Afyon hapishanesinde bulunan Kasap Tahir, namus meselesinden dolayı cinayet işlemiş ve idama mahkûm edilmiş bir zattır. Zincirlere vurulmuş bir hâlde son günlerini geçiren Kasap Tahir, hapishane avlusunda Bediüzzaman Hazretleriyle karşılaşır. Tahir, Üstad Bediüzzaman'a ağlaya ağlaya;
"Ne olur hocam, beni kurtarın bu hâlden." der. Tahir'in hâlini ve samimi iltica ve yalvarışını gören Bediüzzaman Hazretleri, Tahir'i teselli eder:
"Bu sana takılan şeyler, senin idam mahkûmiyetinin zincirleri değil, senin tesbihindir. Sen namaza başla, ben sana dua edeceğim. İnşaallah kurtulursun." der.
Kasap Tahir, manevî büyüklüğüne inandığı Bediüzzaman Hazretlerinin sözüne itimat eder, canla başla nasihatini yerine getirir. Namazını kılmaya başlar ve Üstad'ın dediği gibi, ayağına, omzuna takılan kalın zincir halkalarıyla tesbihini çekmeye başlar. Bir gün aklına gelir, "Bu zincirin halkalarını bir sayayım." der. Sayar, bakar ki tam otuz üç halka... Bilâhare temyiz mahkemesi Tahir'in idam kararını bozar ve Tahir zincirlerden kurtulur. Umumi bir afla idamdan kurtulan Tahir, hiç ihtimal vermediği bu bozma kararını Bediüzzaman Hazretlerinin duasından bilir.1
Mufassal Tarihçe-i Hayat, c. 3, s. 1609.

