Bağış Yap

RİSALE-İ NUR

3488

İhlasın Kırılması İman ve Kur’an Hizmetine Nasıl Zarar Verir?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

"hem bu hizmetteki umum kardeşlerimizin hukukuna tecâvüz, hem hizmet-i Kur’âniyenin hürmetine taarruz, hem hakāik-i îmâniyenin kudsiyetine hürmetsizlik etmiş oluruz." ifadesini açıklarmısınız

01.09.2026 tarihinde soru cevabı güncellenmiştir.

Cevap

Bahse konu yer şöyledir:

وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰیَاتٖی ثَمَنًا قَلٖیلاً ayetindeki şiddetli, tehditkarane nehy-i İlahiye mazhar olup, saadet-i ebediye zararına ma‘nasız, lüzumsuz, zararlı, kederli, hodfuruşane, sakil, riyakarane bazı hissiyat-ı süfliyenin ve menafi‘-i cüz’iyenin hatırı için ihlası kırmakla, hem bu hizmetteki umum kardeşlerimizin hukukuna tecavüz, hem hizmet-i Kur’aniyenin hürmetine taarruz, hem hakāik-i imaniyenin kudsiyetine hürmetsizlik etmiş oluruz.1

Yukarıda geçen ayetin meali şöyledir:

Ayetlerimi (karşılığında ne alsanız) az (düşecek) bir fiyata satmayın.2

1. Kardeşlerimizin Hukukuna Tecavüz Nasıl Gerçekleşir?

Kur'an ve iman hizmetinde elde edilen her türlü manevi kazanç, şeref ve muvaffakiyet tek bir şahsa değil, omuz omuza çalışan tüm kardeşlerin ortak manevi şahsiyetine aittir. İhlası kıranlar, bu hukuka şu şekillerde tecavüz edebilirler:

Ortak Şerefi Şahsi Şöhret Uğruna Feda Etmek

Kur'an hizmetinde kazanılan o büyük manevi şerefi, sırf enaniyeti okşamak, şahsi şöhret kazanmak veya kendini beğendirmek, yani hodfuruşluk uğruna feda etmek, kardeşlerin ortak hakkını gasp etmektir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şu şekilde ifade eder:

Madem kardeşlerin şerefi umumiyetle her ferde ait olabilir. O büyük şeref-i ma‘neviyi şahsi, hodfuruşane, rekābetkarane, cüz’i bir şerefe ve şöhrete feda etmek, Risale-i Nur şakirdlerinden yüz derece uzak olduğu ümidindeyim.3

Bencilce Rekabete Girmek

Uhuvvetin, yani kardeşliğin en temel sırrı, kişinin kendi şahsiyetini kardeşleri içinde eritmesi ve onların nefislerini kendi nefsine tercih etmesidir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şu şekilde ifade eder:

Ey kardeşlerim Kur’an-ı Hakim’in hizmetindeki mesleğimiz, hakikat ve uhuvvet olduğu için; ve uhuvvetin sırrı ise, şahsiyetini kardeşler içinde fani edip, onların nefislerini kendi nefsine tercih etmek olduğundan, mabeynimizde bu nevi‘ hubb-u cahtan gelen rekābet te’sir etmemek gerektir. Çünkü mesleğimize bütün bütün münafidir. 4

Bir kişi, “Bu sevabı ben kazanayım, bu insanları ben irşad edeyim, benim sözümü dinlesinler” hırsıyla, samimi sevgisine ve yardımına muhtaç olduğu hakiki kardeşine karşı rakipçe bir vaziyet alır. Bediüzzaman Hazretleri bu durumu şu şekilde izah eder:

Yani, Bu sevabı ben kazanayım, bu insanları ben irşad edeyim, benim sözümü dinlesinler diye, karşısındaki hakiki kardeşine ve cidden muhabbet ve muavenetine ve uhuvvetine ve yardımına muhtaç bir zata karşı rekābetkarane vaz‘iyet alır.5

Kıskançlık ve Enaniyetle Hareket Etmek

Kişinin, “Şakirtlerim neden onun yanına gidiyor?” diyerek enaniyetine fırsat vermesi, onu makam ve mevki hırsına sürükler; bu bencilce tutum, ihlası kaçırır ve ihlasın yerini riya alır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şu şekilde ifade eder:

Şakirdlerim ne için onun yanına gidiyorlar? Ne için onun kadar şakirdlerim bulunmuyor? diye, enaniyeti oradan fırsat bulup, mezmum bir haslet olan hubb-u caha temayül ettirir. ihlası kaçırır, riya kapısını açar.6

Kısaca, iman ve Kur'an hizmeti, bireysel değil, bir şahs-ı manevi, yani bir topluluğun ortak hizmet ve dayanışmasından doğan manevi kimliği etrafında, bir fabrika çarkları gibi birbirine kenetlenerek yapılır. Bu sistemde iştirak-i a'mal-i uhreviye, yani ahirete yönelik amellerin ortaklığı sırrı vardır; yani bir kişinin yaptığı ihlaslı ve samimi hizmetin sevabı ve bereketi, o hizmeti yapan tüm kişilerin amel defterine yazılır.

Bir kişi ihlası kırıp kendini ön plana çıkarma arzusuna veya kıskançlığa kapıldığında ise aralarındaki tesanüdü, yani dayanışmayı ve samimiyeti zedeler. Hizmetin genel bereketinin ve etkisinin azalmasına neden olur. Kendi hatası yüzünden diğer kardeşlerinin elde edeceği büyük manevi kazançlara ve feyze engel olduğu için, onların hukukuna tecavüz etmiş olur. Omuz omuza giden bir kervanın hızını kesip herkese zarar vermiş sayılır.

2. Hizmet-i Kur’aniyenin Hürmetine Taarruz Nasıl Edilir?

Kur'an hizmeti, doğrudan doğruya yalnızca Rabbimizin rızasını kazanmak ve insanların imanlarını kurtarmak amacıyla yerine getirilen, dünyevi beklentilerden uzak, en kudsi ve en büyük bir vazifedir.

Mukaddes Hizmeti Süfli Çıkarlara Alet Etmek ve Makam Kazanmak

İhlası kıran kişi, şan ve şeref perdesi arkasında insanların beğenisini kazanarak nefs-i emmaresini okşamak istediğinde, bu kutsal hizmeti bir âlet haline getirir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şu şekilde ifade eder:

Şeytan-ı ins, şeytan-ı cinniden aldığı derse binaen, hizbü’l-Kur’anın fedakar hadimlerini hubb-u cah vasıtasıyla aldatmak ve o kudsi hizmetten ve o ma‘nevi ulvi cihaddan vazgeçirmek istiyorlar. 7

Hubb-u cahtan gelen şöhretperestlik saikasıyla, şan ve şeref perdesi altında teveccüh-ü ammeyi kazanmak; ve nazar-ı dikkati kendine celbetmekle enaniyeti okşamak; ve nefs-i emmareye bir makam vermektir ki, en mühim bir maraz-ı ruhi olduğu gibi, şirk-i hafi ta‘bir edilen riyakarlığa ve hodfuruşluğa kapı açar. ihlası zedeler.8

Hizmeti Şahsi Menfaatlere Basamak Yapmak

Kişinin sadakati ve ihlası bırakarak, iman hizmetinin neticelerini dünyevi cüz'i menfaatlerine ve kişisel hırslarına âlet etmesi, yapılan iman ve Kur'an hizmetinin hürmetini kırar. Aynı zamanda bu kudsi vazifeyi, dünyevi ve geçici şeylere feda ederek ayaklar altında kalmasına zemin hazırlar. Bu hakikat Risale-i Nur'da şu şekilde ifade edilir:

Madem ma‘nevi cihad zamanıdır, muvazzaf askeriz ve askerlikten lezzet aldığımızı söylüyoruz, düşman hem dessas, hem suri kuvvetlicedir. Kılıç hasma göre çekilir düsturuyla, sizin telaşsız ve aramsız sa‘yiniz göz önünde iken, cebhemize hile tuzağı addedilen hubb-u cah, sermaye-i dünya gibi, çok cazibedar şeylerle bizi aldattıklarını bilebilmeliyiz. Ve cebhemizi bırakıp, afil şeylere aldanıp, çok mübarek ve mukaddes şeylerin ayak altında kalmasına sebebiyet vermemek...9

Kısaca, Kur'an hizmeti, kâinattaki en yüce, en şerefli ve hiçbir dünyevi amaca âlet edilemeyecek kadar kudsi bir vazifedir. Bu vazife sadece Allah'ın rızasını kazanmak için yapılır. Bir kimse bu kudsi hizmeti; insanların takdirini toplamak, bir makam elde etmek, şöhret kazanmak veya maddi bir çıkar sağlamak gibi süfli ve sakil, yani çirkin ve ağır duygularına âlet ederse, Kur'an hizmetini kendi nefsine hizmetçi yapmış olur. Kâinatın en yüksek davasını, en basit dünyevi arzulara basamak yapmak, o hizmetin izzetine ve hürmetine yapılmış büyük bir saldırı, bir taarruzdur.

3. Hakaik-i İmaniyenin Kudsiyetine Hürmetsizlik Nasıl Edilir?

İman hakikatleri, her şeyin üstünde tutulması gereken, sonsuz hayatı kurtaran ve paha biçilemeyen birer manevi elmas hükmündedir.

Elmasları Değersiz Şişe Parçalarına Satmak

İhlası kıran kişiler; lüzumsuz, zararlı, kederli, riyakârâne süfli hisli ve geçici, küçücük dünyevi menfaatler uğruna elmas kıymetindeki imani hakikatlerini feda ederler. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şu şekilde ifade eder:

Ahireti bildikleri ve iman ettikleri halde, dünyayı ahirete severek tercih etmek; ve kırılacak şişeyi baki elmasa bilerek rıza ve sevinçle tercih etmek; ve akıbeti görmeyen kör hissiyatın hükmüyle, hazır bir dirhem zehirli bir lezzeti, ilerideki bir batman safi lezzete tercih etmek, bu zamanın dehşetli bir marazı ve bir musibetidir. 10

Mukaddes Hakikatleri “Cam Parçası” Derecesine İndirmek

İman kurtarmak vazifesi gibi yüce bir hizmetin şahsi hırslar, menfaatler veya dünyevi amaçlarla lekelenmesi, muhatapların düşüncesinde elmas gibi hakikatlerin kıymetini değersiz, adi, sıradan şişeler derecesine düşürür ki bu durum, iman hakikatlerinin kudsiyetine karşı büyük bir hürmetsizliktir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şu şekilde ifade eder:

Hakāik-i imaniye ve Kur’aniye birer elmas hükmünde olduğu halde, siyaset ile alude olsa idim, elimdeki o elmaslar, iğfal olunabilen avam tarafından, Acaba tarafdar kazanmak için bir propaganda-i siyaset değil mi? diye düşünürler. O elmaslara adi şişeler nazarıyla bakabilirler. O halde ben o siyasete temas etmekle, o elmaslara zulmederim. Ve kıymetlerini tenzil etmek hükmüne geçer. 11

Kısaca, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin atıf yaptığı “Ayetlerimi (karşılığında ne alsanız) az (düşecek) bir fiyata satmayın” ayetinin uyarısı tam olarak bu kudsiyeti korumak içindir. İman hakikatleri paha biçilemez elmaslar hükmündedir. Eğer bir kişi bu kudsi hakikatleri anlatırken insanların takdirini kazanmayı, “Ne güzel anlattı, ne bilgili kişi” dedirtmeyi veya bundan bir dünyevi menfaat elde etmeyi gözetirse, o elmas kıymetindeki hakikatleri cam parçası gibi geçici menfaatlere âlet etme tehlikesine düşer. Bu ise iman hakikatlerinin kudsiyetine karşı bir hürmetsizlik olur.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 167.

  2. Bakara, 2/41.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 173.

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 173.

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 159.

  6. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 159.

  7. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 297.

  8. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 173.

  9. Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 103.

  10. Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 194.

  11. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 53.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız