140
Erkeğin Tesettürde Ölçüsü Nasıl Olmalıdır?
Erkeklerin avret yerleri diz ile göbek arası olduğu halde İslam toplumunda erkeklerin el, ayak ve yüz haricinde giyinik olmaları ve aksinin gayr-ı ahlâki görülmesinin sebebi ve temelleri nelerdir ?

140
Erkeklerin avret yerleri diz ile göbek arası olduğu halde İslam toplumunda erkeklerin el, ayak ve yüz haricinde giyinik olmaları ve aksinin gayr-ı ahlâki görülmesinin sebebi ve temelleri nelerdir ?
1.587
Mektubat 228-229. Sayfalarda geçen sarıklı genç rüyasını gören ve rüyadaki sarıklı genç kimdir?
5
İsrail ürünlerini en başından beri büyük bir iradeyle boykot ediyoruz. Boykotun belli bir nokta da bitmesi mümkün mü? Çünkü hayatımızın bir çok noktasında engel olamadığımız şekilde boykota dikkat edemiyoruz. Ne zaman boykotu bırakabiliriz?
4
Gençlik Rehberi 11. Sayfadaki "Hem senin medâr-ı fahrin olan uhuvvet ve hürmet ve hamiyet gibi güzel hasletlerin, incecik bir zamana büyük bir sahrâdan bir parmak kadar yere inhisâr;..." diye başlayan ve devam eden bölümü açıklar mısınız?
6.083
Hangi oruca nasıl niyet etmeliyiz?
46
Bankada kartımız ve hesaplarımız bulunuyor. Lakin kart ile hiçbir alışveriş yapmazsak ve açılan ek hesapları kullanmadığımız için herhangi bir ödeme ya da faiz tahakkuk etmezse bunun bir sakıncası var mıdır?Diğer sorum da şöyle: Çalıştığım iş yeri İş Bankası ile anlaşmalı, orada hesabım da var. Mecburen maaşımı oradan alıyorum. Bu bankadan kredi kartı alıp faizsiz işlemlerde kullanabilir miyim? Örneğin banka beni aradı; "Eğer ek hesap açtırmaz ya da otomatik ödeme talimatı vermezsen promosyon veya faizsiz kredi kullanamazsın, ismini de çalıştığın yere bildireceğiz." dediler. Bu konuda ne yapmam gerekir? Ben "Verin ismimi." dedim. Son olarak; faizli bankaya otomatik ödeme talimatı vermek caiz midir?
7
Allah'ın ezelî ve ebedî isim-sıfatlarını Arapça vasıtasıyla tanıyoruz. Oysa bütün diller mahlûk ve sonradan yaratılmıştır. Bu durumda Arapça ile Esmâü'l-Hüsnâ'nın ilişkisini nasıl anlamalıyız? Aynı soru, kelâmullah olan Kur'ân'ın lafız-mânâ bütünlüğü için de geçerlidir.
6
Lüb ve kışır ne anlama geliyor? Aralarında nasıl bir irtibat vardır? Risale-i Nur'da bu kavramlar nasıl geçmektedir?
7
Risale-i Nur yazısı yazarken alkol içeren mürekkep ile yazmak uygun olur mu?
3
Bildiğim kadarıyla Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) kendisini yerin altında bir yere kapatıp çilehanelerde dünya ile irtibatını kesmemiştir. Öyleyse bazı evliyalar neden böyle bir şey yapar? Allah ile irtibatı koparmadan, yeryüzünde insanlarla iç içe yaşamak daha büyük bir başarı değil midir? Çilehane kavramını izah eder misiniz?
65
Hac ve umre ibadetini Suudi Arabistan yönetimine veya belirli bir fikri akıma, Vehhabilik gibi mali destek sağlamamak amacıyla terk etmek, islam fıkhı açısından hassas bir konudur.İslam dininde hac ve umre gibi ibadetler, siyasi otoritelerden bağımsız, doğrudan Allah'ın rızasını kazanmak ve kutsal mekanları, Kâbe, Mescid-i Nebevi gibi yerleri ziyaret etmek amacıyla yapılır. İbadetin muhatabı devletler değil, bizzat Allah-u Tealadır. Bu nedenle, bir Müslümanın yönetimi sevmiyorum veya onlara para kazandırmak istemiyorum diyerek ibadetten vazgeçmesi uygun değildir.Hac ve umre için Kur'an-ı Kerim'de geçen temel şartlar; sıhhatli olmak, gerekli maddi güce sahip olmak ve yol emniyeti olmasıdır. Eğer bir kişi maddi gücü elvermiyorsa, güvenlik endişesi yaşıyorsa veya can güvenliği yoksa bu ibadet ertelenebilir. Ancak siyasi veya ideolojik bir protesto amacıyla gitmemek, klasik fıkıh kitaplarında ibadeti düşüren geçerli bir mazeret olarak kabul edilmez.Ayrıca Kâbe bir devletin vaya milletin mülkü değildir. Kâbe ve çevresi tüm Müslümanların ortak değeridir ve ibadetler her ne olursa olsun boykot edilemez. İbadetin yapılacağı mekânın yönetimindeki kişilerin hataları, ibadetin gerekliliğini ortadan kaldırmaz.
1.950
Misvak kullanmak orucu bozar mı?
40
Cuma hutbesi esnasında cemaatin amin diyerek iştirak etmesi veyahut hutbe esnasında konuşmak fıkhen caiz midir? Bu hususu dört mezhep imamının görüşlerine göre detaylı bir şekilde izah eder misiniz?
15
"Bu hadsiz mevcudatta olan tahavvulât ve vâridat ve masarifat, her bir anda umum kainatı görür ve nazar-ı teftişinden geçirir bir tek zâtın mizanıyla ölçülür ve tartılır."Bu cümledeki tahavvulat, varidat ve masarifatı örnek vererek izah eder misiniz?
30
İktisad Risalesi'nde 5. Nüktede Bediüzzaman Üstadımızın anlattığı bal hadisesindeki üç ağabey ve balı Üstadımıza getiren talebesi kimdi?
33
Kardeşlik ve İhlası Esas Alan Bir İletişimRisale-i Nur talebesi, kardeşlik ruhunu merkeze alan ve ihlâsı önceleyen bir iletişim dili benimsemelidir. Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur dairesi içinde iman hizmeti için bir araya gelenleri hakikî kardeşler olarak tarif etmiş ve bu kardeşliğin ölçülerini açıkça şöyle ortaya koymuştur:Zâten mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlâd, şeyh ile mürîd mâbeynindeki vâsıta değildir. Belki hakîkî kardeşlik vâsıtalarıdır. Olsa olsa bir üstâdlık ortaya girer. Mesleğimiz halîliye olduğu için, meşrebimiz hıllettir. Hıllet ise, en yakın dost; ve en fedâkâr arkadaş; ve en güzel takdîr edici yoldaş; ve en civânmerd kardeş olmak iktizâ eder. Bu hılletin üssü'l-esâsı , samîmî ihlâstır.1Hazreti Üstadın bu ifadelerine göre iletişim dilinde;- Yakınlık, samimiyet ve fedakârlık esas alınmalıdır.- Kırıcı, incitici ve küçültücü ifadelerden kaçınılmalıdır- Kardeşler birbirini takdir etmeli, taltif etmeli, tebrik etmeli ve desteklemelidir. Zira dost, dostunu incitmez; kardeş, kardeşinden bin hata da görse gücenmez. Kusurlar büyütülmez, muhabbet her daim korunur.2. Tenkid ve Rekabetten Uzak Duran Bir İletişimBediüzzaman Hazretleri, kardeşler arası iletişimde tenkit, rekabet ve üstünlük kurma gibi ihlâsa zarar veren ve kardeşliği kıran tutumlara dikkat çekerek kaçınmak gerektiğini şu ifadelerle beyan eder.Bu hizmet-i Kur'âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkîd etmemek ve onların üstünde fazîletfurûşluk nev'inden gıbta damarını tahrîk etmemektir. Çünkü nasıl, insanın bir eli, diğer eline rekābet etmez. bir gözü, bir gözünü tenkîd etmez. dili, kulağına i'tirâz etmez. kalb, rûhun ayıbını görmez. belki birbirinin noksânını ikmâl eder. kusûrunu örter. ihtiyâcına yardım eder. vazîfesine muâvenet eder. Yoksa o vücûd-u insânın hayatı söner, rûhu kaçar, cismi de dağılır.2Bediüzzaman Hazretlerine göre iman hizmeti içerisinde bulunan her fert, manevi bir şahsın parçaları hükmündedir. Nasıl ki vücudun organları, hücreleri birbirleriyle kavga etmez, kusur görmez, eleştirip düşmanlıkta bulunmaz. Aksi halde vücut bütünlüğü bozulur herkes zarar görür. Dolayısıyla Risale-i Nur hizmetinde de;- Eleştirmek yerine tamamlayıcı olmak- Üstünlük yarışı yerine hizmet birlikteliğini korumak- Kusur aramak yerine kusur örtmek- Rekabet ve yarış yerine yardımlaşmayı esas almak gerekmektedir.3. Kırılmalara Karşı Fedakâr ve Yapıcı Tavır Alan Bir İletişimNur Talebeleri arasında zaman zaman nefis ve şeytanın vesveselerinden, psikolojik yorgunluktan veya yanlış anlamalardan/anlaşılmalardan doğan kırıcı sözler veya davranışlar ortaya çıkabilir. Bu gibi durumlarda Bediüzzaman Hazretleri son derece hassas bir ölçü koyarak fedakar bir tavrı şöyle sergilemektedir.Kardeşlerimden ricâ ediyorum ki, sıkıntıdan veya rûh darlığından veya titizlikten veya nefis ve şeytanın desîselerine kapılmaktan veya şuûrsuzluktan, arkadaşlardan sudûr eden fenâ ve çirkin sözlerle birbirinize küsmeyiniz ve haysiyetime dokundu! demeyiniz. Ben o fenâ sözleri kendime alıyorum. Damarınıza dokunmasın. Bin haysiyetim olsa, kardeşlerimin mâbeynindeki muhabbete ve samîmiyete fedâ ederim.3Bediüzzaman Hazretlerinin bu tavrı bizlere hizmet içi iletişimde;- Hemen alınmamayı- Küsmeyi değil muhafazayı- Muhabbeti şahsî izzetin önüne koymayı- Hizmetin selâmetini merkeze almak gerektiğini göstermektedir.4. Müsbet Hareketi Önceleyen Bir İletişimBediüzzaman Hazretleri talebelerine Risale-i Nur'un bir çok yerinde müsbet hareketi ders vermektedir. Kısaca müsbet hareket; emniyet ve asayişi bozmaksızın, başkalarına ilişmeden, münazara ve tartışma ortamından kaçınarak, Cenab-ı Hakk'a tevekkül edip sabır ve tahammülle kendi hizmetiyle meşgul olmaktır.Bir Nur Talebesi, kendi hizmetine olan muhabbetle vazifesine devam etmelidir. Başkalarını ve onların hizmetlerini küçük görmek ve tahriklere kapılarak münakaşada bulunmak, Risale-i Nur hizmetine uygun düşmemektedir. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri, "bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. menfî hareket değildir" der ve şu yol gösterici ifadeleri kullanır,Hasan Âtıf kardeşimizin bir mektûbundan anladık ki, orada perde altında fa'âliyetini durdurmak için bazı hocalar, bir kısım tarîkate mensûb adamları vâsıta edip fütûr veriyorlar. Hâlbuki mesleğimiz, müsbet hareket etmektir. Değil mübâreze, belki başkaları düşünmeye de mesleğimiz müsâade etmiyor.4Yine başka bir mektubunda dahilde yani Müslümanlar arasında asayiş ve huzurun temini için müsbet hareketin önemini şu sözlerle vurgulamaktadır.Hâricî tecâvüze karşı kuvvetle mukābele edilir. Çünkü düşmanın malı, çoluk çocuğu ganîmet hükmüne geçer. Dâhilde ise öyle değildir. Dâhildeki hareket, müsbet bir şekilde, ma'nevî tahrîbâta karşı ma'nevî, ihlâs sırrı ile hareket etmektir. Hâriçteki cihâd başka, dâhildeki cihâd başkadır.5Dolayısıyla başkaları olumsuz ve zarar verici davranış ve hallerde bulunsalar dahi Risale-i Nur talebeleri, mümkün mertebe bu menfi ve bozucu tahriklere kapılmadan, sadece kendi meslekleriyle meşgul olmalıdır. Zira bir Nur Talebesi İslamiyet dairesi içinde hangi meşrebde olursa olsun, Müslümanlar arasında muhabbete, kardeşliğe ve birliğe vesile olacak mukaddes bağlar bulunduğunun farkındadır. Müslümanları birbirinden uzaklaştıran, birbirine soğutan, birlik ruhunu dağıtan, ayrılığa sebep olan menfî şeylerin her zaman karşısında olmuşlardır.Bir nur talebesi iletişim halinde bulunduğu hizmet arkadaşına, talebesine yahut herhangi bir kardeşine karşı söylemlerinde, davranışlarında veya tavırlarında "benim bu söylemim, tepkim veya halim yapacağım hizmete katkı sağlıyor mu yoksa zarar mı veriyor?" iç muhasebesini her daim yapmalı ve ona göre hareket etmelidir. Ta ki müsbet hareket ederek ihlası ve kardeşliği muhafaza edebilsin.5. Şefkatli ve Kibar Bir İletişimÜstad Bediüzzaman Hazretleri, Nur Talebelerinin, Risale-i Nur'un yumuşak, mülayim, tatlı ve kibar olan iletişim dilini esas edinmelerini şu şekilde ifade etmektedir:Risale-i Nur'un mesleği, nezihâne ve nazikâne ve kavl-i leyyindir.6Bu düstur gereği:- Yargılayıcı değil, ikna edici bir dil kullanmak,- Dayatmacı, korkutucu ve ümitsizliğe sevk eden söylemlerden kaçınmak,- Şefkat, sabır ve merhameti esas almak, öne çıkmaktadır.Her Nur Talebesi, insanlara bir iman doktoru hassasiyetiyle yaklaşmalı; hastayı suçlamak yerine tedaviye odaklanmalıdır. Kişilerin değil davranışların kötülüğünü göz önünde bulundurarak; tenkid etmeden, yargılamadan, karalamadan hakikati kibar ve yumuşak bir üslupla anlatmalıdır. Muhatabın şahsiyetine değer verip, hak ve batılın sonuçlarını aklen izah ederek onları ikna etmeye çalışmalıdır.Ayrıca BakınızEtkili Tebliğ ve Doğru TemsilMüsbet HareketKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 170Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 167Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 304Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 311Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c. 4 s. 552Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 185
2.098
Nurun ilk kapısı eseri nedir? Osmanlıca olarak temin ediliyor mu ? Bu eserin sahihliğini merak ediyorum. Bu eser hakkında malumat verebilir misiniz ?
23
"Evvelâ şu âlemde, cism-i zîhayatın inkırâza ve mevte mahkûmiyeti ise, vâridât ve masârıfın muvâzenesizliğindendir. Çocukluktan sinn-i kemâle kadar vâridât çoktur. Ondan sonra masârıf ziyâdeleşir, muvâzene kaybolur . O da ölür. Âlem-i ebediyette ise, zerrât-ı cisim sâbit kalıp, terkîb ve tahlîle ma'rûz değil. Veyâhûd muvâzene sâbit kalır." Bu parçaya göre cehennem ehlinin durumu nasıldır? Azab gören bedenleri devamlı yenilecek olabilir mi? İzah eder misiniz.
39
Bu zamanda, her zamankinden daha fazla ümide ihtiyacımız var. Ümit ile ilgili Kur'ân-ı Kerîm'den, Siyer-i Nebî'den, İslâm tarihinden ve Bediüzzaman Hazretleri'nin hayatından bazı misaller verebilir misiniz?
46.754
Yemek esnasında mı su içmek gerekir, yoksa yemekten birkaç saat sonra mı? Bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) nasıl davranmıştır?
16.162
KÂB-I KAVSEYNKavs, bilindiği gibi “yay” demektir. Kâb ise yayın kabzası ile kiriş kısmı arasında kalan iki köşe aralığına denir ki bir yayda iki kâb mevcuttur. Bazı âlimler de bu mânâya dayanarak kalb etmek yolu ile bir yayın iki kâbının olabileceğini söylemişlerdir. Ayrıca yayın kabzasıyla kirişi arasına da “kâb” ismi verilmiştir. Mızrak (rumh), değnek (sevt), arşın (zira; kol), boy, kulaç (bâ), adım (hatve), karış (şibr), şerre (fitr) ve parmak (işbâ) nasıl uzunluk ölçüsü olarak kullanılıyorsa “kavs” da aynı şekilde bir ölçü olarak kullanılmıştır. Hicaz dilinde kavs'ın “zira” mânâsına geldiği söylenmektedir.İbn-i Abbâs'tan da âyette geçen söz konusu kelimenin aynı mânâda olduğu hususunda rivayet vardır. Buna göre "kâb-ı kavseyn” cümlesi, “onunla arasındaki mesafe iki arşın kadardır” mânâsını ifade eder. Ancak bu âyetle ilgili daha güzel bir yorum nakledilmiştir. Şöyle ki: Araplar câhiliye döneminde bir ittifak kurmak üzere anlaşacakları zaman iki yay çıkarır, birini diğerinin üzerine koyarak ikisinin kâbını birleştirir; sonra da ikisini beraber çekip onlarla bir ok atarlardı. Bu, onlardan birinin razı olacağı şeye diğerlerinin de razı olacağını, birini kızdıran şeyin diğerlerini de kızdıracağını ifade eden bir birlik antlaşmasıydı ve aksi mümkün olmayacak tarzda söz birliği ettiklerini gösteriyordu. Bu anlamda kâb, miktar mânâsına değil, üst üste gelen iki yayın birlik manzarasını gözler önüne seren kabza ile kiriş arası demektir. Görülüyor ki bu mânâ hem diğerinden daha fazla bir yakınlık tasvir etmekte hem de manevî bir yakınlığı göstermektedir. 1Necm Sûresinde Geçen "İki Yay Kadar Yaklaştı" İfadesi Peygamberimiz (sav)'in Allah'a O Kadar Mı Yaklaştığına İşaret Eder?İlgili olay Kur'ân'ı Kerim'de şöyle geçmektedir:Sonra (çok perdeler geçerek Rabbine) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki, kāb-ı kavseyn (iki yay) kadar veya daha da yakın oldu. İşte (Allah) kuluna vahyettiğini, vahyetti. (Gözleriyle) gördüğünü, kalbi yalanlamadı. 2Bu konuda iki görüş vardır.1) Sevgili Peygamberimizin (sav) Hz. Cebrail'e o kadar yaklaştığıdır.2) Sevgili Peygamberimizin (sav) Allah'a o kadar yaklaştığıdır.Elmalı Hamdi Yazır, bu konuda şöyle söylemektedir: Burada "abdehi" (o, kuluna) kelimesindeki zamirin Allah'a râci olduğunda ihtilâf yoktur. Müthiş kuvvetlerin sâhibinden maksad Allah olduğuna göre, burada da vahyedenin O olduğu açıktır. Diğer tefsir şekillerinde de ifadenin akışından Allah'ın isminin zikredildiği kabul edilmektedir.Şu hâlde burada başlıca iki mânâ üzerinde durulabilir. Birincisi: İşte Hz. Cebrail O'na böyle yaklaştı da Allah Teâlâ'nın elçisi Muhammed (s.a.v.)'e gönderdiği her vahyi getirdi, O'na vahyetti ve öğretti. Başlangıçta hakikî sûretiyle görünerek getirdikleri şeylerin Allah'ın vahyi olduğunu öğretti ve belirli zaman aralıklarıyla teblîğ etti. Diğer mânâ da şöyledir: İşte Allah'ın hâs kulu olan arkadaşınız Muhammed (s.a.v.), istivâ ettikten sonra Rabbine öyle yaklaştı ki bütün vasıtalar kaldırıldı ve Allah ona doğrudan doğruya verdiği vahyi verdi. Yani Mi'râc'da her ne vahyettiyse Cibrîl'in dahi herhangi bir aracılığı olmaksızın vahyetti. İşte biz de bu mânâyı tercih ediyoruz. Nitekim bu konuda Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:O abdi, hem bütün kemâlât-ı insaniyeyi câmi', hem bütün tecelliyât-ı İlâhiyeye mazhar, hem bütün tabakāt-ı kâinâta nâzır ve saltanat-ı rubûbiyetin dellâlı ve marziyât-ı İlâhiyenin mübelliği ve tılsım-ı kâinâtın keşşâfı yapmak için, Burâk'a bindirip, berk gibi semâvâtı seyrettirip kat'-ı merâtib ettirerek, kamervârî menzilden menzile, dâireden dâireye rubûbiyet-i İlâhiyeyi temâşâ ettirip, o dâirelerin semâvâtında makamları bulunan ve ihvânı olan enbiyâyı birer birer göstererek, tâ Kāb-ı Kavseyn makamına çıkarmış. Ehadiyet ile kelâmına ve rü'yetine mazhar kılmıştır.3Cenab-ı Hak, Peygamber Efendimizi (sav) kâinatın halifesi ve vekili olarak 7 kat semada gezdirdikten sonra kendisi ile perdesiz bir şekilde görüştüğünü ve konuştuğunu ifade etmektedir.Sevgili Peygamberimizin (sav) 7 kat semayı aşması ve "kâb-ı kavseyn" makamına çıkarak Allah ile görüşmesi Allah için bir uzaklık ve mekân oluşturmaz mı?Hayır oluşturmaz. Çünkü buradaki mekânlar ve uzaklıklar bizim için geçerlidir. Allah için değil. Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle söylemektedir:Cenâb-ı Hakk her şeye her şeyden daha yakındır. Fakat her şey ondan nihâyetsiz uzaktır. Nasıl ki, güneşin şuûru ve konuşması olsa, senin elindeki ayna vâsıtasıyla seninle konuşabilir. İstediği gibi sende tasarruf eder. Belki ayna-misâl senin gözbebeğinden sana daha yakın olduğu halde, sen dört bin sene kadar ondan uzaksın. Hiçbir cihette ona yanaşamazsın. Eğer terakkî etsen, kamer makamına gelip doğrudan doğruya bir mukābele noktasına çıksan, ona yalnız bir nevi' aynadârlık edebilirsin. 4Yani Cenâb-ı Hak her şeye gayet yakındır; fakat biz O'na pek uzağız. Mesela, Güneş nurani olduğu için elimize bir ayna alıp ona baksak, ışığı, ısısı ve yedi rengi avucumuzun içine girer; bu mânâda Güneş âdeta yanımızdadır. Sadece bizim değil, bütün canlıların da aynı anda yanındadır. Hattâ Güneş akıl ve idrak sahibi bir varlık olsaydı, elimizdeki ayna vasıtasıyla bizimle bire bir konuşabilirdi; tıpkı telefonla bir arkadaşımızla görüntülü görüştüğümüz gibi. Buna rağmen biz Güneş'ten 150 milyon kilometre uzağız.Evet güneş bizden ne kadar uzak olursa olsun nuraniyet özelliği ille bize göz bebeğimizden daha yakındır. Hatta kemiklerimizin içine kadar etki ederek D vitamini ve mineraller gibi vücudumuza birçok etkisi vardır. Güneş bize bu kadar müdahalede bulunduğu halde, insan ne Güneşe ne de onun ışığına herhangi bir müdahalede bulunamaz.Aynen bu örnekte olduğu gibi; Cenab-ı Hak "ilim, irade, kudret" gibi sıfatlarının yansıması ile bizlere bizden daha yakındır. Bizi istediği şekilde görür, bilir ve kudreti ile tasarrufta bulunur. Allah zaman ve mekândan münezzeh olması yönüyle tüm insanlar üzerinde aynı şekilde tasarrufta bulunur. Zaman ve mekân onu etkisi altına alamaz. Bunun için onun bize her açıdan ilim ve kudreti ile yakın olduğunu bilmekteyiz. Fakat biz tüm kusur, eksikliğimiz ve acziyetimiz ile ondan fersah fersah uzağız. Fakat haşa Allah zatı ile hiçbir maddenin ve de zamanın da içinde değildir. Ama isim ve sıfatlarının tecellisiyle de her şeye etki ve kontrol ettiğini oralardaki mükemmel sanatlardan görüyoruz ve biliyoruz.Ayrıca BakınızHz. Peygamber (sav) Mirac Gecesi Allah'ı Gördü mü?Âyet ve hadîslerle Mirac GecesiKaynakçalarElmalı Hamdi Yazır, hak Dini Kur'ân Dili, Zehraveyn Yayın Evi, c.7, s.541Necm 53/9-10Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.245Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.250