3.061
"Şefkat-i Rububiyetini Müteessir Eden Ehl-i Dalaleti ve Ehl-i Küfrü, Haşrin İnkarında Onları Tasdîk Etmekten Yüz Binler Derece Mukaddessin" Ne Demektir?
İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:ve küfür ve isyan ile ve seni va'dinde tekzîb etmekle senin azamet-i kibriyâna dokunan ve izzet-i celâline dokunduran ve ulûhiyetinin haysiyetine ilişen ve şefkat-i rubûbiyetini müteessir eden ehl-i dalâleti ve ehl-i küfrü, haşrin inkârında onları tasdîk etmekten yüz binler derece mukaddessin.Buradaki “şefkat-i rububiyyetin müteessir olması” ifadesini teşbih ve mecaz cihetiyle anlamalıyız. Çünkü Cenab-ı Hak, yarattıklarının hiçbirine benzemez. Yarattıklarından hiçbirinin özelliği de O'na benzemez. Rabbimiz muhalefetün li'l-havadistir; yani Allah, sonradan yaratılan hiçbir varlığa hiçbir cihetle benzemez. Hiçbir varlık O'nun Zatını zihnen ve aklen kuşatamaz. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:Ve kezâ, Sâni'-i Zülcelâl, bütün nevâkıstan pâk ve münezzehtir. Çünki noksâniyet, maddiyâtın mâhiyetlerindeki isti'dâdın kılletinden ileri gelir. Hâlbuki Cenâb-ı Hakk maddiyâttan değildir.Ve kezâ, Sâni'-i Kadîm-i Ezelî, kâinâtın ihtivâ ettiği eşyânın cismiyet, cihetiyet, tagayyür, temekkün gibi istilzâm ettikleri levâzım ve evsâftan berî ve münezzehtir. Kur'ân-ı Kerîm şu iki hakîkate Allâh'a misil yapmayın ma'nâsına olan فَلَا تَجْعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَادًا âyetiyle işâret etmiştir. 1Kur'an-ı Kerim de bu hakikate, Allah'a benzer ve misil tutulamayacağını ifade eden şu ayetle işaret eder:Öyle ise (eşi olmayan) Allah'a, benzerler (ortaklar) koşmaya kalkmayın! 2Bu hakikat, Allah'ın varlıkları terbiye edişine, idare edişine ve onlara muamelesine bakan İlahi tecelliler hakkında da geçerlidir. Yani Allah'ın zatı ve sıfatları varlıklara benzemediği gibi, muhabbeti, gazabı, şefkati ve bu manalardaki İlahi tecellileri de bizim anladığımız şekilde değildir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:Çünkü nasıl Cenab-ı Hakk'ın zat ve sıfatında, nazir ve şebih ve misli yoktur. Öyle de, şuunat-ı Rububiyetinde misli yoktur. Sıfatı nasıl mahlukāt sıfatına benzemiyor, muhabbeti dahi benzemez. Öyle ise, şu ta'biratı müteşabihat nev'inden tutup deriz ki: Zat-ı Vacibü'l-Vücud'un vücub-u vücuduna ve kudsiyetine münasib bir tarzda ve istiğna-yı zatisine ve kemal-i mutlakına muvafık bir surette muhabbeti gibi bazı şuunatı var...3Bu durumda “şefkat-i rububiyyetin müteessir olması” ifadesi, haşa Allah'ın bizim bildiğimiz manada üzülmesi, etkilenmesi, sarsılması veya sonradan yeni bir hal kazanması demek değildir. Böyle bir mana verilemez. Çünkü Allah Teala, yaratılmışlara ait hiçbir eksikliği taşımaz. O, maddi değildir, cisim değildir, bir yerde bulunmakla sınırlı değildir; değişmekten ve sonradan başka bir hale girmekten de münezzehtir. Çünkü değişmek, sonradan olmayı, başka bir hale geçmeyi çağrıştırır. Mekanla kayıtlı olmak da mahluk varlık olmanın bir vasfıdır. Cenab-ı Hak ise ezelidir, ebedidir ve yaratılmışlara ait bütün sınırlardan münezzehtir.Burada anlatılmak istenen, insanların küfür ve isyanı, Allah'ın rahmetine, hikmetine, adaletine ve kullarını terbiye eden Rububiyetine zıt bir tavırdır. Çünkü Allah insanı yaratır, yaşatır, besler, korur, sayısız nimet verir ve onu her an terbiye eder. Böyle bir Rabbe karşı iman, şükür ve itaat gerekirken; inkar, nankörlük ve isyan ile karşılık vermek elbette çok büyük bir suçtur.Bu sebeple metindeki “müteessir olmak” ifadesi, haşa Allah'ın bizim bildiğimiz manada üzülmesi, sarsılması veya duygusal bir değişim yaşaması demek değildir. Buradaki mana, küfür ve dalaletin İlahi rahmete, hikmete ve adalete karşı çok çirkin bir karşılık olmasıdır. Böyle bir suç da İlahi gazabı ve cezayı celbeder.Allah insanlara sonsuz denecek kadar çok nimet, ihsan ve rahmet eserleri gösterir. İnsan ise buna rağmen bu nimetleri Allah'tan bilmez, O'nun vaadini yalan sayar, rahmet eserlerini değersiz görür ve kulluk vazifesinden yüz çevirirse; bu, büyük bir cürüm olur.İşte bu cürüm, Allah'ın şefkatle terbiye eden Rububiyetine zıt düştüğü için, kişinin rahmete layık bir tavırdan uzaklaşmasına sebep olur. Yani insan kendi iradesiyle rahmet kapısını kapatır ve ceza ile karşılık görmeyi hak eder.Kısacası: “Şefkat-i rububiyyetin müteessir olması” ifadesi mecazi bir anlatımdır. Burada, haşa Allah'ın bizim bildiğimiz manada etkilenmesi veya üzülmesi kastedilmez. Çünkü Allah, yaratılmışlara ait bütün eksikliklerden münezzehtir. Asıl anlatılan şudur: Küfür ve isyan, Allah'ın rahmetine, hikmetine ve adaletine aykırı bir tavır olduğu için, İlahi gazabı ve cezayı celbeder.Ayrıca BakınızALLAHIN SIFATLARINI NASIL ANLARIZALLAH'IN İSİM-SIFAT-ŞUUNAT VE ZATININ MÜKEMMELLİĞİCENÂB-I HAKK'IN SIFATLARINDA ZITLIK BULUNUR MU?İSİM VE SIFAT NEDİR?RUBUBİYET VE TERBİYERUBUBİYETİN TANIMIKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ'caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 141.Nahl, 16/74.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 134-135.

