İstişare, İslam'ın önem verdiği hususlar arasındadır. Âl-i İmrân suresinin 159. âyetinde Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) müminlerle istişare etmesi şu şekilde emredilmiştir:
“Allah’ın bir rahmeti olarak sen onlara yumuşak davrandın. Eğer katı kalpli ve kırıcı olsaydın etrafından dağılır giderlerdi. Sen onları affet, onlar için istiğfar et ve iş konusunda onlarla istişare yap! (İstişare sonunda) bir işe azmettiğinde Allah’a tevekkül et! Muhakkak ki Allah tevekkül edenleri sever.”
Bu âyette istişare yapıldıktan sonra çıkan karara uyulması hususunda tavsiye vardır. İstişare müminlerin önemli vasıfları arasında zikredilmiştir. Şûra Suresinin 38. âyetinde şöyle buyrulmuştur:
Onlar ki, Rablerinin da‘vetine icâbet ederler ve namazı hakkıyla edâ ederler. Onların işleri ise, aralarında şûrâdır (istişâre iledir). Ve (onlar) kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden (Allah yolunda) sarf ederler.
Bediüzzaman Hazretleri bu âyeti tefsir ederken Müslümanların İslâmî cem‘iyet hayâtındaki saâdetlerinin anahtarı şeriatin emrettiği istişare olduğunu söylemiştir. Ona göre bu âyet, istişareyi bir esas olarak emretmektedir. Zira insanlık, fikirlerin birikimi ile ilerlemiştir. Bu birikim esasında bir istişaredir. Üstad Bediüzzaman'a göre Müslümanların geri kalmasının bir sebebi de hakiki istişareyi yapmamalarıdır.1
Buna binaen hakikî bir istişare yapıldıktan sonra varılan karara uymak esastır. İşin ehli olan kimselerle istişare edilip karara bağlanan bir konuda tekrar tekrar istişare edip karar değiştirmek doğru bir tutum değildir. Ancak istişare heyetinin rızası varsa ve daha isabetli bir karar alınacağı düşünülüyorsa tekrar istişare etmenin bir mahzuru yoktur. Aksi takdirde idareci kişinin, kendi görüşünü kabul ettirmek için alınan kararları zaruret olmadan değiştirmesi istişarenin hakkını vermemek olur.
Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v) vahye mazhar olmasına rağmen ashabıyla istişare etmiş ve istişare neticesinde alınan kararlara uymuştur.
Mesela Uhud savaşı öncesinde sahabeleriyle istişare yapmıştır. Kendi görüşü düşmanı Medine'de karşılamak ve savunma savaşı iken çoğunluğun düşmana karşı çıkıp savaşmaya taraftar olmasından dolayı bu karara uymuştur.
Bununla birlikte istişarede alınan kararlar zaruret durumunda değiştirilebilir. Mesela Hz. Peygamber (s.a.v) Hudeybiye Anlaşmasında çoğunluğun görüşüne uymamış ve zahiren aleyhte görünen anlaşmayı kabul etmiştir.
Özetle; hakikî istişarede esas olan ehil kişiler tarafından kabul edilen ortak kararın uygulanmasıdır. Bununla birlikte son söz, bilgi ve vukufiyeti başkalarına nazaran daha geniş olan esas mes'ul kişiye aittir.
Bediüzzaman Said Nursî, Mektûbât, Hayrat Neşriyat, 2019, s. 422)

