Soru

Her Varlığa Müekkel Melek Yaratılması

Cenab-ı Allah bir yağmur tanesi veya diğer mahlukları yarattığında sorumlu bir melek yaratmasındaki sır ve bu meleklerin ömrü ne kadardır.

Tarih: 24.04.2021 01:13:10
Okunma: 552

Cevap

Meleklerin ömrü hakkında kesin bir bilgiye rastlayamadık. Onların yaratıldıktan sonra belli bir ömürlerinin olup olmadığı noktasında bilgi sahibi değiliz. Fakat yaratılan meleklerin insanlar gibi bir ömre sahip olmadıkları belki kıyamete kadar yaşayabileceklerini bazı işaretlere binaen söyleyebiliriz. Onların ömürleri ve hayatları biz insanlar gibi değildir. Fakat melekler de kıyamet kopması ile birlikte ölecekler ve Allah(c.c) tarafından sonra tekrardan yaratılcaklar.

MELEKLERİN HER VARLIK ÜZERİNDE BULUNMASI 

Her bir şey üzerinde bir meleğin olmasının sırrı şudur ki; Allah(c.c) her yarattığı varlığın üzerindeki sanatını göstermek istemektedir. Bunun için de her sanat eserinin üstünde onu görcek, anlayacak, tefekkür edecek veya o sanata mahsus görünen esmanın isimlerini zikredecek varlıklar yaratmıştır. Bunlara melaike veya ruhaniyat denir. O varlıklar o yaratılan sanat eseri üzerinde Allah'ı tesbih ederler. İnsanların da bir vazifesi tefekkür değil midir? Fakat insan bu vazifeyi, tüm varlıklara bakıp tefekkür vazifesini yerine getiremiyor. Peki görülmek ve gösterilmek istenen bu sanat eserlerine kim bakıp Allah'ı(c.c) tesbih edecek. İşte kainatın yaratılmasının bir hikmeti olan tefekkür ve tesbih vazifesinin bu eksik kalan tarfını melekler ifa etmektedirler. Buna rağmen yine de insanlar külli bir niyet ve ubudiyetle bu tefekkür vazifesini ifa edebilirler. 

İbn-i Kesir tefsirinde Hadid suresi 4. ayetin izahında şu hadise yer verilmiştir:

"Gökten inen hiç bir yağmur damlası yoktur ki onunla beraber bir melek bulunmasın. O melek onu Allah'ın emrettiği yere ulaştırır."

Daha geniş izah için lütfen aşağıdaki paragrafı okuyunuz. 

“Hakikat ve hikmet ister ki: Zemin gibi, semavatın da kendine münasib sekeneleri bulunsun. Lisan-ı şer’îde o ecnas-ı muhtelifeye, melaike ve ruhaniyat tesmiye edilir. Evet, hakikat öyle iktiza eder. Zira zemin küçüklüğü ve hakaretiyle beraber, zîhayat ve zîşuur mahluklardan doldurulması ve arasıra boşaltılıp yeniden zîşuurlarla şenlendirilmesi işaret eder, belki tasrih eder ki: Şu muhteşem burçlar sahibi, müzeyyen kasırlar hükmünde olan semavat dahi, zîşuur ve zevil-idrak mahluklarla doludur. Onlar dahi ins ve cin gibi, şu âlem sarayının seyircileri ve şu kâinat kitabının mütalaacıları ve şu saltanat-ı rububiyetin dellâllarıdırlar. Çünki kâinatı hadd ü hesaba gelmeyen tezyinat ve mehasin ve nukuş ile süslendirip tezyin etmesi; bilbedahe mütefekkir istihsan edici ve mütehayyir takdir edicilerin enzarını ister. Evet, hüsün elbette bir âşık ister; taam ise, aç olana verilir. Halbuki ins ve cin, şu nihayetsiz vazifeye, şu haşmetli nezarete ve şu vüs’atli ubudiyete karşı milyondan birisini ancak yapabilir. Demek bu nihayetsiz ve mütenevvi vezaife ve ibadata, nihayetsiz melaike enva’ı ve ruhaniyat ecnası lâzımdır. Bazı rivayatın işaratıyla ve intizam-ı âlemin hikmetiyle denilebilir ki: Bir kısım ecsam-ı seyyare, seyyarattan tut tâ katarata kadar, bir kısım melaikenin merakibidirler. Onlar bunlara izn-i İlahî ile binerler, âlem-i şehadeti seyredip gezerler. Hem denilebilir ki, bir kısım ecsam-ı hayvaniye, hadîste “Tuyurun Hudrun” tesmiye edilen cennet kuşlarından tut, tâ sineklere kadar bir cins ervahın tayyareleridirler. Onlar, bunların içine emr-i Hak ile girerler, âlem-i cismaniyatı seyran edip o cesedlerdeki hasselerin pencereleriyle, cismanî mu’cizat-ı fıtratı temaşa ederler. Elbette kesafetli topraktan ve küduretli sudan mütemadiyen letafetli hayatı ve nuraniyetli zevil-idraki halkeden Hâlık’ın, elbette ruha ve hayata münasib şu nur denizinden ve hattâ zulmet bahrinden bir kısım zîşuur mahlukları vardır. Hem çok kesretli olarak vardır. “(Sözler 15.söz)


Yorum Yap

Yorumlar