Yahudiler, tarih boyunca pek çok kez Allah’a isyan etmiş ve peygamberlerine itaatsizlikte bulunmuşlardır. İsrâ Suresi’nin 7. ayetinde zikredilen “iki fesad”ın neyi ifade ettiği hususunda, klasik tefsir âlimleri bu fesadların geçmişte meydana gelen olaylar olduğunu belirtmişlerdir. Yahudiler, güç ve hâkimiyet sahibi oldukları dönemlerde Tevrat’ın hükümlerinden uzaklaşmış, peygamberlerine zulmetmişler; bunun neticesinde Cenâb-ı Hak tarafından zillete uğratılmışlardır. Ardından tevbe etmiş, yeniden Kudüs’e yerleşmiş ve çoğalmışlardır. Ancak daha sonra tekrar doğru yoldan saparak peygamberlerini öldürmüş, böylece Allah’ın gazabını ikinci kez üzerlerine çekmiş ve sığıntı bir topluluk olarak yaşamaya mahkûm edilmişlerdir.
Tarih boyunca gerek Avrupa’da gerekse Asya’da farklı milletlerle birlikte yaşayan Yahudiler, sığındıkları her ülkede fesad çıkarmışlar, çeşitli toplumsal ve siyasî sorunlara sebebiyet vermişler; bunun sonucunda da kimi zaman sürgüne gönderilmiş, kimi zaman ise kılıçtan geçirilmişlerdir.
İçinde bulunduğumuz asrımızda ise çeşitli hile ve tuzaklarla Filistin topraklarını gasp ederek terör estirmektedirler. Yaptıkları tek zulüm insanların topraklarını işgal etmek ve onları acımazsızca katletmek de değildir. Küresel ölçekte siyasetten ekonomiye, spordan sanata ve daha bir çok alanda örgütlü lobi faaliyetleri yürüterek insanlığı yoldan çıkarmak ve dünyayı tekelleştirmek istemektedirler.
Bu durum, Yahudilerin tarihsel süreçte gerçekleştirdikleri fesadlara üçüncü bir örnek olarak değerlendirilecek olursa, İsrâ Suresi’nin bir sonraki ayetinin bu bağlamda ayrıca ele alınması gerekecektir;
“(Eğer tevbe ederseniz) umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Fakat tekrar (fesâda) dönerseniz, (biz de cezâya) döneriz. Ve (biz) Cehennemi, kâfirler için bir zindan yaptık.”1
Ne güzel söylemiş Yunus Emre; ''Zulüm ile abâd olanın akıbeti berbâd olur..''
İsrâ, 17/8.

