Soru

Hüsrevin Sistemi

Üstadımızın Risale-i Nurda, Hüsrev'in sisteminde veya Hafız Alinin sisteminde vs. gibi ifadelerinden maksat nedir. Bunları nasıl anlamamız lazım?

Tarih: 18.03.2020 14:57:09
Okunma: 601

Cevap

Bediüzzaman hazretleri Kastamonu'dayken özellikle Isparta'nın merkezindeki talebeleri ve onların hizmet dairesi hakkında “Gül Fabrikası” tabirini kullanmıştır. Üstad hazretleri o fabrikanın merkezinde bulunan Hüsrev Efendi’ye de “Gül Fabrikasının Sahibi” ve “Gül Fabrikasının Serkâtibi” diye hitablarda bulunmuştur. Üstad Bediüzzaman hazretleri bu hizmet dairesini "Hüsrev sistemi" olarak da ifade etmiştir

 

Yine Bediüzzaman Hazretleri’ Kastamonu’da bulunduğu dönemde, Risale-i Nur’un diğer bir kahraman, çok faal şakirdi ve Denizli hapsinde Üstadına bedel şehid olan Hafız Ali, İslamköy’de ve civarındaki Atabey ve Kuleönü talebeleri içinde mühim bir merkez teşkil ediyordu. Hazret-i Üstad, Atabeyli Küçük Lütfi, Hâfız Zühdü ve Tahirî, Kuleönülü Mustafa, Hafız Mustafa, Büyük Ruhlu Küçük Ali gibi çok çalışkan talebelerin içinde bulunduğu bu heyete de “Nur Fabrikası” ve başlarındaki Hafız Ali’ye de “Nur Fabrikasının Sahibi” namlarını vermiştir. Hafız Ali abimiz de bu sistemin başında idi.

 

Yani bu iki mübarek nur kahramanının hizmet-i imaniyedeki ihlas, dirayet, şevk azim ve tedbirleri, olaylara karşı bakışları, ferasetleri, üstadlarına olan sadakat ve bağlılıkları ve bununla birlikte takip ettikleri usuller noktasında örnek alınacak bir yol izledikleri için üstad onların bu hizmet tarzını ihtiva eden umumi bir isim ile yani “Hüsrev’in veya hafız Ali’nin sistemi” diye isimlendirmiştir.  Onların bu şekildeki hizmet tarzlarına “sistem” tabirini kullanarak bu yolun takip edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Çünkü onlar bu hizmeti omuzlarına aldıkları günden itibaren büyük bir ciddiyet ve sadakatle çalışmışlar asla rehavete ve şekavete kapılmadan tüm ruh-u canları ile büyük bir hizmet tesis etmeye çalışmışlardır. Bu mübarek yolda ilerlerken de bulundukları ortam ve şartlara göre tedbirler almışlar ve bu hizmete zarar getirmeden iman ve Kur’an hizmetini genişletmeye çalışmışlardır. Üstadımızda onların usullerini, tedbirlerini sırren tenevveren takip ettikleri bu tarzı beğendiği için onların bu hareket tarzlarına “Hüsrev’in veya hafız Ali’nin sistemi” diye de iltifatta bulunarak onları tebrik etmiştir. Aşağıda bunlarla ilgili risalede geçen birkaç husus belirtilmiştir.

 

Bu defa Hüsrev’in, Hâfız Ali’nin, Hâfız Mustafa’nın, Küçük Ali’nin birbirine hitaben yazdıkları dört mektuplarını okudum. En derin kalbimde bir sürur, bir hiss-i şükran, bir memnuniyet hissettim. Bu çok kıymettar kardeşlerimin ne derece âli himmet ve yüksek ruhlu, Risale-i Nur hizmetinde ne derece fedakâr olduklarını anladım. Ve Risale-i Nur böyle kuvvetli ve hâlis ellere tevdi edildiğinden, bize kat’î kanaat verdi ki, Risale-i Nur mağlûp olmayacak. Bu kuvvetli tesanüt onu daima yaşattırıp parlattıracak.

 

Evet, kardeşlerim, sizler, ihlâs sırrını tam muhafaza ediyorsunuz. Bu kadar esbab-ı tefrika içinde vahdetinizi muhafaza, hakikaten bir harikadır. Hâfız Ali’nin hakikaten müstesna bir mahviyet ve tevazuu içinde ihlâsı ve fena fil’ihvan düsturunu muhafaza etmesi ve Hüsrev’in hakikaten tedbirce bana ihtiyaç bırakmayacak bir derecede tedbir ve dirayeti ve Hâfız Ali gibi yüksek ihlâsı ve mahviyeti, Hâfız Mustafa’nın hizmet-i Nuriyede büyük iktidarı içinde kuvvetli bir sadakati ve fedakârâne teslimiyeti ve hem Abdurrahman, hem Lütfü, hem Hâfız Ali mânâsını taşıyan büyük ruhlu Küçük Ali, Risale-i Nur hizmetini dünyada herşeye tercihan hayatının en büyük maksadı yapması ve sebeb-i ihtilâfa karşı kuvvetli mukavemeti bulunduğunu bu dört mektubunuz bana bildirdi.

 

Aynı sistemde, meselede alâkadar kahraman Tâhirî ve kahraman Rüştü’nün dahi aynı hakikatte ve aynı ahlâkta bulunduklarını hiç şüphe etmiyoruz. Bu altı rüknün, bu muvakkat sarsıntıdan, hakikî bir tesanütle birbirine el ele, omuz omuza, baş başa vermesi, altı yüz, belki altı bin kıymet-i mâneviyeyi alıyor diye, Cenâb-ı Hakka Risale-i Nur hesabına hadsiz şükür ediyoruz ve sizi de tebrik ediyoruz. (Kastamonu lahikası)

 

Hüsrev’i tashihte (risalelerdeki yazım hatalarını düzeltme işinde) ve tevzi’de (risalelerin dağıtılmasında) ve tedbirde (hizmetin idaresinde) ve muhâberede (haberleşmede) ve Nurların neşir ve yetiştirmesinde tebrik ve muvaffakıyetine dua ederiz. Bu ehemmiyetli vazifelerle beraber; yine o şirin ve parlak kaleminin yazılarını çok nüshalarda görüyoruz.” (Emirdağ Lâhikası)

 

Hazret-i Üstad Barla'da iken, daha hizmetin ilk senelerinde talebesi Refet Bey'e hitâben yazdığı mektupta "Husrev gibi ciddî talebeler yazar, onlardan bilâhere alır yazarsınız ve onlarla teşrik-i mesâî edersiniz" diyerek onun hizmetteki ciddiyetine işaret etmişti. Aynı senelerde, diğer talebeleri ile Husrev Efendi arasındaki irtibatları kuvvetlendirmek için devamlı telkinde bulunuyor ve onun merkeziyet vazifesini tesis etmeye çalışıyordu. Yine Refet Bey'e yazdığı bir mektubunda şöyle diyordu:

 

"Husrev bana yazdığı mektubunda, senden çok memnun olduğunu, Barla'dan döndükten sonra seni istediğim tarzda bana gösteriyor. Demek tam onunla ittihad ve teşrik-i mesâî ediyorsun. Elinden geldiği kadar onunla münâsebeti kuvvetleştir."(Barla Lâhikası)

 

Hazret-i Üstad, Husrev Efen­di'nin hizmet tarzına ‘Hus­rev'in Sistemi' veya ‘Husrev Sistemi' diyordu. Sair talebelerini de bu tarz ile bu sistem ile çalışmaya teşvik ediyordu. Onun kalemi ise Üstad'ı için "Kur'ân'ın ve Risâle-i Nûr'un hazinelerinin kerâmetli ve yaldızlı bir anahtarı" idi ve Nur Talebeleri onun kalemini ve yazısını örnek almalıydı. ‘Küçük Husrev Mehmet Feyzi Efendi, Hazret-i Üstad'ın bu arzusunu şöyle kayda geçirmiştir: 

"Üstâdım bana Mu'cizat-ı Ah­me­diye'yi, kardeşim Husrev tarzında yaz diyordu."

Risâle-i Nur hizmetine yeni giren talebelerin yazıları, eğer Husrev Efendi'nin yazısına benzeyecek olursa Hazret-i Üstad bundan pek fazla memnun oluyor ve duygularını şu misalde olduğu gibi dile getiriyordu: 

"Merhum Hâfız Mehmed'in iki kardeşi o merhumun vazifesini yapmaları ve Mustafa'nın yazısı, Husrev'in tatlı hattına mutabık gelmesi, benim nazarımda, yeniden iki Hâfız Mehmed'i bulmuş kadar memnun oldum.

“Hüsrev'in hakikaten tedbirce bana ihtiyaç bırakmayacak bir derecede tedbir ve dirayeti ve Hâfız Ali gibi yüksek ihlası ve mahviyeti”

 

“Hem bu Hüsrev’in kalemi gibi fikri, kalbi de o nisbette harika diyebiliriz. Risale-i Nur’a karşı irtibatı ve iştiyakı ve kanaati gittikçe terakki ve inkişaf ediyor. Hiçbir hâdise onu sarsmıyor, fütur vermiyor. (Kastamonu lahikası)

 

Kardeşlerimizden İslâmköy'lü Hâfız Ali Efendi, kendine rakib olacak diğer bir kardeşimiz hakkında gösterdiği hiss-i uhuvveti çok kıymetdar gördüğüm için size beyan ediyorum:O zât yanıma geldi; ötekinin hattı, kendisinin hattından iyi olduğunu söyledim. O daha çok hizmet eder, dedim. Baktım ki; Hâfız Ali kemal-i samimiyet ve ihlas ile, onun tefevvuku ile iftihar etti, telezzüz eyledi. Hem üstadının nazar-ı muhabbetini celbettiği için memnun oldu. Onun kalbine dikkat ettim; gösteriş değil, samimî olduğunu hissettim. Cenab-ı Allah'a şükrettim ki, kardeşlerim içinde bu âlî hissi taşıyanlar var. İnşâallah bu his büyük hizmet görecek. Elhamdülillah yavaş yavaş o his bu civarımızdaki kardeşlere sirayet ediyor.” (Barla Lâhikası  Kaynak: Risale-i Nur yazmak için 14 sene evinden çıkmadı


Yorum Yap

Yorumlar