Muhtelif Meseleler

29.05.2024

652

Hristiyanlığın Tasaffîsi ve İslâmiyet’e İnkılâbı Nasıl Anlaşılmalıdır?

"Îsevîlik dini tasaffî ederek ve hurâfâttan tecerrüd edip İslâmiyet’e inkılâb edeceği bir sırada; nasıl ki Îsevîlik şahs-ı ma‘nevîsi vahy-i semâvî kılıcıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı ma‘nevîsini öldürür." Bu cümledeki 'Îsevîlik dininin tasaffî etmesini' nasıl anlamalıyız? İlgili paragraf bağlamında açıklar mısınız?

01.06.2024 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Tasaffî; lügatte, bir şeyin maddî ve mânevî kirlerden arınarak duru hâle gelmesi demektir. Tasavvuf kelimesinin kökü de bu mânâ ile alâkalıdır. Bu bağlamda “Hristiyanlığın tasaffî etmesi”, onun ana umdesi olan tevhid akîdesine dönmesi şeklinde anlaşılır. Yani teslis denilen şirk anlayışından uzaklaşıp, saf ve duru bir tevhid inancına yönelmesi demektir. Bu da nihayetinde İslâmiyet’ten başka bir netice vermez.

Esasen insanlık tarihinde rehber olarak gönderilen bütün peygamberler aynı hakikati tebliğ etmişlerdir. Bu sebeple, İslâmiyet dışındaki semâvî dinlerin içindeki hurâfeler ve bâtıl inançlar ayıklandığında, geriye İslâmiyet’in esasları kalır. Çünkü semâvî dinlerin temel esasları aynıdır; farklılık daha çok teferruattadır.

Bütün hak dinlerde Allah’ın varlık ve birliğine iman, peygamberlere iman, âhiret gününe iman gibi temel esaslar müşterektir. Ayrıca hepsinde Allah’ın emrettiği ibadetler de vardır. Ancak bu ibadetlerin şekli, zamanı ve miktarı farklı olabilir.

Zamanla insanlar semâvî dinleri tahrif etmiş, yani bozmuşlardır. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, tahrife uğrayan dinin yerine, o dini hurâfelerden arındıracak yeni bir peygamber ve yeni bir şeriat göndermiştir. Son peygamber olarak gönderilen Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’a indirilen Kur’ân-ı Kerîm ise kıyamete kadar bâkîdir. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

Şüphesiz o zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.1

Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:

İşte böyle bir sırada, o cereyân pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazreti Îsâ aleyhisselâmın şahsiyet-i ma‘neviyesinden ibâret olan hakîkî îsevîlik dini zuhûr edecek. Yani rahmet-i İlâhiyenin semâsından nüzûl edecek. Hâl-i hâzır Hristiyanlık dini, o hakîkate karşı tasaffî edecek. Hurâfâttan ve tahrîfâttan sıyrılacak. Hakāik-i İslâmiye ile birleşecek. Ma‘nen Hristiyanlık, bir nevi‘ İslâmiyet’e inkılâb edecektir. Ve Kur’ân’a iktidâ ederek, o Îsevîlik şahs-ı ma‘nevîsi tâbi‘ ve İslâmiyet metbû‘ makamında kalacak. Dîn-i hak bu iltihâk neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır.2

Bu metinden anlaşıldığına göre, Îsevîlik dininin tasaffî etmesi; Hristiyanlığın sonradan karışan hurâfe ve tahrîflerden arınarak, Hz. Îsâ’ya aleyhisselâm vahyedilen aslî tevhid esasına dönmesi demektir.

Bu arınma neticesinde Hristiyanlık, İslâm'ın hakikatleri ile birleşecek; Kur’ân’a uyup İslâmiyet’e tâbi‘ bir hâl alacaktır. Bu sebeple burada kastedilen dönüş, yalnızca bazı yanlış inançların terk edilmesi değil, aynı zamanda hak dinin esaslarıyla birleşerek ma‘nen İslâmiyet’e inkılâb etmesidir.

Metinde dikkat çeken bir diğer kavram da Hakāik-i İslâmiyedir. Bununla; Allah’ın varlığı ve birliği, meleklere iman, kitaplara iman, peygamberlere iman, âhirete iman gibi iman esasları ve İslâm’ın temel hakikatleri kastedilir. Bunlar, bütün semâvî dinlerin aslında bulunan hakikatlerdir.

Dolayısıyla “tasaffî”, Hristiyanlığın kendi aslî semâvî köküne dönmesi; “Hakāik-i İslâmiye ile birleşmesi” ise bu aslî hakikatin Kur’ân’ın rehberliğinde tamamlanıp kemâlini bulması mânâsına gelir.

Kaynakçalar
  1. Hicr Suresi, 15/9.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 80-81.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız