Kader

09.03.2009

8056

Bediüzzaman Hazretlerinin "Tercih Bilâ Müreccih" Meselesine Yaklaşımı

"Tercih bila müreccih muhaldir" ne demektir? Bunun kaderle ne alakası vardır? Kader Risalesinde Bediüzzaman Hazretleri niçin böyle bir konuya değiniyor?

17.03.2009 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Önce, metinde geçen bazı kavramların kısaca anlamlarını verelim.

Müreccih: Tercih edici sebep. Tercih: Üstün tutma, seçme. Tereccüh: Üstün gelme. 1
Tercih bila müreccih: Tercih edici sebep olmadan kendi kendine tercih. Bir şeyi seçmek yani tercih etmek, mutlaka bir “tercih edici sebebe (müreccih) dayanır. Hiçbir sebep yokken sırf rastgele bir tercihin ortaya çıkması aklen muhal (imkansız) kabul edilir.

Sorunuzun cevabına geçmeden önce bu sorunun sorulma sebebini kısaca izah edelim. Bediüzzaman Hazretleri, bu kısımdan önce insanın özgür irade sahibi olduğunu ve bu iradesinin, kendi dışından onu tercihe zorlayan (mûcib) bir sebep olmaksızın özgürce tercih ettiğini; Allah’ın insan fiillerini yaratmasının da bu özgür tercihten sonra gerçekleştiğini ifade etti. Bu izahın üzerine kelâm âlimlerinin çok defa kullandığı “Tercîh bilâ müreccih muhâldir.” kaidesi gündeme gelir; yani bir şeyi seçmek (tercih etmek), mutlaka bir “tercih ettirici sebep”e (müreccih) dayanır. Hiçbir sebep yokken sırf rastgele bir tercih ortaya çıkması aklen imkânsızdır. Bediüzzaman Hazretleri, kelâmın bu temel kaidesine göre “İnsan iradesi, müreccih (tercih edici sebep) olmadan nasıl özgürce tercihte bulunacak?” şeklinde bir itirazın gelebileceğini düşünerek bu konuyu izah etmeye başlıyor.

Kelam Alimleri "Tercîh bilâ müreccih muhâldir" Kaidesini Niçin Kullanıyorlar?

Kelâm ilminde Allah’ın varlığı iki ana delille temellendirilir: “Hudûs” (âlemin sonradan yaratılmış olması) ve “İmkân” (âlemin zorunlu değil, mümkün varlık olması). İmkân delilinin dayandığı “tercîh bilâ müreccih” (tercih edici sebep olmadan kendi kendine tercih) kaidesi yıkılırsa, âlemin kendiliğinden var olmuş sayılacağı; böylece Allah’ın zorunlu varlık (Vâcibü’l-Vücûd) olarak ispatının ortadan kalkacağı ve kelâmın iki temel sütunundan birinin yıkılacağı varsayılır. 2

İmkân ne demek?
Bu âlem (evren) için “var olması da mümkündü, var olmaması da mümkündü” denir. Yani evrenin varlığı mecburî değil, olabilir türündendir.

İmkân delili ne diyor?
Kelâm âlimleri varlığı temel olarak iki sınıfa ayırır: Birincisi, varlığı zorunlu olan Allah (Vacibü’l-Vücûd); ikincisi ise varlığı zorunlu olmayan mümkin varlıklardır. Mümkin varlıkların varlığa geçmeleri kendi ellerinde değildir; onların yokluğunu varlığına tercih eden, zorunlu varlık olan Allah’tır.
Bu hakikati şöyle ifade ederler; “Madem evrenin varlığı ezelî ve ebedî değildir; sonradan yaratılmıştır. Varlığı zorunlu olmadığına göre, evren açısından var olmakla olmamak eşittir. Çünkü evrenin (ve genel olarak mümkin varlıkların) kendilerini yokluktan varlığa çıkarabilecek bir güçleri ve iradeleri yoktur. Hâlbuki bir şeyin var olabilmesi için bu eşitliğin bozulması ve varlık ihtimalinin ağır basması gerekir.
Meselâ, evimizde lambanın yanması veya yanmaması, lamba açısından birdir; lamba kendi başına tercih yapamaz. Lambanın yanması için birinin düğmeye basarak yanmayı yanmamaya tercih etmesi gerekir.” Öyleyse evrenin varlığını yokluğuna tercih eden, seçen ve gerçekleştiren bir sebep lâzımdır. Bu sebep de varlığı başka bir sebebe bağlı olmayan, yaratılmış olmayan, daima var olan ve yaratılışın kaynağı bulunan; yani Vacibü’l-Vücûd olan Allah olmalıdır.” Bu hakikat kelamda, “tercih bilâ müreccih muhaldir”; yani “tercih edici bir sebep olmadan eşyanın kendi kendine tercihte bulunması imkânsızdır.” şeklinde ifade edilir. 3 İlgili kısım "Kader Risalesinde" şöyle geçmektedir:

Eğer desen: Tercîh bilâ müreccih muhâldir. Halbuki, o emr-i i‘tibârî dediğimiz kesb-i insanî, bazen yapmak ve bazen yapmamaktadır. Eğer mûcib bir müreccih bulunmazsa, tercîh bilâ müreccih lâzım gelir. Şu ise, usûl-ü kelâmiyenin en mühim bir esasını hedmeder? Elcevab: Tereccüh bilâ müreccih muhâldir. Yani müreccihsiz, sebebsiz bir rüchâniyet muhâldir. Yoksa, tercîh bilâ müreccih câizdir ve vâki‘dir. İrâde bir sıfattır. Onun şe’ni, böyle bir işi görmektir. 4

Yukarıda da belirtildiği gibi Bediüzzaman Hazretleri, bu kısımdan önce insanın özgür irade sahibi olduğunu; bu iradenin, kendi dışından onu tercihe zorlayan (mûcib) bir sebep bulunmaksızın özgürce tercih ettiğini ve Allah’ın insan fiillerini yaratmasının da bu özgür tercihten sonra gerçekleştiğini ifade eder. Bunun üzerine, “Akıllara şöyle bir soru gelebilir” diyerek şu soruyu sorar; “İnsan iradesi bir şeyi onu herhangi bir zorlayıcı sebep olmadan mı seçiyor; eğer zorlayıcı bir sebep olmadan seçiyorsa bu aklen bir çelişki değil midir?” Kelâm âlimlerine göre bir şeyin var olabilmesi için, olmasını olmamasına veya onun olmamasını olmasına tercih ettirecek bir sebep, yani bir müreccih (tercih edici sebep) gerekir. Bu şekilde insan iradesine nasıl özgür diyebiliriz? Hâlbuki sizin ifadenize göre insan iradesi bazen yapabiliyor, bazen de yapmıyor. Eğer özgür dediğiniz insanın tercihinde zorlayıcı bir sebep bulunmazsa, tercih ettirici sebep olmadan tercih (tercîh bilâ müreccih) gerçekleşmiş olacak. Bu ise kelâmın en önemli esaslarından birini (imkân delilini) ortadan kaldırmaz mı?
Sorunun cevabına geçmeden önce şöyle bir hususu ifade edelim: Bu soruda hatalı bir ön kabul vardır; Kelâm âlimlerinin imkân delilinde kullandıkları kaidenin, insan iradesinin tercihinde de bire bir uygulanabileceği hatası. Bediüzzaman Hazretleri de bu hatayı şöyle düzeltir:

“Tereccüh bilâ müreccih muhâldir” der. Yani iki seçenek tam eşitken, birini üstün kılacak herhangi bir sebep yokken birinin kendiliğinden ağır basması, diğerinden üstün olması mümkün değildir. “Yani müreccihsiz, sebebsiz bir rüchâniyet (ağır basma-üstün gelme) muhâldir” cümlesi de bunu açar: Ortada rüchân (üstünlük) meydana getirecek bir sebep yoksa, “şu taraf ağır bastı, üstün geldi” denemez.
Fakat “tercîh bilâ müreccih câizdir ve vâki‘dir.” Yani insan irâdesiyle bazen iki eşit mümkün arasında, dıştan zorlayıcı bir sebep olmadan da seçim yapabilir. Meselâ, önümüze bire bir aynı iki adet 1 kilo gümüş külçe konulsa, aralarında hiçbir üstünlük olmadığı hâlde birini seçebilir miyiz? Elbette seçebiliriz. Eşit olmaları ve aralarında üstünlük bulunmaması, bizi tercihsiz bırakacak diye bir kaide yoktur. Hatta 1 kilo gümüş ile 1 kilo altın olsa, insan altın daha üstün olduğunu bildiği hâlde yine de gümüşü tercih edebilir. Bu durum, irademizin tercih etmede tamamen özgür olduğunu gösterir. Çünkü burada “ağır basma”yı meydana getiren şey, dışarıdan gelen mecbur edici bir müreccih (tercih edici sebep) değil, bizzat irâdenin seçme fiilidir.
“İrâde bir sıfattır. Onun şe’ni, böyle bir işi görmektir” cümlesinin mânâsı; insanın irade etmesi bir yaratma değildir. İrade bir sıfattır; görevi sadece tercihte bulunmaktır. Tercih etmede de onu zorlayacak şartlara ihtiyacı yoktur; aksi takdirde özgürlüğü elinden alınmış olur. İnsan, faydasına olan şeyleri de zararına olan şeyleri de tercih etmede özgürce karar verir. İrâde, insanın “seçme” ile alâkalı bir sıfatıdır; bu sıfatın tabiatında, iki mümkün arasında tercîh yapmak vardır.

DEĞERLENDİRME

Bediüzzaman Hazretleri, insanın kesb denilen iradî tercihinin bazen yapmaya, bazen de yapmamaya yöneldiğini ifade eder. Bu açıklamaya, kelâm ilmindeki temel kaide olan “tercih bilâ müreccih muhâldir” Yani bir şeyin gerçekleşmesi için onu diğer ihtimale tercih ettiren bir müreccih (tercih edici üstün fazilet/özellik) bulunması gerekir, şeklinde itiraz edilmesi hâlinde şu izahı yapar:
Önce kavramları ayırarak hatalı ön kabule dikkat çeker ve doğru kullanımın “tereccüh bilâ müreccih muhâldir” olduğunu açıklar. Yani ortada hiçbir sebep yokken iki seçenekten birinin kendiliğinden ağır basıp üstün olması (rüchâniyet) mümkün değildir; müreccihsiz bir “üstün gelme” gerçekleşmez. Fakat bu, “tercîh bilâ müreccih”in imkânsız olduğu anlamına gelmez. İnsan iradesi, dıştan zorlayıcı bir sebep olmaksızın iki eşit mümkün arasında da tercih yapabilir.
Burada tercih ettirici unsur, dışarıdan gelen mecbur edici bir müreccih değil; bizzat iradenin seçme fiilidir. Bu sebeple insanın özgür iradesiyle yaptığı tercih, fiilin yaratılmasından önce gelir; Allah da fiili o tercihten sonra yaratır. Son olarak “İrâde bir sıfattır; onun şe’ni böyle bir işi görmektir.” denilerek, iradenin yaratma değil yalnızca seçme vazifesi gördüğü ve bu seçmenin özgürlüğün esası olduğu vurgulanır.

Kaynakçalar
  1. https://islamansiklopedisi.org.tr/tercih

  2. Ahmed Hüsrev Erdaş, Kader Risalesinde Rüchaniyet Mefhumu, 2012, s. 11

  3. Tuğba DUMANGÖZ, Fahreddin Er-râzî Düşüncesinde İnsan Fiili, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s.173-174

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 85


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız