Rabbimiz bizi bu dünyaya imtihan için gönderdiğini birçok âyette açıkça ifade etmektedir. Örneğin bir âyette şöyle buyurmaktadır:
O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.1
İnsan, bu dünyada evvela iman sahibi olmak daha sonra Allah’ın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından uzak durmak, ahlaklı ve ihlaslı bir hayat sürmekle sorumludur. Bu surette Hz. Ebubekir (ra) misali iyi ve üstün ruhlu insanlar ile Ebucehil misali kötü ve alçak ruhlu insanlar arasındaki farkı ortaya çıkabilmektedir. Bu hakikati daha iyi anlamak için Mevlana Hazretlerinin Mesnevi’de bize aktardığı şu kıssaya kulak verelim.
Hz. Musa (as) hayat ve ölüm hakikatini hem daha iyi anlamak hem de insanlara daha iyi aktarmak için Cenâb-ı Hakk’a “Ya Rabbi! Sen bu varlıkları hem yaratıp daha sonra da neden öldürüyorsun?” diye sordu.
Allah bu soruya karşılık Hz. Musa’ya (ra) “Bir tarlaya buğday ek!” dedi. Hz. Musa buğdayları ekti. Ekinler olgunlaşıp büyüyünce de onları biçti. Bunun üzerine Cenâb-ı Mevla; “Ey Musa! Bu buğdayları eken sen değil misin? Şimdi de neden onları biçiyorsun?” dedi. Bunun üzerine Hz. Musa (as) “Ya Rabbi! Buğday ekmenin amacı ürün elde etmektir. Ürünler büyüdü, hasat vakti geldi. Bu ürünleri tarlada bırakmak doğru olmaz. Ben de onun için bunları biçtim” dedi. Hz. Musa (as) sözlerine şöyle devam etti “Hem bunların içinde tane de var saman da var. Tane ile samanın birbirinden ayrılması, farklı depolara istiflenmesi gerekir.”
Cenab-ı Hak “Ey Musa” dedi. “İşte bana sorduğun sorunun cevabı budur. Ben mahlukatı dünyaya bir amaç için gönderiyorum. Maksat hasıl olduğunda onları dünyadan alıyorum. Bundan başka bir de halk arasında temiz ruhlar ile kirli ve kara ruhlar var. Buğdayın samandan ayrılması gibi bu temiz ruhlarla kirli ruhların birbirinden ayrılması gerekir” dedi.
Anlaşılacağı üzere öyle bir imtihan için yaratılmışız ki ya temiz ruhlar arasına katılıp cennet gibi büyük bir mükafata nail olacağız. Yahut cehennem gibi dehşetli bir azap ile cezalandırılacağız.
Belki tam bu sırada akıllara şöyle bir soru gelebilir; Allah cennete veya cehenneme gideceğimizi bilmiyor mu ki bizi imtihan ediyor?
Bilmek başka bir şeydir, bilinen şeyin ortaya çıkması bambaşka bir şeydir. Bir hâkim tecrübe ve bilgilerine dayanarak bir insanın suç işleyeceğini önceden kestirip daha suç işlemeden ona bir ceza vermeye kalksa o hâkime “işlenmemiş bir şeyden dolayı neden cezalandırıyorsun?” diye tepki verilecektir. Böyle bir hareket ise kabul edeceğiniz üzere adalet ilkesine ters düşer.
Yahut tecrübeli bir öğretmen sınıfındaki öğrencileri imtihana tabi tutmadan onlara not verip bir kısmını cezalandırıp bir kısmını mükâfatlandırsa, elbette ceza görecek olan öğrenciler öğretmene itiraz edip “Eğer sen bizi imtihan etseydin, biz zayıf not almazdık.” diyerek öğretmeni suçlayacaklardı. Aynen öyle de Cenâb-ı Hak bizleri şu dünya imtihanına sokmadan cennete veya cehenneme gönderse, o vakit cehenneme giden insanlar bu karara karşı çıkıp “Eğer sen bizi imtihan etseydin, biz cehenneme gitmeyecektik.” diye itiraz edebilirlerdi.
Rabbimiz de bizleri bir sınava tabii tutmuştur. Bu sınavın sonucunda bizi mükafatlandıracak yahut cezalandıracaktır. Eğer Allah sonsuz ilmiyle bizim nereye gideceğimizi bildiği için imtihan etme gereği duymasaydı bu kısım itirazlar ortaya çıkabilirdi.
Bununla birlikte muhakkak ki sonsuz bir ilimle önceden insanların cennete yahut cehenneme gideceğini bilmek İlâhlığın bir gereğidir ve ancak ona mahsustur. Allah’ın bir insanın iradesini kötü/iyi yönde kullanıp kendisini cehenneme/cennete götürecek ameller işleyeceğini bilmesi ona tercih hakkı verip dünyaya göndermesine engel bir durum değildir.
Burada akla gelecek diğer bir soru ise Allah’ın bilmesi bizim fiillerimizde etkili midir? Allah biz daha dünyaya gelmeden nereye gideceğimizi biliyordu ve yazmıştı. Acaba biz Allah gideceğimiz yeri bildiği için mi cennet yahut cehenneme gidiyoruz?
Elbette hayır! Allah, insanlara bir irade vermiştir. İnsanlar, yapacakları hareketleri ve söyleyecekleri sözleri kendilerine verilen bu iradeleri ile tercih etmektedirler. İçki içen birini kimse zorla içki dükkanına götürmemiştir. Kimse zorla satın aldırmamış ve kimse şişeyi ağzına dayamamıştır. Bunu kendi iradesiyle tercih etmiş ve yapmıştır. Allah onun bu fiilleri tercih edeceğini ilmi ezelisiyle bildiği için de öyle yazmıştır.
Bu takvim sayfalarında yazan bilgiler gibidir. Takvim sayfalarında genellikle falan tarihte bayram olacak, falan tarihte cemre düşecek, falan tarihte ay tutulması olacak gibi bazı bilgiler verilmektedir. Bu bilgilerin önceden oraya yazılmış olması “Ay tutulma hadisesinin vukuu bulma sebebi takvimde yazılıyor olmasıdır?” denilmesini gerektirmez.
Malumdur ki bizdeki bilgiler çok sınırlıdır, bazen zan ve tahminden ibarettir. Allah ise sonsuz ilim sahibidir. Bilgileri katî ve kesindir. -Bu misaller sadece mevzuyu daha iyi anlamak için verilmiştir.- Sonsuz ilim sahibi Allah ise olacak her şeyi önceden bilmektedir. Dolayısıyla Allah insanların iradelerinin nereye meyledeceğini, hangi fiili tercih edeceklerini de bilmektedir. Ama onlara zorla bunu yaptırmamıştır. Haşa bir tiyatro sahnesi gibi yazılan şey oynanmakta değildir. Özetle; Allah’ın bilmesi, o hadisenin ortaya çıkmasına sebebi değildir.2
Mülk, 67 / 2.
Abdulkadir Ertaş, "Allah Neticeyi Biliyorsa Bizi Niçin İmtihan Ediyor?", İrfan Mektebi Dergisi/202. sayı, Ağustos 2023, s. 22.

