İlm-i ledün, kulun kendi çalışmasıyla elde ettiği bir bilgi değil; Allah’ın bir mü’min kulunun kalbine hususî olarak ihsan ettiği ilimdir.
İsmail Hakkı Bursevî'ye göre ilm-i ledün; "bir insan tarafından ya da bilinen hâricî bir sebep olmadan Allah Teâlâ’nın mü’min bir kulunun kalbine ilkâ ettiği ilimdir." 1
Elmalılı'ya göre ilm-i ledün; kafa çalıştırmakla elde edilmeyip Allah tarafından, sırf Allah vergisi olan bir mukaddes kuvvetin tecellisidir.2
Kur’ân-ı Kerîm’de bu hakikat, Hz. Hızır hakkında “tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz bir kul” ifadesiyle şöyle haber verilir:
Derken ikisi, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilm-i ledün öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu (Hızır'ı) buldular. 3
Bir hadiste bu ilim şöyle haber verilmiştir:
Hızır (as); Ey Musa! Ben, Allah'ın bana öğrettiği öyle bir ilim üzerindeyim ki, sen onu bilemezsin. Sen de Allah'ın sana öğrettiği öyle bir ilim üzerindesin ki, onu da ben bilemem."4
Bu ilim, insanın yalnızca okuyup araştırmasıyla kazanılan bir bilgi çeşidi değildir. Cenâb-ı Hakk’ın ihsanı, ilhamı ve hususî ikramı olarak anlaşılır. Bu sebeple ilm-i ledün, normal öğrenme yollarının ötesinde bir mânâ taşır.
Hz. Üstad’ın bu nevi bir ilâhî ihsana mazhar olduğu, hem hayatından hem de telif ettiği eserlerden anlaşılmaktadır. Târîhçe-i Hayat’ta, medrese usûlüyle uzun yıllarda okunacak kitapları çok kısa zamanda tahsil ettiği şöyle ifade edilir:
Târîhçe-i hayatını okuyanlar ve hemşehrileri bilirler ki, İzhâr Kitabı'ndan sonraki medrese usûlünce on beş sene ders almak ile okunan kitapları Resâilü’n-Nûr müellifi yalnız üç ayda tahsîl etmiştir. 5
Risale-i Nur’un ortaya çıkışı da bu ciheti göstermektedir. Çünkü bu eserler, hem derinlikleri hem de yazıldıkları ağır şartlar bakımından sıradan bir telif faaliyetiyle izah edilemez.
Hz. Üstad, Risale-i Nur’un farklı seviyelerdeki insanlara tesir etmesini ve bu kadar kısa zamanda telif edilmesini doğrudan doğruya bir inâyet-i Rabbâniye yani Allah'ın yardımı olarak ifade eder. Şöyle der:
“... o çeşit risâleler, fevkalâde bir sür‘atle, hem idrâkimi ve fikrimi müşevveş eden sıkıntılı, inkıbâz vakitlerinde yazılması dahi, bir eser-i inâyet ve bir ikrâm-ı Rabbânîdir. 6
Bediüzzaman Hazretleri'nin talebelerinden Alvarlı Mehmet Lütfü'nün Emirdağ Lahikası'nda geçen bir mektubunda, Bediüzzaman Hazretleri'nin ilm-i ledün sahibi olduğunu şöyle ifade etmiştir:
Tuttuğun dâmeni elden bırakma İlm-i ledün zâta olmuşsun sırdaş. 7
Bediüzzaman Hazretleri'nin talebelerinden Milâslı Halîl İbrâhîm’in Emirdağ Lahikası'nda geçen bir mektûbunda, Risale-i Nur için ilm-i ledün kevkebi (yıldızı) tabirini kullanarak Hz. Üstad'ın bu ilme mazhar olduğunu şöyle buyurmaktadır.
Ey dînin ulûl-ilmi! Ve ey İslâmiyet ve îmân güneşi! Ve ey ilm-i ledün kevkebi!... 8
Bediüzzaman Hazretleri'nin talebelerinden Ahmet Galip'in bir mektubunda Risale-i Nur için ilm-i ledün tabirini şöyle kullanmıştır:
Ledün ilminin zübde-i pâkidir. Bu sümme’t-tedârik tasannuf değil. Bu bir hikmet-i nûr-u irfândır. 9
Netice olarak; ilm-i ledün, Allah’ın hususî ihsanıyla verilen bir ilimdir. Hz. Üstad’ın hayatı, fevkalâde tahsil kabiliyeti, Risale-i Nur’un telif tarzı ve bu husustaki açık ifadeler, onun bu nevi bir ilâhî ikrama mazhar olduğunu göstermektedir.
İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l Beyan, Erkam Yayınları, İstanbul, 2010, c. 11, s. 345.
Elmalı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, Zehraveyn Yayınevi, İstanbul, c. 5, s. 372.
Kehf 18/65
Buhârî, İlim, 44; Enbiyâ, 27
Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 63.
Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 10.
Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2020, c. 3 , s.156.
Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2020, c. 2, s. 49.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 260.

