi mesleklerinin muhabbetiyle hareket edip, diğer mesleklerin düşmanlığı ve kıymetlerinin düşürülmesi üzerine hizmetlerini bina etmezler. Kendi meziyetlerini göstermek için başkalarının kıymetini eksiltmezler. Bediüzzaman Hazretleri, müsbet hareketi esas tutarak şu yol gösterici ifadeleri kullanır:Sen mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit, Mesleğim haktır veya daha güzeldir, demeye hakkın var. Fakat Yalnız hak benim mesleğimdir demeye, hakkın yoktur. ...Başkasının mesleğini butlân ile mahkûm edemez.13Risale-i Nur'un usulü, tahriklere kapılmadan, sadece kendi mesleğiyle meşgul olup, İslamiyet dairesi içinde hangi meşrepte olursa olsun, bütün Müslümanlarla muhabbete, kardeşliğe ve birliğe vesile olacak mukaddes bağlar bulunduğunu bilmek ve ona göre hareket etmektir. Müslümanları birbirinden uzaklaştıran, birbirinden soğutan, birlik ruhunu dağıtan, ayrılığa sebep olan olumsuz hareketlerin her zaman karşısında olmuşlardır.12. Nazikâne, Nezihane, Kavl-i Leyyin, Müşfikane Bir Üslupla TebliğBediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur'un dili ve üslubu noktasında şunu söylemiştir:Risâle-i Nûr'un mesleği nezîhâne ve nâzikâne ve kavl-i leyyindir. 14Yani muhataba karşı nazik, temiz ve tatlı bir dil kullanılması gerektiğini ve Risale-i Nur'un böyle bir tarz üzerinde kaleme alındığını vurgulamıştır. Talebelerinden de Kur'ân hakikatlerini ve iman nurlarını bu prensiple tebliğ etmelerini istemiştir. Hz. Üstad ve talebeleri, bu zamanın günah bataklığına girmiş ve dinsizlik yangınına düşmüş çaresiz insanlarını kendi evlatları gibi görüp, onları kurtarmak için şefkat ve sabırla hareket ederlerdi. İslam'ın nuruna muhtaç muhatabı rencide etmeden yumuşak bir dille İslamiyet'i anlatırlardı.13. İzzetli ve Karakterli Bir TebliğBediüzzaman Hazretleri'nin tebliğinin en önemli özelliklerinden biri de güç odaklarından etkilenmeden, izzetli ve kişilikli bir tebliğ yapıp talebelerine de bu tarzı miras bırakmasıdır. İzzetli ve kişilikli yapılan bir tebliğ, tebliğe kuvvet ve ruh veren çok mühim bir faktördür. Her türlü dünyevî kaygılardan ve korkulardan uzak, sadece Rabbimizin iltifatını önemseyen bir tebliğ, Risale-i Nur'un tebliğ tarzını ifade eder.Hz. Üstad, İslam'ın izzetini, Kur'ânın şerefini muhafaza etmek için hayatı boyunca insanlardan korkmadan, zorluklardan yılmadan hareket etmiştir. Tehditler, sürgünler, mahkemeler, hapisler, işkenceler, defalarca zehirlemeler, idam sehpaları onu davasından geri çevirememiştir. Gerektiğinde imandan gelen bir cesaretle zalimlere karşı şunu haykırmıştır:Eğer başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa, her gün biri kesilse, hakîkat-i Kur'âna fedâ olan bu başı zındıkaya ve küfr-ü mutlaka eğmem. Ve bu hizmet-i îmâniye ve nûriyeden vazgeçmem ve geçemem.15Netice olarak: Bediüzzaman Hazretleri, ölçüsünü doğrudan doğruya Kur'an ve sünnetten alan, ihlas ve istiğna (ihtiyaç duymama) düsturunu kendine rehber yapan, anlattıklarını bizzat kendisi yaşayarak başkalarına da yaşatan, asrın hastalıklarının farkında olup zamanın ihtiyaçlarını iyi okuyan, ilim ve fenni esas alıp özünde ispat ve ikna bulunan, gayr-ı meşru lezzet içindeki elemleri gösterip insanları haramdan uzaklaştıran, kendi vazifesini yapıp Allah'ın vazifesine karışmayan, bâtılı tasvir etmeden davasını anlatan, muhatap ayırt etmeyerek cemaat halinde toplumun her kesimine ulaşmaya çalışan, müsbet hareket üzerine kurulu, nâzikâne, nezîhâne, kavl-i leyyin ve müşfîkâne bir üsluba sahip olan, izzetli ve kişilikli örnek bir tebliğ yapmıştır.Bediüzzaman Hazretleri dolayısıyla Risale-i Nur, kısaca anlatmaya çalıştığımız tebliğ esaslarıyla bugün milyonlarca insanın imanlarının kurtulmasına ve kuvvetlenmesine vesile olmuştur. Bu sayede insanlar, asrın manevi tehlikelerinden Kur'ân ve sünnetin kalesine sığınmış, İslam şeriatının istediği şuuru ve duruşu kazanmıştır.Bediüzzaman Hazretleri'nin Barla gibi küçük bir köyden, beş on ihlaslı, fedakar talebesiyle yola çıkarak başlattığı bir hizmetin, bugün arzın dört bir yanındaki birçok insana Allah'ın izniyle iman dersini işittirmesi, dünyanın pek çok yerinde Bediüzzaman ve Risale-i Nur hakkında paneller, konferanslar, sempozyumlar, toplantılar düzenlenmesi, Risale-i Nur'un tebliğ metodunun ne kadar isabetli olduğunun açık bir göstergesidir. Risale-i Nur ve Bediüzzaman Hazretleri'nin hayatı detaylıca incelense, belki bu yazdıklarımıza ilaveten çok maddeler eklenebilir.Cenâb-ı Hak'tan niyazımız odur ki, rızasına uygun olarak, kendisini ve Resûlünü (asm) sevmeyi ve başkalarına da sevdirmeyi bizlere nasip eylesin.Ayrıca BakınızETKİLİ TEBLİĞİN ESASLARIİSLAMİYET HRİSTİYANLARA NASIL TEBLİĞ EDİLMELİ?RİYA OLUR KORKUSUYLA TEBLİĞ YAPMAMAKTEBLİĞDE ÖNCE KENDİ NEFSİNİ ISLAH ETMEK PRENSİBİ / TEBLİĞ METOTLARIİSLÂM'I TEBLİĞ EDERKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR / DİN TÜCCARI İTHAMINA CEVAPLARTEBLİĞDE SAMİMİ OLMAK / TEBLİĞ USULLERİKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.167Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.1Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.93Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.343Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s.402Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s.441Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s.8Sebe', 34/47Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s.433Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s.498Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ'caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.2Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4 s.552Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s.110Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.185Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.266

1.229

Hanımın Kocasına Üç Kere “Boş Ol” Demesi Nikaha Zarar Verir mi?

Bir erkek, hanımına nikah akdini bozma vekaletini vermemişse, hanımın kocasına “Boş ol” demesiyle, bunu üç defa tekrar etse bile nikah akdine zarar gelmez.1Ancak koca, nikah akdi esnasında veya evlilik devam ederken boşama yetkisini hanımına devretmişse buna tefviz-i talak denir. Bu durumda verilen yetkinin şekline göre hüküm değişebilir.Ayrıca BakınızÜÇ TALAKLA BOŞANMA VE BOŞANMA SÖZCÜKLERİBOŞANMAK KADER MİDİR?MAHKEME YOLUYLA BOŞANMANIN HÜKMÜRESMİ BOŞANMA DİNİ BOŞANMA SAYILIR MI?BOŞANMA SONRASI KADINA NAFAKA VERİLMESİKaynakçalarVehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Feza Yay., İstanbul 1994, c. 9, s. 47-48.

"İlm-i gayb, Allah'a mahsustur. Hiç bir Veli tasarrufat yapamaz ve gaybı bilemez..." Ne Demektir?

İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:İlm-i gayb, Allâh'a mahsûstur. Hiç bir velî tasarrufât yapamaz. Ve gaybı bilemez. Hatta Evet herkes bizzât gaybı bilmez. Fakat i'lâm ve ilhâm-ı İlâhî ile bilinebilir ki bütün mu'cizât ve kerâmât ona dayanır.1Tasarrufat kelimesi burada özellikle “icraat”, “hükmetme”, “müdahale edip yön verme”, “kendi iradesiyle iş çevirme” manasındadır.“Tasarrufat yapamaz” ifadesi, hiçbir velînin gayb aleminde, olayların gerçekleşmesinde, insanların kaderinde, kalplerde, rızıklarda, ecellerde ve kâinattaki cereyan eden işlerde bağımsız bir uygulama ve hüküm sahibi olmadığını bildirir.Bununla birlikte, Cenab-ı Hakk'ın inayetiyle, bir velî zâtın müridleri üzerinde, Bediüzzaman Hazretleri gibi Üstadların talebeleri üzerinde tasarrufları elbette vardır. Hatta Şeyh Abdülkadir Geylânî Hazretleri gibi zâtların, ahiret âlemine göçmelerinin ardından dahi, Cenab-ı Hakk'ın izniyle tasarrufları devam etmektedir. Fakat bu tasarrufun, Cenab-ı Hakk'ın kudretinden bağımsız bir şekilde gerçekleştiğini düşünmek yanlış olur. Yani velî bir zât, ne gaybı kendi başına bilir, ne de gayba ait işlerde kendi kuvvetiyle müdahale eder. Bir şey olacaksa durduramaz, olmayacaksa yaptıramaz. Perde arkasındaki sevk ve idare, yalnız Cenab-ı Hakk'ın kudret, irade ve ilmi iledir. Velîde görülen bir hal, bir keramet, bir manevi tesir varsa, bu onun zâtî tasarrufu değil, Cenab-ı Hakk'ın yaratması ve ihsanıdır.Dolayısıyla, ilm-i gaybda tasarruf edememek de şu manaya gelir. Velî bir zât, gaybı açıp kapayan, gaybî bilgiyi dilediğine dağıtan, kaderde tasarruf eden, olacak şeyleri kendi ihtiyarıyla değiştiren bir makam sahibi değildir. Gayb, Cenab-ı Hakk'ın hazinesidir. Kul, ancak Cenab-ı Hakk bildirirse bilir, bildirmezse bilemez. Bu hususta Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:De ki: “Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez.”2Ve gaybın anahtarları O'nun katındadır; onları ancak O bilir.3Bu ölçü çok mühimdir. Çünkü bazı insanlar hakkında, “her şeyi bilir”, “istediği yerde tasarruf eder”, “kadere müdahale eder” gibi abartılı kabuller ortaya çıkmıştır. Halbuki hiç kimse kalplerden geçeni kendiliğinden bilemez. İnsanların akıbetini kendi başına tayin edemez. Rızık, şifa, hidayet, evlad, ölüm, ömür gibi işlerde hüküm veremez. “Tasarrufat yapamaz” ifadesi, bu tür yanlış anlayışları reddeder. Bir velî, makbul bir kul olabilir, duası kabul olabilir, Cenab-ı Hakk ona bazı gaybî işaretler gösterebilir. Fakat bunların hiçbiri onun gaybın sahibi olduğunu göstermez.Eğer bir velî zâta ait olarak böyle şeyler anlatılıyorsa, sahih manası şu olabilir. Cenab-ı Hakk ona bir şeyi hissettirmiş, bir duasını kabul etmiştir. Onun vesilesiyle bir netice yaratmıştır. Fakat burada da yapan kul değil, yine Cenab-ı Hakk'tır. Sebepler perdesi altında icra eden yalnız O'dur.Bu noktada keramet ile tasarruf birbirine karıştırılmamalıdır. Keramet, bir velî zâtın marifet ve ubudiyetine bir ikram olarak Cenab-ı Hakk'ın yarattığı harikulade bir hadisedir. Tasarruf ise sanki o velî zâtın bizzat, kendiliğinden fail, müessir, etki ve icra sahibi sayılmasıdır. Bu bakış açısı, tevhid ölçüsünü zedeler. Peygamberler dahi, ancak vahiy ile bildirilen kadar gaybdan haber verirler. Velîler ise vahiy değil ilham alabilirler. İlham ise kat'i hüccet (kesin delil) değildir, umumi ve bağlayıcı bilgi kaynağı da değildir.Bu sebeple, “tasarrufat yapamaz” cümlesi üç meseleyi kapsar. İlim yönünden gaybı ihata edemez.Kudret yönünden, gayb alemine ve hadiselere bağımsız müdahale edemez. Rububiyet yönünden, kâinatta icra ve tedbir makamına çıkamaz.Dolayısıyla bu ifade, bir velî zâtı inkar etmek için değil, velayeti yerli yerine koymak içindir. Veli, kulluk makamında muhterem bir kuldur fakat uluhiyet ve rububiyet sıfatlarından hiçbirine ortak değildir. Gaybı bilmekte de, gaybda tasarruf etmekte de hissesi yoktur. Ancak Cenab-ı Hakk isterse, o velî kuluna gaybı bildirir veya onun duaları hürmetine bir şeyi yaratır. Bildiren de, yaratan da Cenab-ı Hakk'tır.KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.480.Neml, 27/65.En'âm, 6/59.

37.902

İslam'da Tesettür Nasıl Başladı? İslami Ölçülere Göre Kadının Tesettürü Nasıl Olmalı?

İslam'da tesettür emri birdenbire gelmemiş; toplumun zihnen, ahlaken ve içtimai bakımdan hazırlanmasıyla tedrici bir süreç içinde nazil olmuştur. Bu tedricilik, İslam'ın birçok hükmünde görülen ilahi terbiyenin bir tezahürüdür. Tefsir kaynaklarında tesettürün teşri süreci, birbirini tamamlayan şu merhalelerle açıklanmıştır:1. Cahiliye Dönemi Durumu ve İlk Avret İlkesi (A'raf Suresi 7/26-31)Cahiliye Arap toplumunda kadınlar başörtüsü kullanmakla beraber bunu başlarının arkasına doğru bağlar, böylece boyunları, kulakları, gerdanları ve göğüslerinin üst kısmı açıkta kalırdı. Tesettür, yalnızca başa örtü almak şeklinde değil; bedenin dikkat çeken yerlerini de örtecek şekilde uygulanması gereken bir edep ve iffet prensibi olarak henüz yerleşmemişti. Ayrıca müşrikler arasında Kabe'yi çıplak tavaf etme gibi, haya ve insanlık haysiyetiyle bağdaşmayan uygulamalar da bulunuyordu.Ey Ademoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek bir elbise ile (giyinip süsleneceğiniz) bir süs elbisesi indirdik. Bir de takva elbisesi ki, bu (hepsinden) daha hayırlıdır. Bu (maddi ve ma'nevi elbiseler), Allah'ın ayetlerindendir; ta ki ibret alsınlar. 1Ey Ademoğulları! Her namaz yerinde (ve vaktinde) ziynetinizi alın (namazlarınızda temiz elbiselerinizi giyinin), yiyin, için, fakat israf etmeyin! Çünkü O, israf edenleri sevmez. 2Mekke döneminde nazil olan bu ayetlerle önce insanlığa umumi bir edep ölçüsü verilmiş; avret yerlerinin örtülmesi, çirkinliklerden sakınılması ve ibadet esnasında temiz ve güzel elbiseler giyilmesi emredilmiştir. Böylece tesettürün tafsilatından önce, örtünmenin insan fıtratına uygun asli bir ihtiyaç ve kulluğun bir gereği olduğu zihinlere yerleştirilmiştir. Ayrıca “takva elbisesi” ifadesiyle, zahiri örtünmenin yanında kalbin haya, edep ve Allah korkusuyla da bezenmesi gerektiğine işaret edilmiştir.2. Ev İçi Mahremiyet ve İzin İsteme Düzenlemesi (Nur Suresi 24/58–59)Medine devrinin ilk yıllarında ev hayatı bugünkü gibi müstakil ve korunaklı bir mahremiyet düzenine sahip değildi. Evlerde kapılar, perdeler ve hususi odalar sınırlıydı. Bu sebeple aile fertlerinin veya hizmetçilerin herhangi bir vakitte içeri girmesi, insanların istirahat hallerine yahut örtüsüz bulunabilecekleri zamanlara rastlayabiliyordu. Bu vakitlerde nasıl hareket edilmesi gerektiği Kur'an'da şöyle bildirilmiştir:Ey iman edenler! Sahip olduğunuz köle (ve cariye)ler ve içinizden büluğ çağına girmemiş olanlar (yanınıza gireceklerinde), şu üç vakitte sizden izin istesin: Sabah namazından önce, öğle vakti elbiselerinizi çıkardığınız sırada ve yatsı namazından sonra. (Bunlar) sizin açık bulunabileceğiniz üç vakittir. Bunların dışında, birbirinizin yanında dolaşan kimseler olarak (bulunmanızda) ne size ne de onlara bir günah yoktur. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklıyor. Çünkü Allah, Alim (her şeyi bilen)dir, Hakim (her işi hikmetli olan)dir. 3Sizden olan çocuklar büluğ çağına girdiği zaman, kendilerinden önceki (büyük)lerin izin istedikleri gibi, artık (onlar da) izin istesinler! İşte Allah, size ayetlerini böyle açıklıyor. Çünkü Allah, Alim'dir, Hakim'dir. 4Nur Suresi'nin 58 ve 59. ayetleriyle mahremiyetin korunmasına dair önemli bir esas getirilmiş; özellikle sabah namazından önce, öğle sıcağında elbiselerin çıkarıldığı vakitte ve yatsı namazından sonra izinsiz girilmemesi emredilmiştir. Çocukların da büluğ çağına girdikten sonra büyükler gibi her vakitte izin istemeleri istenmiştir. Böylece tesettür yalnızca dış kıyafet meselesi olarak değil, aile hayatını ve şahsi mahremiyeti koruyan bir ahlak ve nezaket nizamı olarak da tesis edilmiştir. Bu aşama, toplumda haya duygusunun ve özel alan şuurunun kuvvetlendirilmesine hizmet etmiştir.3. Perde (Hicab) Ayeti (Ahzab Suresi 53 - Hicretin 5. Yılı)Hicretin 5. yılında, Resul-i Ekrem'in (sav) Hz. Zeyneb (ra) ile evliliği münasebetiyle verilen düğün yemeği sonrasında bazı kimselerin uzun süre oturmaya devam etmesi üzerine, Ahzab Suresi'nin 53. ayeti nazil olmuştur. Bu ayetle müminlerin, Peygamber hanımlarından bir şey isteyecekleri zaman bunu perde arkasından istemeleri şöyle emredilmiştir:Ey iman edenler! Vaktini gözetleyici kimseler olmadan, yemeğe sizin için davet yapılmadıkça Peygamberin evlerine girmeyin! Fakat çağrıldığınız zaman, artık girin; yemeği yiyince de dağılın; sohbete dalıcı kimseler de olmayın! Çünkü bu haliniz, Peygambere eziyet veriyor, fakat (o) sizden utanıyor. Allah ise hakkı söylemekten çekinmez. Hem onlardan (Peygamberin zevcelerinden) bir şey istediğiniz zaman, artık kendilerinden bir perde arkasından isteyin! Bu, hem sizin kalpleriniz için hem de onların kalpleri için daha temizdir. Çünkü sizin için, Allah'ın Resulünü incitmeniz ve kendisinden sonra onun zevcelerini nikahlamanız ebediyen caiz olmaz. Çünkü bu, Allah katında pek büyük bir günahtır. 5Bu hüküm, doğrudan doğruya Ümmehatü'l-Mü'minin'e / mü'minlerin annelerine mahsus bir vakar, hürmet ve mahremiyet ölçüsü vazetmiştir. Aynı zamanda mümin topluma da, kadın-erkek münasebetlerinde sınır ve ciddiyetin nasıl korunacağını öğretmiştir. Böylece tesettürün yalnızca kıyafetten ibaret olmadığı; bakış, konuşma, oturuş ve muamele adabını da içine aldığı daha belirgin hale gelmiştir.4. Dış Örtü (Cilbab) Ayeti (Ahzab Suresi 33/59)Medine'de bazı fasık kimseler, gece vakti dışarı çıkan kadınlara ilişiyor, onları rahatsız ediyor ve sonra da “Biz onları cariye sandık.” diyerek mazeret ileri sürüyorlardı. Bu ortamda Ahzab Suresi'nin 59. ayeti nazil olmuş; mümin kadınların dışarı çıktıklarında cilbablarını üzerlerine almaları şöyle emredilmiştir:Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına cilbablarından (dış elbiselerinden) üstlerine giymelerini söyle. Bu, onların tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur. Allah çok affedici, çok esirgeyicidir. 6Buradaki emir, kadının iffet ve vakarını dış görünüşüyle de muhafaza etmesini hedeflemektedir. Dış örtü/çarşaf, bir taraftan mümin kadının ciddiyetini ve şahsiyetini gösterirken, diğer taraftan kötü niyetli kimselerin rahatsız etmelerine karşı da bir korunma vesilesi olmuştur. Böylece tesettür, ferdi bir ibadet olmanın yanında, toplum içinde emniyet, saygınlık ve ahlaki düzeni koruyan bir hikmete de bağlanmıştır.Ayette “üzerine örtülen” ifade olarak cilbab geçer. Cilbab kelimesi şu anlamlarda kullanılmaktadır:Cilbab; “bütün bedeni saran bir giysi, kadının örtündüğü her şey, kadının elbiselerini baştan aşağı örttüğü geniş dış örtü/çarşaf gibi bir şey” şeklinde tanımlanır ve yaygın biçimde mutlak kamis (gömlek), geniş dış örtü, çarşaf, izar (bele sarılan örtü veya alt giysi) ve mülae (dışa alınan büyük örtü) kelimeleriyle açıklanır.Sual: Bir Kadının, Farz Olan Tesettürü Yerine Getirebilmesi İçin Mutlaka Çarşaf mı Giymesi Gerekir?Bir kadının dış örtü olarak mutlaka çarşaf giymesinin farz olduğunu söylemek doğru değildir. Bununla birlikte çarşaf, örtünme emrini en iyi ve sorunsuz şekilde yerine getiren kıyafetlerin başında gelmektedir. Elbette vücut hatlarını belli etmeyecek bollukta çarşaf benzeri bir dış örtü/kıyafet giymesi, tesettürün farzını yerine getirmek için yeterlidir. Bununla beraber çarşaf, fitneden daha sağlam surette korunmaya vesile olan ve tesettürde daha kuvvetli bir muhafaza sağlayan bir örtü şeklidir. Bu cihetle çarşaf, tesettür hassasiyetini daha ileri seviyede gözetmek isteyenler için daha güçlü bir siper hükmündedir. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri de çarşafın, bir kadının tesettürü ve fitneden muhafazası için en mühim kalelerden biri olduğuna işaretle şöyle demektedir:Tesettür etmekle na-mahremin iştihasını açmamak ve tecavüzüne meydan vermemek, zayıf hilkati emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve bir siperi ve kal'ası, çarşafı olduğunu gösterir. 7Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere, fitne ve fesadın bu denli yaygın olduğu bir dönemde, bir kadının tesettürünü en güzel şekilde yerine getirmesi büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple, fitne ve haramların her yanı kuşattığı bu dehşetli zamanda bir hanımın kendisini haram ve günahlardan muhafaza etmesi bakımından en uygun tercihin çarşaf olduğu kanaatindeyiz.5. Şahsi Tesettürün Genel ve Kalıcı Sınırları (Nur Suresi 24/31)Tesettürün en açık, en kapsamlı ve bütün mümin kadınlara şamil olan esasları Nur Suresi'nin 31. ayetiyle beyan edilmiştir. Bu ayette kadınların ziynetlerini kendiliğinden görünen kısım müstesna açığa vurmamaları, başörtülerini yakalarının üzerine kadar salmaları ve ziynetlerini yalnızca ayette belirtilen mahremleri yanında göstermeleri emredilmiştir. İlgili ayet şöyledir: Mümin kadınlara da söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesna, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar! 8Ayet nazil olduğunda Ensar ve Muhacir kadınları bu emri derhal tatbik etmiş, vakit kaybetmeden örtünmüş ve sabah namazına tam bir tesettür içinde çıkmışlardır. Bu tavır, sahabe hanımlarının ilahi emre karşı teslimiyetini, haya anlayışını ve Sünnet'e bağlılığını göstermesi bakımından son derece dikkat çekicidir. İlgili rivayet şöyle geçmektedir:Hz. Aişe (ra) şöyle buyurmuştur:Allah, ilk muhacir ve Ensar kadınlarına merhamet etsin. Allah Azze ve Celle 'Kadınlar başörtülerini göğüslerinin üzerine koysunlar' (Nur, 31) ayetini indirince, belden aşağıya giydikleri örtülerini eteklerinden yırtıp parçaladılar ve onlarla başlarını ve yakalarını örttüler.” 9Böylelikle tesettürün sınırları, yalnızca başı örtmekten ibaret olmayıp boyun, gerdan, göğüs ve beden hatlarını ve fitne zamanı yüzü örtecek bir vakar ve iffet kıyafeti şeklinde anlaşılmıştır. Ayrıca kimlerin yanında daha serbest davranılabileceği de belirtilerek tesettürün aile içi ve toplum içi sınırları tayin edilmiştir. Böylece hüküm hem umumileşmiş hem de kalıcı bir şer'i ölçü haline gelmiştir.Özetle:Ziynetlerin ve ziynet mahallerinin yabancılara teşhir edilmemesi emredilmiştir.Başörtüsünün yalnızca başı değil; yaka ve göğüs kısmını, fitne zamanında ise yüzü de örtecek şekilde kullanılması bildirilmiştir.Mahrem olanlar dışındaki kimselerin yanında tesettürün korunması gerektiği açıkça belirtilmiştir.Ayrıca BakınızÇARŞAF GİYMEK FARZ MIDIR? İSLAM'DA ÇARŞAFIN YERİ VE ÖNEMİ NEDİR?ÇARŞAFLI / TESETTÜRLÜ KADININ DIŞARIDA DİKKAT EDECEĞİ HUSUSLARGİYECEĞİMİZ ÇARŞAFIN RENGİKaynakçalarA'raf, 7/26A'raf, 7/31Nur, 24/58Nur, 24/59Ahzab, 33/53Ahzab, 33/59Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.207Nur, 24/31Buhari, Tefsir, 12/4758

Asa-yı Musa'nın Zeyli ve Müellifinin Tercüme-i Hayatı Olan Mecmua Hangisidir?

“Kahraman Tahiri ile gönderilen ve (Asa-yı Musa'nın bir zeyli ve müellifinin bir tercüme-i hayatı) namını alan mecmuanın musahhah olarak tab' edilmesine…” (Lahikaya Parlak Bir Zeyl, sy. 174-175) Bu parçada geçen mecmuayı anlayamadım. 1) Bu parçada geçen mecmua, şu an Risale-i Nur Külliyatı'nda ayrı bir kitap mıdır? Eğer öyleyse, hangi kitaptır? 2) Bu parçada geçen mecmua, şu an Risale-i Nur Külliyatı'nda ayrı bir kitap değilse, Risale-i Nur Külliyatı'nın hangi bölümünde yer almaktadır? Belirtir misiniz?