6.534
Allah'ın Sonsuz Merhameti Varken İman Etmeyenler Neden Ebedi Cehennem'de Kalacaktır?
İman etmeyen bir kimsenin, son derece kısa bir dünya hayatındaki küfrüne karşılık ebedi Cehennem azabıyla cezalandırılması, zahiren adalete ve rahmete zıt görünse de hakikatte adaletin ta kendisidir ve tam bir merhamettir. Kafir, şu fani, geçici dünya hayatında çok kısa bir süre yaşamış ve zahiren küçük bir cürüm, günah işlemiş gibi görünür. Ancak küfür, sadece şahsi bir günah olmayıp bütün kâinatın kıymetini hiçe indiren külli bir tahkir, küçümsemedir. Çünkü küfür, yalnız bir inkar değil; Cenab-ı Hakk'ın isim ve sıfatlarını inkar etmek, kâinatın şehadetini reddetmek, varlıkların hukukuna tecavüz etmek ve ebedi saadet istidadını bozmak demektir. Bu yüzden cezası da fiilin birkaç dakikalık süresine göre değil, mahiyetine ve neticesine göre olur. Kâinatın ve bütün sanatlı varlıkların hukukunu kafirden almak üzere, Kahhar-ı Zülcelal olan Rabbimizin kafirleri ebedi Cehennem'e atması, sonsuz bir cinayete karşılık sonsuz bir azaptır ve tam bir adalettir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şu izahları yapar:Çendan kafir az bir ömürde bir günah işlemiş. Fakat o günah içinde nihayetsiz bir cinayet var. Çünkü küfür, bütün kainatı tahkirdir. Kıymetlerini tenzil etmektir. Ve bütün masnuatın vahdaniyete şehadetlerini tekzibdir. Ve mevcudat aynalarında cilveleri görünen esma-yı İlahiyeyi tezyiftir. Onun için mevcudatın hakkını kafirden almak üzere, mevcudatın sultanı olan Kahhar-ı Zülcelal'in kafirleri ebedi cehenneme atması, ayn-ı hak ve adalettir. Çünkü nihayetsiz cinayet nihayetsiz azabı ister. 1Küfür ve dalalet cinayeti, nihayetsiz bir cinayet ve hadsiz bir hukuka tecavüzdür. 2Beşeri kanunda bir dakikalık katil fiili, yıllarca hapis cezasını gerektirmektedir. Çünkü fiilin işlenme süresi bir dakika olsa da neticesi uzun senelere yayılan büyük bir tahriptir. Bir insanın hayatını elinden almak, yalnız o bir dakikaya bakılarak değerlendirilmez.Küfür de böyledir; hatta çok daha büyüktür. Çünkü katil, bir tek insanın hayatına zarar verir; küfür ise bir tek zata karşı işlenmiş sınırlı bir suç değildir. Küfür ile insan, bin bir esma-yı İlahiyeyi inkar eder; onların kâinatta görünen nakışlarını manasız sayar; varlıkların Allah'ı gösteren şehadetlerini reddeder. Yani güneşi, ayı, yıldızları, hayatı, ölümü, rahmeti, hikmeti, nizamı, sanatı manasız ve sahipsiz göstermeye kalkar. Bu cihetle küfür, yalnız şahsi bir tercih değil; umum kâinatın hukukuna karşı bir tecavüz hükmüne geçer. Bundan dolayı ebedi, sonsuz bir cezayı gerektirir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu durumu şu şekilde izah eder:Sene üç yüz altmış beş gün hesabıyla, bir dakika katl, yedi milyon sekiz yüz seksen dört bin dakika hapsi iktiza etmesi, kānun-u adalet iken; bir dakika küfür bin katl hükmünde olduğundan, yirmi sene ömrünü küfürle geçiren ve küfür ile ölen bir adam, kānun-u adalet ile elli yedi trilyon iki yüz bir milyar iki yüz milyon sene beşerin kānun-u adaletiyle hapse müstehak olur. Elbette bu hakikatin خَالِدٖینَ فٖیهَٓا اَبَدًا adalet-i İlahiye ile vech-i muvafakati bundan anlaşılıyor. Birbirinden gāyet uzak iki adedin sırr-ı münasebeti şudur ki, katl ve küfür, tahrib ve tecavüz olduğu için, gayra te'sirat yapar. Bir dakikada katl, laakal zahiri adete göre on beş sene maktulün hayatını selbeder, onun yerine hapse girer. Bir dakika küfür, bin bir esma-yı İlahiyeyi inkar ve nukūşlarını tezyif ve kainatın hukukuna tecavüz ve kemalatını inkar ve hadsiz delail-i vahdaniyeti tekzib ve şehadetlerini reddetmek olduğundan, kafiri bin seneden ziyade esfel-i safiline atar. خَالِدٖینَ de hapseder. 3Küfür ve inkar; kâinatın en büyük gayesi olan imanı reddettiği için tüm varlıkların hukukunu çiğner. Kâinattaki varlıklar üzerinde tecelli eden İlahi isimlerin kıymetini inkar ederek o mukaddes isimleri küçümser, tezyif eder. Her biri birer İlahi memur hükmünde olan varlıkları ise vazifesiz, manasız ve tesadüfi görerek kıymetlerini düşürür ve onları tahkir eder. Bundan dolayı da kafirler ebedi bir cehennemi hak ederler. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şu şekilde izah eder:Küfür ve dalalet, müdhiş bir tecavüzdür. ve umum mevcudatı alakadar edecek bir cinayettir. Çünkü hilkat-i kainatın bir netice-i a'zamı, ubudiyet-i insaniyedir. ve rububiyet-i İlahiyeye karşı iman ve itaatle mukābeledir. Halbuki ehl-i küfür ve dalalet ise, küfürdeki inkar ile, mevcudatın ille-i gāiyeleri ve sebeb-i bekāları olan o netice-i a'zamı reddettikleri için, umum mahlukātın hukukuna bir nevi' tecavüz olduğu gibi, umum masnuat aynalarında cilveleri tezahür eden ve masnuatın kıymetlerini, aynadarlık cihetinde ali eden esma-yı İlahiyenin cilvelerini inkar ettikleri için, o esma-yı kudsiyeye karşı bir tezyif olduğu gibi, umum masnuatın kıymetini tenzil ile o masnuata karşı bir tahkir-i azimdir. Hem umum mevcudatın her biri, birer vazife-i aliye ile muvazzaf birer me'mur-u Rabbani derecesinde iken, küfür vasıtasıyla, sukūt ettirip, camid, fani, ma'nasız bir mahluk menzilesinde gösterdiklerinden, umum mahlukātın hukukuna karşı bir nevi' tahkirdir. 4İnsanın küfür ve isyanı, bir gemideki sıradan görevlinin küçük bir vazifeyi terk etmesiyle bütün gemideki çalışanların emeklerini mahvetmesine benzer. Gemi sahibi, o suçluya sadece yaptığı küçük harekete göre değil, o hareketin sebep olduğu dehşetli ve genel sonuçlara bakarak ceza verir. Aynen öyle de, küfür yolu yıkım ve tahrip olduğu için, insan cüz'i bir tercih ile çok büyük yıkımlara sebep olur ve şu kainatın Yaratıcısı da varlıklarının çiğnenen hakları adına bu ebedi cezayı verir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şu şekilde izah eder:Sultan-ı Ezel ve Ebed dahi, küre-i arz gemisinde ehl-i hidayetle beraber bulunan ve ehl-i dalalet olan hizbüşşeytanın, zahiren cüz'i hatiatlarıyla ve isyanlarıyla pek çok mahlukātın hukukuna tecavüz ettikleri için; ve mevcudatın vezaif-i aliyelerinin neticelerinin ibtal edilmesine sebebiyet verdikleri için, onlardan azim şikayetler etmesi; ve onları dehşetli tehdid etmesi; ve tahribatlarına karşı mühim tahşidat etmesi, ayn-ı belagat içinde mahz-ı hikmettir. 5Kafirin ebedi azap çekmesi, ilahi şefkat ve merhamete zıt görünür; fakat hakikatte yokluğa, yani ademe gitmektense Cehennem'de dahi olsa varlık ve vücud dairesinde kalmak, kafirin ruhu için bir merhamettir. Çünkü adem/yokluk, en büyük şer ve musibettir; vücud ise velev Cehennem'de dahi olsa tam bir hayırdır. İnsan fıtratı ebediyeti ister. Ayrıca ebedi Cehennem'de kalan kafir, amellerinin cezasını çektikten sonra zamanla o ateşle bir nevi alışkanlık, ülfet kazanır ve o eski şiddetli azap hissinden bir derece azade kalır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şu izahı yapar:Vücudun velev cehennemde olsun ademden daha hayırlı olduğu vicdani bir hükümdür. Zira adem, şerr-i mahz olduğu gibi, bütün musibet ve ma'siyetlerin de merciidir. Vücud ise velev cehennem de olsa hayr-ı mahzdır. Maa-haza, kafirin meskeni cehennemdir. Ve ebedi olarak orada kalacaktır. Fakat kafir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkāk etmiş ise de, amelinin cezasını çektikten sonra, ateş ile bir nevi' ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden azade olur. 6Üstad Bediüzzaman Hazretleri, fıtratın ebediyet aşkını kendi çocukluk hatırasıyla şöyle ifade eder:Hatta Onuncu Söz'de işaret edildiği gibi, bir zaman küçüklüğümde hayalimden sordum: Sana bir milyon sene ömür ve dünya saltanatı verilmesini, fakat sonunda ademe ve hiçliğe düşmesini mi istersin? Yoksa, baki ve fakat adi ve meşakkatli bir vücud mu istersin? dedim. Baktım, ikincisini arzulayıp, birincisinden ah çekti. Cehennem de olsa, bekā isterim dedi. 7Cehennem'in varlığı ve ebedi azabı, Cenab-ı Hakk'ın hadsiz merhametine aykırı değildir; bilakis gerçek rahmet ve hikmet, Cehennem'in var olmasını gerektirir. Hukuk-u ibadı, yani kulların hakkını çiğneyen, kâinatın düzenini sarsan bir zalimi cezalandırmak, o zulme uğrayan mazlumlara karşı bin derece rahmettir. Eğer o zalim affedilip serbest bırakılsaydı, bu bir tek haksız merhamete karşılık, hakkı çiğnenen binlerce mazluma karşı dehşetli bir merhametsizlik olurdu. Küfür de kâinata karşı en büyük bir tecavüz olduğundan, Cehennem'in kurulması bütün varlıkların hukukunun korunması adına tam bir rahmettir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şu izahı yapar:Cehennemin vücudu ve şiddetli azabı, hadsiz rahmete ve hakiki adalete ve israfsız, mizanlı hikmete zıddiyeti yoktur. Belki rahmet ve adalet ve hikmet, onun vücudunu isterler. Çünki nasıl, binler ma'sumların hukuklarını çiğneyen bir zalimi cezalandırmak ve yüzer mazlum hayvanları parçalayan bir canavarı öldürmek, adalet içinde mazlumlara bin rahmettir. Ve o zalimi affetmek ve o canavarı serbest bırakmak, bir tek yolsuz merhamete mukābil, yüzler biçarelere yüzler merhametsizliktir. Aynen öyle de, cehennem hapsine girenlerden olan kafir-i mutlak, küfrüyle hem esma-yı İlahiyenin hukukuna inkar ile tecavüz, hem o esmaya şehadet eden mevcudatın şehadetlerini tekzib ile hukuklarına tecavüz, hem mahlukātın o esmaya karşı tesbihkarane yüksek vazifelerini inkar etmekle hukuklarına tecavüz, hem kainatın gaye-i hilkati ve sebeb-i vücudu ve bekāsı olan tezahür-ü rububiyet-i İlahiyeye karşı ubudiyetlerle mukābelelerini ve aynadarlıklarını tekzib ile hukuklarına bir nevi' tecavüz ettiği haysiyetiyle, öyle azim bir cinayet ve bir zulümdür ki, affa kābiliyeti kalmaz. 8Kısaca; küfür, kısa bir zamanda işlenen küçük bir kusur değil; Allah'ın isimlerine, kâinatın manasına ve yaratılmış tüm varlıkların hukukuna karşı hadsiz bir tecavüzdür. Bu yüzden cezası, süresine göre değil mahiyetine göre takdir edilir. Cehennem'in ebediliği rahmete zıt değil; umum varlıkların hukukunu muhafaza eden adalet ve hikmetin bir gereğidir.Ayrıca BakınızKAFİRİN CEHENNEMDE EBEDİ KALMASINDAKİ ADALETALLAH'IN MERHAMETİCEHENNEMİN KAFİRLER İÇİN RAHMET OLUŞUALLAHIN SONSUZ MERHAMETİ EBEDİ CEHENNEME NASIL MÜSAADE EDER?KAFİRİN CEVHER-İ RUHUNUN BOZULMASI VE SONSUZ CEHENNEME MÜSTEHAK OLMASICEHENNEMDE DE OLSA SONSUZLUK İSTEMEKKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 31.Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 86.Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 316.Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 85.Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 73.Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ'caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 75.Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 216.Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 224.

