Bağış Yap

Sorular

“Helal Kazanç Talep Etmek, Farzdan Sonra Bir Farzdır” Hadisi Ne Demektir?

Rızık, yalnızca insanın karnını doyurması için gerekli olan bir şey değildir. Kazanılan lokma; insanın ibadetine, duasına, aile huzuruna, ahlakına ve kalp hayatına da doğrudan tesir eder. Bu sebeple bir kimsenin ne kazandığı kadar, onu hangi yoldan kazandığı da çok mühimdir.Haram yoldan elde edilen kazanç, dışarıdan bakıldığında insana rahatlık, imkan ve geçim sağlıyor gibi görünebilir. Fakat böyle bir kazanç, insanın manevi hayatını zedeler. Kalpte huzursuzluk bırakır, ibadetin tadını kaçırır, vicdanı yorar ve aile hayatının bereketini azaltır. İnsan zahiren ayakta dursa bile manen yıpranır.Buna karşılık helal lokma, sadece temiz bir gelir değildir; aynı zamanda manevi hayatın dayanağıdır. Helal kazançla beslenen bir insanın kalbi daha huzurlu olur, vicdanı daha rahat eder, ibadete karşı içinde daha temiz bir yöneliş meydana gelir. Duası da daha samimi ve daha ümitli olur. Çünkü insan, Allah'ın razı olduğu bir yoldan rızkını aradığında yalnız para kazanmamış olur; aynı zamanda kulluğunu da muhafaza etmiş olur. Rabbimiz helal kazancın ehemmiyetini şu şekilde buyurur:Ey iman edenler! Sizi rızıklandırdığımız şeylerin temiz olanlarından yiyin ve eğer sadece O'na kulluk ediyorsanız, Allah'a şükredin! 1Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanlardan helal ve temiz olanları(nı) yiyin ve şeytanın adımlarına tabi olmayın! Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. 2Peygamber Efendimiz de (sav) hadislerinde helal kazancın ehemmiyetini şu şekilde bildirir:Farz namazdan sonra kazanç arama, farzdan sonra farzdır. 3Helal kazanç aramak, kahramanların çarpışması gibidir. Helal kazanç peşinde iken ölen kimse bağışlanmış olarak ölür. 4Ey insanlar! Allah'tan (hakkıyla) sakının ve (rızkınızı) ararken güzel yollarla arayın. Zira hiç kimse, rızkını elde etmeden ölmeyecektir; gecikse bile (rızkına kavuşacaktır). Allah'tan (hakkıyla) sakının ve (rızkınızı) ararken güzel yollarla arayın. Helal olanı alın, haram olanı terk edin. 5Ayrıca Hz. Ömer, kazanç aramanın derecesini cihadın derecesinden de üstün tutmuştur. Bu konuda şunları ifade etmiştir:Allah'ın lütfundan istemek maksadıyla yolculuğa çıkıp yükümün iki dengi arasında ölmemi, Allah yolunda cihad ederek öldürülmeme tercih ederim. Çünkü Allahu Teala, 'Bir kısmınız Allah'ın lütfundan aramak üzere yeryüzünde yol tepecekler, diğer bir kısmınız da Allah yolunda çarpışacaktır.' ayetinde Allah'ın verdiği rızkı aramak için yolculuğa çıkanları, cihad edenlerden önce anmıştır." derdi. 6İmam Serahsi bu hadisleri şu şekilde izah eder:Kişinin ihtiyaç duyduğu şeyleri kazanmak suretiyle derecelerin en yükseğine ereceğini açıklamaktadır. Çünkü derecelerin en yükseğine ancak farz olan şey yapılarak erilir. Diğer yandan kişi, geçimini sağlamadan farzları yerine getiremez. Dolayısıyla namaz kılmak için taharetin (abdest) farz olduğu gibi, geçimini sağlamak için kazanmak da farzdır. 7İmam Serahsi'ye göre, farz olan bir şeyin yerine getirilmesi neye bağlıysa, o şey de dolaylı olarak farzdır. İnsanın namaz kılabilmesi için örtünmesi ve temizlenmesi, ibadet edebilmek için de bedenini ayakta tutacak gıdayı alması şarttır. Bütün bu imkanlar ancak çalışıp helal kazanç elde etmekle sağlandığından, helal rızık aramak da farz ibadetlerin yerine getirilebilmesi için asli bir şart ve farz hükmünü almıştır. Bu durumu şu şekilde izah eder:Taharetsiz namaz kılınmaz. Taharet için kuyudan su çıkaracağı bir testi veya kova ve bir ip gereklidir. Yine avret yerleri örtülmeden namaz kılınmaz. Bunun için de bir elbise gereklidir. Bunlar ise normal koşullarda ancak çalışıp kazanmak suretiyle elde edilebilir. Farz ibadetin yapılması için gereken şeyler de farzdır. 8Kısaca, bir kimse, farz ibadetlerini eda ettikten sonra, kendisinin ve geçindirmekle yükümlü olduğu kimselerin nafakasını helal yoldan kazanmakla da mükelleftir. Çünkü insan, helal rızık olmadan hayatını sürdüremez; hayatını sürdüremeden de birçok farzı yerine getiremez. Bu sebeple helal kazanç aramak, farzların yerine gelmesine vesile olduğu ölçüde farz hükmü alır.Ayrıca BakınızHARAM LOKMA DUANIN KABULÜNE ENGEL MİDİR? / HELAL LOKMANIN EHEMMİYETİHELAL GIDAHELÂL RIZIK İÇİN ÇALIŞMAK İBADET MİDİR?KaynakçalarBakara, 2/172.Bakara, 2/168.Taberani, Mu'cemu'l-evsat, Vlll/272.Beyhaki, Şuabul İman, Ocak Yayıncılık, İstanbul 2015, c.3, s. 266.İbn Mace, Ticaret, 2.Beyhaki, Şuabul İman, Ocak Yayıncılık, İstanbul 2015, c.2, s. 277.İmam Serahsi, El-Mebsut, Gümüşev Yayıncılık, İstanbul 2011, c. 30, s. 321-322.İmam Serahsi, El-Mebsut, Gümüşev Yayıncılık, İstanbul 2011, c. 30, s. 322.

1.882

Tesettürün Ölçüsü

Hz. Âişe'den(ra) rivâyete göre, bir gün Hz. Ebû Bekir'in(ra) kızı Esmâ ince bir elbise ile Allah Resülü (asv)'ın huzuruna girmişti. Resulullah (s.a.s) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: "Ey Esma! Şüphesiz kadın ergenlik çağına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir." Hz. Peygamber(sav) bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti" (Ebu Davûd, Libâs, 31). Buna göre yüz açılabilir. Bu soruma başka kaynaklardan peçe olması gerektiğine dair cevap verilmişti. Fakat burası açıklanmamıştı. Madem yüz kapatılmalı. Neden peygamberimiz böyle bir açılım yapmış?

5.154

Latince ve Sadeleştirmeye Ruhsat

"Evet, bu dünya memleketine ve misafirhânesine giren her bir misafir…” diye başlayan Birinci Makam'ın başından -ilhâm, vahiy mertebeleri- hâriç kalıp, tâ on sekizinci mertebe olan kâinâtın hudûs hakîkati, tâ imkâna kadar yeni hurûfla, bir ihtâr-ı ma'nevî ile izin verdik. Daktilo (el makinesi) ile kendilerine yazdılar. Siz de bu dört parçayı birden cild yapıp, yeni hurûfla ehl-i inkâra on ikilik top güllesi gibi atabilirsiniz. Fakat yirmi sene evvelki Türkçe ile şimdiki Türkçe'nin farklı olduğundan, yeni Türkçe için bazı kelimât-ı Arabiyede tasarruf edildi. Siz de öyle yapabilirsiniz. Risâle-i Nûr yirmi sene evvelki Türkçe ile konuşur. O zamanı görmeyen gençlere teshîlât olmak için bazı ta'birâtı değiştirirseniz, iyi olur." Gibi ifadelerden latinceye ve sadeleştirmeye izin var anlamı çıkar mı?

"Hikmet Müminin Yitik Malıdır" Hadisi Ne Anlatır, Hikmetli İnsan Nasıl Olunur?

Hikmet, en kısa ifadesiyle doğruyu bilmek, doğruyu yerli yerince söylemek ve faydalı olanı yapmaktır. Hikmet; ilim, basiret, isabet, ölçü, fayda ve hayır manalarını içine alır.Seyyid Şerif el-Cürcani hikmeti, “İnsanın gücü ölçüsünde eşyanın mahiyet ve hakikatlerini bilmesi” şeklinde tarif eder. Bu tarifte hikmet, sadece bilgi sahibi olmak değil; eşyanın iç yüzünü, maksadını ve hakikatini kavramak manasına gelir. Elmalılı Hamdi Yazır ise hikmet kelimesinin kök manasında iyiliği elde etme ve kötülüğe engel olma bulunduğunu ifade eder. Bu cihetle hikmetin fayda kavramıyla yakın alakası vardır. Ona göre hikmet, bazen “sebebin sebebi” yahut “amacın sonucu” manasında da kullanılır. En geniş manasıyla hikmet, doğru bilgi ve faydalı iş demektir. 1 İlgili hadis şöyle geçmektedir:Ebu Hüreyre (ra) şöyle rivayet etmektedir:Resulullah Aleyhissalatü Vesselam şöyle buyurur: Hikmet, mü'minin yitik malıdır; onu nerede bulursa almaya en ziyade kendisi hak sahibidir. 2Bu hadis-i şerifte geçen hikmet; faydalı ilim, hakikat, doğru bilgi, insanı hayra sevk eden isabetli söz ve derin kavrayış manalarına gelir. Hadisin verdiği ders ise şudur: Bir insan kıymetli bir malını kaybettiğinde onu nerede bulursa hemen sahiplenir. Mü'min de bunun gibi, nerede ve kimde doğru, hayırlı ve faydalı bir söz yahut bilgi bulursa onu alır, benimser ve istifade eder. Burada bizim için asıl ölçü, sözü söyleyen kişinin kimliği değil; sözün doğru, hak ve faydalı olmasıdır. Fakat bu, her duyulan sözü kabul etmek demek değildir. Hikmet, Kur'an ve Sünnet'e uygun olan hakikattir. Batıl, hurafe veya yanlış fikir hikmet sayılmaz. Bu cihetle mü'min, hakikati arar; fakat onu daima hak ölçüleriyle tartar. 3Bu hadis aynı zamanda mü'minin ilme ve hakikate karşı daima açık olması gerektiğini de gösterir. Mü'min, “Ben biliyorum” diyerek gelişmesinin önünü tıkamaz. Doğruyu nerede bulsa alır. Çünkü hikmet, insanı hayra götüren bir nurdur. Kur'an-ı Kerim'de hikmet büyük bir nimet olarak şöyle zikredilir:Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona pek çok hayır verilmiştir. 4Demek ki hikmet, yalnız bilgi çokluğu değil; bilginin hayra, isabete ve salih amele dönüşmesidir. Hikmetli konuşmak, sözü yerinde, zamanında, ölçülü ve faydalı söylemektir. Muhatabın halini gözetmek, doğru sözü uygun üslupla ifade etmek, kırmadan ve incitmeden hakkı anlatmak hikmetli konuşmanın esaslarındandır. Bununla beraber lüzumsuz, faydasız ve boş sözlerden kaçınmak da hikmetin bir şubesidir.Hikmetli insan ise ilmiyle amel eden, hadiselerin yalnız dış yüzüne değil neticelerine ve manalarına da bakabilen, öfke ve heva ile değil aklıselim ve ölçü ile hareket eden kimsedir. Böyle bir insan, doğruyu kim söylerse söylesin alçak gönüllülükle kabul eder; bildiğini de hayra sarf eder.Netice olarak hikmet; hakikati bilmek, hayrı tercih etmek, doğruyu güzel bir üslupla ifade etmek ve her şeyi yerli yerinde yapabilmektir. Mü'minin vazifesi de hikmeti aramak, bulduğu doğruyu almak ve onunla amel etmektir.Kaynakçalarİlhan Kutluer Hikmet Tdv İslâm Ansiklopedisi, 1998, c.17, s.514-515İbn Mace, Zühd, 4169Sünen-i İbn-i Mâce Tercemesi ve Şerhi, Haydar Hatipoğlu, Kahraman Yayınları, c.10, s.443–444Bakara, 2/269