Sorular

13.811

14. Söz'ün Zeyli Hangi Depremler Üzerine Yazılmıştır?

14. Söz'ün zeylinin telif sebebi olan ve bu zeyilde "şimdiki zelzele", "bu büyük zelzele" diye bahsedilen hadise hangi zelzeledir? Bu zeylin 1939 Erzincan zelzelesinden önce, 1933 yılında yazıldığını biliyoruz. Hem 1939 zelzelesi Ramazan'da, teravih vaktinde olmamıştır. 1992 Erzincan zelzelesi teravihte olmuştur. Ayrıca "ehl-i zındıkanın orada tesirli bir merkez-i faaliyet tesisleri" meselesi nedir? Dersim hadisesi 1939 zelzelesinden önce olup bittiğine göre, Allah'ın bu zelzele ile onların faaliyetlerini akim bıraktığı düşünülemez.

10

Moğol İstilâsı İslâm Dünyasını Nasıl Sarstı, Neden Yıkamadı?

Moğol istilâsı, İslâm dünyasında çok büyük bir tahribata sebep oldu; fakat İslâm'ı mağlûp edemedi. Şehirler yıkıldı, kütüphaneler harap edildi, milyonlarca insan öldürüldü. Hususan Bağdat'ın düşmesi, hilâfet merkezinin sarsılması bakımından çok ağır bir darbe oldu. Fakat bu yıkım, İslâm'ın hakikatini ortadan kaldırmadı; bilâkis maddî merkezler yıkılsa da îman ve Kur'ân hakikatleri yaşamaya devam etti.Tekrar yükselişin sebebi, İslâm'ın yalnız bir devlet veya coğrafya ile kaim olmamasıdır. İslâm'ın kuvveti, Kur'ân'a dayanır. Devletler zayıflasa da medreseler, âlimler, tasavvuf mektepleri, halkın îmanı ve ümmet şuuru İslâm hayatını yeniden ayağa kaldırdı. Nitekim bir müddet sonra Moğolların bir kısmı da İslâmiyet'i kabul etti. Böylece başlangıçta yakıp yıkan kuvvet, daha sonra İslâm dairesine girdi.Bu hâdise, bâtıl kuvvetlerin geçici; hakikatın ise bâkî olduğunu gösterir. Tarihte bazen ehl-i hak büyük musîbetlerle sarsılır; fakat bu, nihâî mağlûbiyet değildir. Kur'ân'ın nuru söndürülmez. Moğol istilâsından sonra Memlükler, Anadolu'daki İslâm merkezleri ve daha sonra Osmanlı gibi büyük yapılarla İslâm dünyası yeniden kuvvet bulmuştur. Yüce Rabbimiz İslam'ın her daim galip geleceğini şöyle müjdelemiştir:Allah'ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar; hâlbuki Allah, kâfirler hoşlanmasa da nûrunu tamamlayıcıdır!1Netice olarak, Moğol istilâsı İslâm dünyasını siyasî, askerî ve ilmî bakımdan çok yaralamış; fakat İslâm'ın özünü yıkamamıştır. Çünkü İslâm'ın hakikati ilâhîdir; geçici mağlûbiyetler onun nurunu söndüremez.KaynakçalarSaf, 61/8.

13

İslâm'da Bilim Neden Yükseldi, Sonra Neden Yavaşladı?

İslâm'da eğitim ve bilim anlayışının oluşmasında etkili olan husus yine İslâm'ın kendisidir. Özellikle Kur'ân ve hadislerde ilme ve tefekküre olan teşvik, akla olan vurgu bunun bir göstergesidir. Örneğin Kur'an'da 2iki ayet şöyledir:....De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak (selîm) akıl sâhipleri ibret alır.”1Ve “Rabbim! İlmimi artır!” de!2İslâm'ın bu öğretisi, Müslümanların ilmi; ibadet, tefekkür ve insanlığa hizmet vesilesi olarak görmesine sebep olmuştur.Öte yandan İslâm'ın Müslümanlara yüklediği ilahî mesajı insanlığa duyurmak vazifesi ile tebliğ hareketleri ve fetihler başlamıştır. Bunun neticesinde ise Müslümanlar yeni kültür ve medeniyetler ile tanışmış, tüm bunları İslâm'ın temel tevhid akidesi kapsamında yeniden değerlendirerek kazanım hâline getirmiştir. Hususen Emeviler döneminde temelleri atılan ve Abbasiler döneminde sistematik hâle getirilen çeviri faaliyetleri ile İslâm toprakları ilim ve bilimin merkezi hâline gelmiştir. Özellikle Halife Me'mun döneminde Bağdat'ta kurulan Beytü'l-Hikme, kısa sürede dönemin meşhur araştırmacılarını kendi bünyesinde toplamaya başlamıştır.Bu merkezde Galen ve Hipokrat'ın tıpla ilgili metinleri tercüme edilmiştir. Beytü'l-Hikme'de görev yapan bilginler eski metinleri tercüme etmekle kalmayıp kendi eleştirilerini ve özgün düşüncelerini de yazma fırsatı buldular. Bunların arasında önemli bir yere sahip olan Huneyn bin İshak, daha önce tercüme edilen eserleri yeniden gözden geçirdi. Onun sayesinde tıp ve farmakoloji ile ilgili birçok değerli eser bir araya getirildi.Müslüman toplumların çeviri geleneği ileriki yıllarda da sürmüştür. Nitekim Mısır'da egemen olan Fatımiler 1005'te Kahire'de Beytü'l-Hikme geleneğine uygun Darü'l-Hikme adıyla bir araştırma merkezi kurdular. Tespitlere göre burada görev yapan araştırmacıların kullanımına verilen devasa kütüphanede hukuktan tıbba, mantıktan matematiğe binlerce eser bulunmaktaydı.3İlim ve bilimin altın çağında İslâm topraklarında Kur'ân'ın tefekküre sevk eden terbiyesiyle, akıl ile nakil birbirine düşman görülmemiş; astronomi, tıp, matematik ve benzeri sahalarda ciddi inkişaflar yaşanmıştır. Zira kâinata bakmak, yaratıcıyı tanımaya bir vesile kabul edilmiştir.Sonraki dönemlerde ilim ve bilimin yavaşlamasının en genel sebepleri, ilmin hakikî gayesinin zayıflaması, tefekkür ve tahkik yerine taklidin artması, siyasî ve içtimaî sarsıntılar, İslâm devletlerinin zayıflaması ve medrese ile müsbet fenlerin birbirinden uzaklaşması şeklinde sıralanabilir. Din ile fen ayrıldıkça, biri taassuba, diğeri gaflete düşebilmiştir.Ayrıca BakınızİSLÂM'IN POZİTİF BİLİMLERE BAKIŞI / BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN BİLİM ANLAYIŞIKUR'AN İLE BİLİM ARASINDA GÖRÜNEN ÇELİŞKİLER NASIL DEĞERLENDİRİLMELİDİR?KUR'AN-I KERİM'İN BİLİMSEL MUCİZELERİ NELERDİR?KaynakçalarZümer, 39/9.Tâ-Hâ, 20/114.Adnan DEMİRCAN, Ana Hatlarıyla İslam Medeniyeti, Siyer Yayınları, İstanbul/2021, s. 72.

3.886

Namaz Kılarken Deprem Olursa Ne Yapılması Gerekir?

Namaz esnasında deprem gibi tehlikeli bir durum meydana geldiğinde, İslam'da öncelik her zaman can güvenliğidir. Zira insan hayatı çok değerlidir ve zarurat-ı diniyeden, yani korunması kesin gerekli olan esaslardan biri de canı muhafaza etmektir. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulmaktadır:Hem Allah yolunda sarf edin, (kendinizi) ellerinizle tehlikeye atmayın ve iyilik edin! Şüphe yok ki Allah, iyilik edenleri sever.1Bu sebeple yangın, deprem veya benzeri bir tehlike anında kılınmakta olan namaz, selam verilerek hemen bozulur ve gerekli tedbir alınır. Bu davranış dinen bir kusur değil, bilakis doğru ve sorumlu bir tutumdur. Bozulan namaz daha sonra yeniden kılınır; bu namazın farz, vacip veya sünnet olması, evde, iş yerinde ya da camide kılınması, tek başına veya cemaatle eda edilmesi arasında bir fark yoktur. Hatta böyle bir durumda kişi namazını bozmayıp tedbir almaz ve bu yüzden canına zarar gelirse, tedbiri terk etmiş sayılır ve sorumluluk altına girer. Çünkü can, Allah Teâlâ'nın insana verdiği bir emanettir. Aynı şekilde namaz esnasında saftan birinin düşmesi veya acil yardıma ihtiyaç duyması hâlinde de namaz hemen bozularak ona yardımcı olmak gerekir. Buna karşılık sarsıntı çok hafif olup tehlike arz etmiyorsa, kişi namazına devam edebilir, ancak ciddi bir risk söz konusuysa, hayatı korumak esastır.Ayrıca BakınızDEPREM KORKUSUNUN ARDINDAKİ MANEVÎ SEBEPLERKaynakçalarBakara 2/195.

5.923

Risale-i Nur'da Geçen “Namazın Arkasındaki Tesbîhât” Hangi Zikirlerdir?

"Şu kısa tarîkin evrâdı ittibâ'-ı sünnettir. Ferâizi işlemek, kebâiri terk etmektir. Ve bilhassa namazı ta'dîl-i erkân ile kılmak, namazın arkasındaki tesbîhâtı yapmaktır.""Namazın arkasındaki tesbîhâtı yapmaktır." Burada kastedilen, 33 defa Sübhanallah, 33 defa Elhamdülillah, 33 defa da Allahu ekber zikri midir? Yoksa uzun tesbihat (lâ ilâhe illallah, tercüman-ı ism-i âzam/dua-yı ism-i âzam, salavatlar) burada kastedilmektedir?