1.953
8. Telvih
Telvihat-ı tisa 8. telvihi özetler misiniz?
Destek olunİlmi çalışmalarımıza destek olun, bu hizmetlerin kesintisiz sürmesine katkıda bulunun.
Bağış Yap
1.953
Telvihat-ı tisa 8. telvihi özetler misiniz?
Yazı Mektubu'nda yazının beş cihetle ibadet olduğu ele alınırken, Şeker Mektubu'nda neden dört cihet zikredilmiştir? Aradaki farklılığın sebebi nedir?
Vücuttaki kılların hangi yolla olursa olsun alınması orucu bozmaz. Çünkü oruç, bir şey yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmaktan dolayı bozulur. Kıl almak veya aldırmak bunların kapsamında olmadığından orucu bozmaz.1Ayrıca BakınızABDEST ALIRKEN BOĞAZA SU KAÇMASI ORUCU BOZAR MIUYKUDA YEMEK-İÇMEK ORUCU BOZAR MI?ORUCU BOZAN VE BOZMAYAN DURUMLARRAMAZAN ORUCUNU BİLEREK BOZMANIN CEZASI NEDEN 61 GÜN ORUÇUNUTARAK YİYEN/İÇEN KİŞİYE ORUCU HATIRLATMAKKaynakçalarHeyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 337.
Kadının namazda örtmesi gereken yerler, Hanefi, Maliki ve Şafii mezhepleri ile Hanbeli mezhebindeki hakim görüşe göre, elleri ve yüzü dışında bütün vücududur. Dolayısıyla namaz sırasında saçın açılması, namazın bozulmasına sebep olur.Ayrıca BakınızNAMAZDA KADININ ÖRTMESİ GEREKEN YERLER NELERDİR?KADINLARIN NAMAZDA BAŞÖRTÜSÜ ÜZERİNE NAMAZ ÖRTÜSÜ ÖRTMESİ SÜNNET MİDİR? HİKMETİ NEDİR VE BEYAZ OLMASI ŞART MIDIR?
Hocam, Peygamber Efendimizin (sav) takke taktığına ve özellikle beyaz takke kullandığına dair bir rivayet var mıdır? İbn Ömer'den (ra) nakledilen, “Resûlullah (sav) beyaz bir kalensüve (قلنسوة) takardı.” şeklindeki rivayet bu konuyla ilgili midir? (Taberânî, el-Mu'cemü'l-Evsat; Heysemî, Mecmaü'z-Zevâid, VIII, 8505-8506).Bu rivayetin sıhhati nedir? Ayrıca takkenin renginin dinî açıdan bir önemi var mıdır? Bu hususta bilgi verebilir misiniz?
“Kişi sevdiğiyle beraberdir.” hadis-i şerifini destekleyen başka ayet veya hadis-i şerifler var mıdır? Ayrıca 28. Söz'ün Üçüncü Sual'inin sonunda geçen, “Fakat birbirinin güneş görmelerine mâni olmaz. Birbirinden geçebilir. Birbirine bakar. Öyle de, cennetler de buna yakın bir tarz ile olduğu, ehâdîsin mütenevvi rivâyâtı işaret ediyor.” ifadelerinde işaret edilen hadisler hangileridir? Açıklar mısınız?
Bu parçada insana verilen “hilafet-i kübra” rütbesi ve “emanet-i kübra” vazifesi bağlamında üç sualim var:1. Hilafet-i kübranın suğra veya vusta gibi alt mertebeleri de var mıdır? Varsa insan dışındaki canlılar da bu mertebelere mazhar olabilir mi? İzah eder misiniz?2. Cin taifesinin hilafet-i kübra karşısındaki konumu nedir? Cinler de bu rütbeye sahip midir?3. Melekelerin hilafet meselesindeki konumları nasıl değerlendirilmelidir? Melekeler için de herhangi bir hilafet söz konusu mudur? Açıklar mısınız?
7.012
Bediüzzaman Risale-i Nur Talebeleri'nin imana ve sünnet-i seniyyeye hizmet dolayısıyla şehit sevabı kazanacaklarını bildiriyor. Yalnız sevab mı kazanılıyor, yoksa gerçekten şehidlik makamı da elde ediliyor mu?
Halil İbrahim Ağabey kimdir? Risale-i Nur ile ne zaman ve nasıl tanışmıştır? Hayat hikayesini kronolojik bir şekilde anlatabilir misiniz?
Ayak rahatsızlığı nedeniyle sandalyede namaz kılarken, secde edilecek boşluğun önüne sandalye hizasında bir sehpa koyup üzerine seccade sererek secdeyi sehpanın üzerine yapmak caiz midir?
930
Tesettür ile ilgili ayet ve hadisler nelerdir?
Herhangi bir sebeple cünüp olduğumuzda gusül aldıktan sonra, ön mahalden az miktarda da olsa meni gelirse yeniden gusül almamız gerekir mi?
3.817
Tesettürde el ve yüzün hükmü nedir?
Bediüzzaman Hazretleri, felsefeyi mutlak surette reddetmez; onu iki kısma ayırır: Kur'an'ın hikmetine hizmet eden, insanlığa ve fenlerin terakkisine fayda sağlayan müsbet felsefe/hikmet; bir de dinsizlik, tabiatperestlik, sefahet, gaflet ve dalalete yol açan menfi felsefe. Risale-i Nur'un mücadele ettiği kısım, bu ikinci kısımdır. 1Menfi felsefe, “felsefe-i tabiiye” ve “felsefe-i maddiye” olarak da ifade edilir. Bu cereyan, varlık ve hadiselere mana-yı ismi ile bakarak hakikatten uzaklaşmış; tarih boyunca Nemrud, Firavun ve putperestlik gibi inkar ve tuğyan cereyanlarını beslemiştir. Hatta Bediüzzaman Hazretleri, menfi felsefenin üstatları ve dahileri olarak anılan Eflatun, Aristo, İbn Sina ve Farabi gibi isimlerin de hakikat arayışında boğulduklarını ifade eder. Bu sebeple Risale-i Nur, Kur'an hakikatlerine karşı çıkan bu anlayışı kuvvetli delillerle reddeder. 2Buna karşılık dine tabi olup hakikate hizmet eden hikmet ise makbuldür. İnsanlığı saadete götüren de budur. Risale-i Nur, Kur'an'ın hakikatlerini tefekkür yolu ile ders vererek insanı Cenab-ı Hakk'ın isim ve sıfatlarına ulaştırır; bu cihetle hakiki hikmete bir rehberdir.Bu sebeple, Risale-i Nur'un tenkit ettiği menfi ve tabiatperest felsefe ile meşgul olmak, faydadan çok zarar doğurur. Kur'an'a hizmet eden hikmet ise hakikati arama ve onu bulma yolunda kıymetli bir vesiledir.Ayrıntılı cevap için lütfen bakınız:Risale-i Nur'un Felsefe İlmine BakışıKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası 2, Hayrat Neşriyat, İstanbul 2019, s. 278Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, İstanbul 2018, s. 222
107
Çarşafın İslam kıyafeti olmadığı, Türkler arasında Abdülhamid döneminde yaygınlaştığı söyleniyor. Bu doğru mudur? Doğru değilse doğrusu nedir?
1.136
Tesettürle ilgili ilk nazil olan ayet Ahzab suresi 59 mu yoksa Nur suresi 31. ayet midir? Bu ayetlerin iniş sırası ve nüzul sebepleri hakkında bilgi verir misiniz?
37.828
Şeair kısmına giren tesettür müdür? yoksa çarşaf mıdır? Çarşafın farziyeti nasıl anlatılır?
106.743
Tesettür konusunda, bir kıyafetin şer'î şartları yani İslam'a uygunluk şartlarını taşıyıp taşımadığı esas alınmalıdır. Bununla beraber fitneyi azaltan, nazarları üstüne çekmeyen ve örtünmeyi daha sağlam temin eden geniş dış kıyafetler elbette tesettürün ruhuna daha uygundur. Kur'an-ı Kerim'de tesettür şu ayetler ile emredilmektedir:Ey peygamber, zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına cilbablarından (dış elbiselerinden) üstlerine giymelerini söyle. Bu, onların tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur. Allah çok affedici, çok esirgeyicidir. 1Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesna, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar! 2Ayette “üzerine örtülen” ifade olarak cilbab geçer. Cilbab kelimesi şu anlamlarda kullanılmaktadır:Cilbab; “bütün bedeni saran bir giysi, kadının örtündüğü her şey, kadının elbiselerini baştan aşağı örttüğü geniş dış örtü/çarşaf gibi bir şey” şeklinde tanımlanır ve yaygın biçimde mutlak kamis (gömlek), geniş dış örtü, çarşaf, izar (bele sarılan örtü veya alt giysi) ve mülae (dışa alınan büyük örtü) kelimeleriyle açıklanır.Asım Efendi, cilbabı “baştan aşağı örten çarşaf, örtü gibi dış giysi, üstlük” diye açıklar. 3Elmalılı Hamdi Yazır; “Cilbab”, baştan aşağı örten çarşaf, dış giysi gibi dış örtülerin genel adıdır. 4Bu tanımların ve karşılıkların gösterdiği netice, cilbabın normal elbise üzerine giyilen, kadınların vücut organlarını belli etmeyecek şekilde örten, dikkat çekmeyen çarşaf veya çarşaf tarzı bol bir dış giysi olmasıdır.Ahzab Suresi 59. Ayetin Sebeb-i Nüzulü (İniş Sebebi)Ahzab Suresi'nin 59. ayetinin sebeb-i nüzulü hakkında müfessirlerin ittifakla zikrettiği hadise şöyledir:İffeti muhafaza maksadıyla ziynet yerlerinin örtülmesine dair emir, daha önce Nur Suresi'ndeki ilgili ayetlerde beyan edilmiştir. Burada ise kadınların, dışarı çıktıklarında eza ve tacizden korunmaları için dış giysi kullanmaları emredilmektedir.Tefsirlerde yer alan müşterek bilgiye göre Medine'deki evler dar idi ve çoğunda tuvalet bulunmuyordu. Kadınlar ihtiyaçlarını gidermek için gece vakti evlerinden çıkar, biraz uzaklaşır, ihtiyaçlarını giderip geri dönerlerdi. Bu durumu fırsat bilen bazı münafıklar ve kendini bilmez kimseler, uygun yerlerde bekler, kadınlara sözle ve elle tacizde bulunurlardı. Yakalandıklarında ise, “Biz onları cariye sandık” diye mazeret ileri sürerlerdi. Bu mazeretin ortadan kaldırılması için hür kadınların, dışarı çıkarken cilbab denilen dış giysilerine bürünmeleri emredildi. Bu hususta nakledilen rivayet şöyledir:Hz. Aişe (r.a.) şöyle rivayet eder: Resulullah (s.a.v.)'in hanımları, geceleyin ihtiyaçlarını gidermek için Medine'nin kenarındaki açık alan olan Menası'a giderlerdi. Hz. Ömer, Resulullah (s.a.v.)'e, 'Hanımlarına örtünmelerini emret' derdi; fakat o vakte kadar bu hususta bir emir nazil olmamıştı.Yatsı vaktinde bir gece, Resulullah (s.a.v.)'in zevcesi Sevde binti Zem'a dışarı çıktı. Sevde uzun boylu bir hanımdı. Hz. Ömer, hicab emrinin nüzulünü çok arzu ettiği için, 'Seni tanıdık ey Sevde!' diye seslendi. Bunun üzerine Allah hicab ayetini indirdi.” Rivayetin devamında Hz. Aişe (r.a.) şöyle der: Resulullah (s.a.v.) kadınlara şöyle buyurdu: 'İhtiyacınız için dışarı çıkmanıza izin verilmiştir. 5Buna göre cilbab emri, bir taraftan hür kadınların ayırt edilmesini sağlamak, diğer taraftan da kadınların dışarıda rahatsız edilmemesi, beden hatlarının belli olmaması, kötü söz ve tacize maruz kalmamaları için emredilmiştir. Ümmü Seleme (r.a.) şöyle rivayet etmektedir:Cilbablarını (dış giysilerini) üzerlerine alsınlar' (Ahzab Suresi, 59) ayeti nazil olduğu zaman, Ensar kadınları başlarında kargalar varmış gibi siyah örtülere (çarşaflara) bürünmüş olarak dışarı çıktılar. 6Ayetin Tefsirindeki Bazı İnceliklerBirinci İncelikAllahü Teala, örtünme emrine evvela Resulullah (sav)'ın zevceleri ve kızları ile başlamıştır. Bu, onların diğer kadınlara önder ve uyulacak numune olduklarını göstermektedir. Diğer kadınlar onlara uyacakları için uygun olan da şer'i emirlere ve hükümlere önce onların sarılmaları ve bunları aynen yerine getirmeleridir. Zira bir davetin tesirli olabilmesi için davetçi, tezlerini önce kendinde ve aile efradında tatbik etmelidir.İşte bu hususta da Resulullah (sav)'ın zevceleri ve kızlarının önder ve öncü olmaları gerekir. Bunun için Allahü Teala, Peygamberine kadınların örtünmesini vahyederken ayetin başında evvela kendi zevce ve kızlarını zikretmiştir.İkinci İncelikTesettür ayeti, kadınların avret mahallerini örtmeleri yerleştikten sonra nazil olmuştur. Öyleyse bu ayette emredilen tesettür, daha önce farz kılınan setr-i avretten başka ve fazla bir örtünmedir.Bunun içindir ki bütün müfessirler, tabirleri değişik de olsa manada birleşerek ayetteki “cilbab”dan maksadın, normal elbise üzerine giyilen, kadınların vücut organlarını belli etmeyecek şekilde örten bol bir dış giysi olduğunda ittifak etmişlerdir.Üçüncü İncelikAyetteki “Zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına...” ifadesindeki tafsilat, hicabın yalnız Resulullah (sav)'ın zevcelerine farz olduğunu iddia edenlerin iddialarını açıkça reddetmektedir. Çünkü ayetteki “müminlerin kadınlarına” ifadesi, örtünmenin bütün mümin kadınlara emredildiğine, onların da bu umumi hitaba dahil olduklarına kesin bir şekilde delalet etmektedir. Bu sarih emir karşısında Müslüman kadınların örtünmesinin farz olmadığı nasıl iddia edilebilir?Ayetteki Şer'i (Dini) HükümlerBirinci Hüküm: Tesettür Bütün Kadınlara Farz mıdır?Ayet-i kerimenin zahirine göre hicabın, yani tesettürün; mükellef olan Müslüman, hür ve baliğ yani ergenliğe girmiş bütün kadınlara farz olduğu anlaşılır. Çünkü Allahü Teala şöyle buyurmuştur:Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mümin kadınlara söyle; dış elbiselerini üzerlerine alsınlar. 7Buna göre kâfir kadınlara tesettür farz değildir. Çünkü onlar İslam'ın hükümleriyle mükellef değildir. Ayrıca, kendi hallerine bırakılmaları emredilmiştir. Hicab, yani örtünme, bir ibadettir. Çünkü bunda Allah'ın emrine itaat vardır.Örtünmek, Müslüman bir kadın için namaz ve oruç gibi farzdır. Bu sebeple bir Müslüman kadın, örtünmeyi inkar ederek terk ederse mürted olur yani İslam dininden çıkar. Fakat inkar etmeden, sadece bozuk bir çevreye uyarak terk ederse mürted olmaz; günahkar olur. Bu davranışıyla Kur'an'ın ayetlerine muhalefet etmiş olur. Çünkü Allahü Teala şöyle buyurmuştur:Hem evlerinizde (vakarınızla) oturun ve evvelki cahiliye devri (kadınlarının) açılıp saçılması gibi, ziynetlerinizi ızhar etmeyin. 8Şu da vardır ki, her ne kadar örtünmekle mükellef olmasa da gayrimüslim bir kadının, toplumu bozacak şekilde ortalıkta dolaşmasına izin verilemez. Bugün de görüldüğü gibi bazı toplumsal ahlak kuralları vardır ki bunlara uymak herkes için gereklidir. Toplumu kötülüklerden korumak bakımından bu toplumsal ahlak kurallara uyma noktasında Müslümanlarla gayrimüslimler aynıdır. Bu içtimai edepler, İslam'ın şer'i siyasetinin bir parçasıdır. Bunları uygulamak da Müslüman hâkimin vazifesidir.Müslümanların vazifesi, kız çocuklarını ileride örtünmede zorluk çekmemeleri için on yaşına geldiklerinde örtünmeye alıştırmaktır. Bu, teklif anlamında bir emir değildir; fakat terbiye bakımından gereklidir. Namazda da durum böyledir. Nitekim Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:Çocuklarınıza yedi yaşına geldiklerinde namazı emredin. On yaşına geldiklerinde kılmazlarsa onları bundan dolayı cezalandırın. 9İkinci Hüküm: Kadınların Yüzünü Örtmesi Farz mıdır? Nur Suresinin tefsirinde geçtiği gibi, kadının ziynetlerini mahremlerinden başkasına göstermesi haramdır. Zira Allahü Teala şöyle buyurmuştur:Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesna, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar. 10Ayette geçen "görünen kısımlar müstesna" ifadesine yüz bölgesinin dahil olup olmadığı hususunda mezhep imamları ve müctehid alimler iki görüş beyan etmişlerdir. Hanefi ve Maliki mezhebi imamları, yüzün avret yani örtülmesi gereken yerlerden olmadığını kabul etmişlerdir. Şafii ve Hanbeli mezhebinde ise cumhur, yüzü de avret kapsamında değerlendirmiş ve örtülmesinin vacip olduğunu ifade etmiştir.Hanefi/Maliki GörüşüAyette geçen görünen kısımları müstesna olarak neden el ve yüz anlaşılmalıdır?Bu kısımların el ve yüz olması ile ilgili İslam alimlerinin büyük çoğunluğunun ittifakı vardır. Bunu sahabelerden gelen birçok rivayete dayandırmaktadırlar. İlgili rivayetler şöyledir:Hz. Aişe (ra) şöyle rivayet etmektedir:Esma bint Ebi Bekir, üzerinde ince bir elbise olduğu halde Resulullah (sav)'in yanına girmişti. Resulullah (s.a.v.) ondan yüzünü çevirdi ve: 'Ey Esma! Şüphesiz bir kadın ergenlik çağına ulaştığında, ondan şurası ve şurası müstesna (başka bir yerinin) görünmesi uygun olmaz' buyurdu ve kendi yüzü ile ellerine işaret etti. 11Abdullah b. Ömer (ra) şöyle rivayet etmektedir:Bir adam ayağa kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü! İhramdayken nasıl elbiseler giymemizi emredersiniz?" diye sordu.Resulullah (sav) şöyle buyurdu: ...İhramlı kadın yüzüne peçe (nikap) takmasın, ellerine de eldiven giymesin. 12Bu rivayetlerden anlaşılıyor ki, kadının yüzü asli itibarıyla avret sayılmamış; bu sebeple örtülmesi mutlak olarak farz kabul edilmemiştir. Yüzün örtülmesi, takva ve güven açısından önem arz etmekle birlikte, açılmasına da fetva verilmiştir. Bununla beraber ihtiyatı gözetmek ve fitneye mahal vermemek açısından yüzün örtülmesinde önemli maslahatlar vardır. Hanefi imamları da fitnenin yaygın olduğu zamanlarda kadının kendisini fitneden korumak amacıyla yüzünü örtmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Fitnenin ve haramların yaygınlaştığı, kötü niyetli kişilerin sürekli etrafı gözetlediği günümüzde, Müslüman bir hanımın bu konuda daha ihtiyatlı ve dikkatli davranması, takvayı esas alarak yüzünü örtmeyi tercih etmesi büyük önem taşımaktadır.Öte yandan, Şafii ve Hanbeli mezhebindeki alimlerin çoğunluğu, yüz bölgesinin avret olduğuna hükmetmişlerdir. Bu kanaatlerini, bazı sahabe uygulamalarına ve ilgili ayetlerde geçen “ziynetlerini açmasınlar” ve Bu, onların tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur. ifadelerine dayanarak yüzün de avret sayıldığına hükmetmişlerdir. 13Üçüncü Hüküm: Şer'i Örtünmenin Şartları?Şer'i örtünmenin zaruri şartları vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:1- Örtünün asgari ölçüsü, el ve yüz hariç bütün vücudu örtmelidir. (Fitne zamanı yüz de örtülmelidir.)2- Örtü, vücudu gösterecek kadar ince ve dikkat çekici bir renkte olmamalıdır. Zira örtünmekten maksat gizlemektir, fark edilmemektir.3- Örtü, vücut hatlarını belli edecek ve fitneye sebep olacak kadar dar olmamalıdır. Bu konuda şöyle bir hadis rivayet edilmektedir:Ebu Hüreyre (ra)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:Cehennem ehlinden, henüz görmediğim iki sınıf vardır: Biri, yanlarında sığır kuyruğu gibi kamçılar bulunan ve onlarla insanlara vuran bir topluluk; diğeri ise giyinmiş oldukları halde çıplak olan, meyleden ve meylettiren, başları eğri deve hörgüçleri gibi olan kadınlardır. Bunlar Cennete giremezler; onun kokusunu da duyamazlar. Halbuki Cennetin kokusu çok uzak mesafelerden duyulur. 144- Örtüden güzel koku gelmemelidir. Çünkü güzel koku, erkekleri etkiler. Zira Resulullah (sav) şöyle buyurmaktadır:Erkeklerin sürüneceği kokunun kokusu belirgin, rengi gizli olmalıdır; kadınların sürüneceği süs/koku ise rengi belirgin, kokusu dışarı yayılmayan/gizli olmalıdır. 155- Kadın ne erkek elbisesi giymeli ne de giydiği elbise erkek elbisesine benzemelidir.Resulullah (sav): Allah, kendilerini kadınlara benzeten erkeklerle erkeklere benzeten kadınları lanetler. 16Sual: Bir Kadının, Farz Olan Tesettürü Yerine Getirebilmesi İçin Mutlaka Çarşaf mı Giymesi Gerekir?Bir kadının dış örtü olarak mutlaka çarşaf giymesinin farz olduğunu söylemek doğru değildir. Bununla birlikte çarşaf, örtünme emrini en iyi ve sorunsuz şekilde yerine getiren kıyafetlerin başında gelmektedir. Elbette vücut hatlarını belli etmeyecek bollukta çarşaf benzeri bir dış örtü/kıyafet giymesi, tesettürün farzını yerine getirmek için yeterlidir. Bununla beraber çarşaf, fitneden daha sağlam surette korunmaya vesile olan ve tesettürde daha kuvvetli bir muhafaza sağlayan bir örtü şeklidir. Bu cihetle çarşaf, tesettür hassasiyetini daha ileri seviyede gözetmek isteyenler için daha güçlü bir siper hükmündedir. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri de çarşafın, bir kadının tesettürü ve fitneden muhafazası için en mühim kalelerden biri olduğuna işaretle şöyle buyurmaktadır:Tesettür etmekle na-mahremin iştihasını açmamak ve tecavüzüne meydan vermemek, zayıf hilkati emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve bir siperi ve kal'ası, çarşafı olduğunu gösterir. 17Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere, fitne ve fesadın bu denli yaygın olduğu bir dönemde, bir kadının tesettürünü en güzel şekilde yerine getirmesi büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple, kendisini haramlardan ve günahlardan koruması açısından çarşaf giymesinin en uygun tercih olduğu kanaatindeyiz.DEĞERLENDİRMEKadının, kendisine namahrem olan kimselere karşı vücut hatlarını belli etmeyen, dikkat çekici renk ve desenlerden uzak, bol bir dış örtüyle tesettüre riayet etmesi farzdır. İslam'ın mühim hedeflerinden biri, kadının haysiyetini, iffetini ve şerefini muhafaza etmektir.Unutulmamalıdır ki, iman zaafı bulunan ve kalpleri marazlı olan kimseler, kadın hakkında suizan besler. Bu gibiler, kadının haysiyet ve şerefini zedeledikten sonra nefsani emellerine ulaşmayı hedeflerler.Açıktır ki tesettürün zayıflamasıyla birlikte evliliklerin azalması, aile içi geçimsizliklerin ve boşanmaların artması arasında ciddi bir münasebet vardır. Birçok genç erkek ve kadın evlilikten uzak durmaktadır. Zira beşeri arzularını helal olmayan yollarla, zahmetsiz ve mes'uliyetsiz biçimde tatmin imkanı bulan kimseler, evliliğe ihtiyaç hissetmemektedir. Bu hal ise toplumları ciddi bir çözülme tehlikesiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Aile yapısının zayıflaması, eşler arasındaki güvenin sarsılması ve iffet duygusunun zedelenmesi gibi sorunlarda, tesettür hassasiyetinin azalmasının ve kadınların süslenerek toplum içinde tesettür ölçülerine yeterince riayet etmeden bulunmalarının da büyük etkisi olmaktadır. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:Ey Ademoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek bir elbise ile süsleneceğiniz bir libas indirdik. Takva libası ise daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın ayetlerindendir; ta ki düşünüp ibret alasınız. 18Bu ayet-i kerime, insan için en hayırlı libasın takva libası olduğunu açıkça nazara vermektedir. Çarşafın da kadınlar için tesettür noktasında mühim bir takva libası olduğunu unutmamak gerekir.KaynakçalarAhzab, 33/59Nur, 24/31H. YUNUS APAYDIN, "TESETTÜR", TDV İslam Ansiklopedisi, 2011, c.40, s.543-544Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2012, Cilt 4, s. 588Buhari, Kitabü'l-Vudu', Bab: 13, Hadis No: 146Ebu Davut, 4101Ahzab, 33/59Ahzab, 33/33Ebu Davud, Salat 26; Tirmizi, Mevakit 182Nur, 24/31Ebu Davut, Libas, 31/4104Buhari, Hac, 1/1838Abdurrahman El-Ceziri, ,Dört Mezheb Fıkhı, trc. H. Ege vd., Çağrı Yayınları, İstanbul, 1993, Cilt 1, s. 504–506, 512–515.Müslim, Cennet, 53/2857Tirmizi, Edeb, 2787Buhari, Libas, 61/5885Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.207A'raf, 7/26
Öncelikle cüz, küll, cüz'î, küllî kavramlarının anlamlarına bakalım.Cüz: Sözlükte kısım, hisse, bölük anlamında kullanılmaktadır.Cüz, bir şeyin tamamıyla vücudu kendilerine bağlı olduğu şeye denir. Cüz, kendisinden ve başkasından bir şeyin oluştuğu şeydir. Kendisinden ve başka şeylerden bütün olan bir şeyin terekküp ettiği şeydir. Mesela duvar veya tavan evin birer cüzüdür. Ev, bu ve başka cüzlerden meydana gelmektedir.Küll: Sözlükte tamam, büsbütün, içine aldığı bütün cüzlerini kapsayan anlamında kullanılmaktadır. Küll, cüzde dâhil olmadığı gibi cüzden de farklıdır. Taşa, duvara, çatıya ev denmez. Ev bu maddelerden ve bu maddelerin bir ahenk içinde meydana getirdiği suretten oluşur. Yani küll olan ev, kendisini meydana getiren cüzlerden farklıdır. Cüz'i: Bir kavram birden fazla şey için değil, tek bir şey için kullanılıyorsa, o kavrama cüz'îdir denir.Yani fertler arasında ortak kullanılmayan, yalnız birine ait olan kavramdır. Türkçede buna özel isim denir. Mesela insan küllî bir kavramken, Hz. Muhammed (asm) cüz'îdir. Şehir küllî bir kavramken, İstanbul cüz'îdir. Yani burada önemli olan cüz'î bir kavramın tek bir kişi/nesne/şey tarafından kullanılmasıdır.Külli: Bir kavram tek bir şey için değil, birden fazla şey için kullanılıyorsa, o kavrama küllîdir denir.Zihinde bulunan bir kavramın fertler tarafından ortak kullanılmasıdır. Diğer bir ifade ile ortak olan kavramlara küllî denir. Mesela, “insan” kelimesi her ferdin kullandığı bir kavramdır. Dolayısıyla ortak bir kavramdır ve küllîdir. Bediüzzaman Hazretleri, küllînin fertler sahibi olduğunu ve küllînin cüz'îde dâhil bulunduğunu ifade etmektedir.Bu dört terimi ağaç örneği üzerinden konuşacak olursak, bir ağaç küll iken, ağacın bir yaprağı o ağacın cüz'ü olur. Ağaç kavramı küllî iken, bahçemizdeki şu portakal ağacı, ağaç küllîsinin cüz'îsi olur.Küll'ün cüz'e sığmasını şöyle açıklayabiliriz: Ağaç, bahçenin içindedir. Dolayısıyla yaprak ve dallardan oluşan bir küll olan ağaç, bir bahçenin cüz'üdür. Bu noktadan bakarsak, küll, cüz'e sığmış olur.Ayrıca büyük bir sarayın planının bir kâğıda sığması ve bir ağacın genetik bilgisinin tohuma sığması da, küll'ün cüz'e sığmasına örnek verilebilir.Küllînin cüz'e sığması ise şu üç şekilde olabilir:Birincisi, bir camide bin tane insan bulunsun. o insanlardan birinin ismi de Zeyd olsun. Camiyi kaplayan bin insandan birisi olan Zeyd, o camide bir cüz olmuş olur. Bin insanlık bir bütünün bir parçasıdır çünkü. Ama aynı zamanda Zeyd, küllî olan “insan” kavramını üzerinde taşır. Böylelikle küllî olan insan kavramı, Zeyd'de bulunması sebebiyle, Zeyd de o camide bir cüz olması sebebiyle, küllî cüz'e sığmış olur.İkinci olarak, küllî kanunlar cüz'lerde görünebilir. Mesela yer çekimi, küllî bir kanun iken, küçük bir taşta dahi gözlemlenebilir. Böylelikle küllî, cüz'e sığar diyebiliriz.Üçüncüsü ise, küllî bir kavramın bir cüz'de temsil edilemesidir. Mesela adalet küllî bir kavram iken, mahkemede verilen bir karar ile bir cüz' olan tek bir insan üzerinde adalet tecelli eder. Yine küllînin cüz'e sığmasına bir örnek görülmüş olur.
Beyaz eşya yedek parçası satıyorum. Bazı parçaları satarken müşteriye, “Bu parçayı denerseniz iade almam; sizin parçanız sağlam olsa bile iade kabul etmem.” diyorum. Çünkü deneme sırasında parçanın bozulma ihtimali var ve denenmiş parça ikinci el durumuna düşüyor. Bu şekilde satış yapmak dinen caiz midir, müşterinin hakkına girmiş olur muyum?
6.565
Yeme içme noktasında haram ve şüphelilerden kaçmaya çalışıyorum. Bundan dolayı akrabaların veya arkadaşların bazı ikramlarını geri çeviriyorum. Bu da bazen kırılmalara ve alınmalara sebep oluyor. Ne yapmamız lazım?