RİSALE-İ NUR

04.05.2026

4

İslam Özgür Düşünceyi Yasaklar mı?

İslam'ın özgür düşünceye bakışı nasıldır? Risale-i Nur'da Bediüzzaman Hazretleri bu konu hakkında nedemiştir?

09.05.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İslâm, hakikati arayan düşünceyi kısıtlamaz; heva ve dalâlete kapı açan başıboşluğu kabul etmez. Kur’ân, tefekkürü, aklı işletmeyi, kâinata ibret nazarıyla bakmayı emreder. Nitekim birçok âyet-i kerîme de bunu açıkça ifade etmiştir.

Görmedin mi? Şübhesiz ki Allah, gökten bir su indirdi de, onu yerdeki kaynaklara koydu; sonra onunla renkleri muhtelif ekinler çıkarıyor; sonra kurur da onu sararmış görürsün; sonra da onu bir çöp yapıyor. Şübhe yok ki bunda (selîm) akıl sâhipleri için gerçekten bir nasîhat vardır.1

(İşte bu,) âyetlerini düşünsünler ve akıl sâhipleri ibret alsın diye onu sana indirdiğimiz mübârek bir Kitap'tır.2

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, insanın en büyük vazifelerinden birinin tefekkür olduğunu beyan eder. Akıl, kalp ve vicdan beraber çalıştığında insan hür bir şekilde hakikate yönelir. Bu manada şöyle der:

Vicdânın ziyâsı ulûm-u dîniyedir. Aklın nûru fünûn-u medeniyedir. İkisinin imtizâcıyla hakîkat tecellî eder.3

Üstad Hazretleri, hakikatin ortaya çıkması ve kişinin onu keşfedebilmesi için akıl ve vicdanın birlikte hareket etmesi gerektiğini belirtmektedir. Vicdan dinin öğretisi ile aydınlanırken, akıl fen ilimleri ile tefekkür etmeli ki taassuba saplanmasın. Fakat burada dikkat edilmesi gereken husus, özgür düşünce ile sırf nefsin arzusunu “hürriyet” zannetmeyi karıştırmamaktır. Unutulmamalıdır ki sınırsız özgürlük, hakikatte başkalarının özgürlük alanına bir ihlaldir. Dolayısıyla buna bir kayıt ve sınır koymak gerekmektedir. İşte bu sebeple İslâm’ın temel düsturları, düşünceyi boğmak için değil; onu dalâlet, zulüm ve manevî tahribden korumak içindir.
Ayrıca insan, aklı ile her şeyi idrak edemez. Hayatı boyunca tek pusulası kendi aklı olan kişi, yenilik ve gelişime kapalı, taassup sahibi, nefsin esiri olur ve dalâlete saplanır. Zira insan öğrenmeye ve gelişmeye programlanmış bir varlıktır. Kendi aklı, başka akıllar ile istişareye, farklı düşünce ve tefekkürlerle gelişmeye muhtaçtır. Bediüzzaman Hazretleri bu konuya küllî akıl ve cüz'î akıl ölçeğinde birçok yerde değinmiştir. Bir yerde şöyle demektedir:

Her ferdin aklı, adâleti idrâkten âciz olduğundan, küllî bir akla ihtiyâç vardır ki, ferdler, o küllî akıldan istifâde etsinler. Öyle küllî bir akıl, ancak kanun şeklinde olur. Öyle bir kanun, ancak şerîattır.4

Bu parçada adalet özelinde konuyu ele alan Bediüzzaman Hazretleri, insanın tek başına adaleti idrak edip temin etmesinin mümkün olamayacağını ifade ederek zaman ve zeminin ötesinde bir küllî akla ihtiyaç duyduğunu söylemektedir. Bu nedenle İslâm'da akıl her daim nakle yani vahye tâbi olmalıdır.

Dolayısıyla konuyu bu bağlamda değerlendirirsek, İslâm’da fikir hürriyeti vardır; fakat hakka, umumun hukukuna ve kulluk hakikatine zıt bir anarşi anlayışı yoktur. İman, aklı söndürmez; bilakis nurlandırır. Soru sormak, araştırmak ve delil istemek meşrudur. Nitekim Risale-i Nur’un mesleği de tahkikî imanı ders vermek, yani körü körüne değil, delil ile hakikati göstermektir.

Kaynakçalar
  1. Zümer, 39/21.

  2. Sâd, 38/29.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 2, s. 424

  4. Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s 132


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız