Ahiret hayatı yalnız insanlar ve cinler için değil, bütün mahlûkat için ilahî adaletin tecelli ettiği bir âlemdir. Bu sebeple, dünyada birbirine zarar veren hayvanların ahiretteki durumlarının ne olacağı ve bu fiillerine karşılık bir muamele görüp görmeyecekleri zaman zaman merak konusu olmaktadır. Kur’ân âyetleri, hadis-i şerifler ve Risale-i Nur’daki izahlar ışığında mesele ele alındığında, hayvanların mükellef olmadıkları hâlde ilahî adaletin dışında bırakılmadıkları; ancak bu muamelenin insan ve cinlerin imtihanına benzemediği anlaşılmaktadır.
Kıyametten sonraki hesap gününden bahseden şu ayeti paylaşarak konumuza başlayalım:
O gün kişi, ellerinin takdîm ettiği şeye (önceden işlediği ameline) bakar ve kâfir: “Ah! Keşke ben toprak olaydım!” der.1
Bu âyetin tefsirindeki açıklamalardan biri şu şekildedir:
Abdullah b. Amr, Ebu Hureyre ve Süfyan es-Sevri, kıyamet gününde Allahın, bütün varlıkları diriltip bir araya getireceği ve onların birbirlerinden haklarını aldıktan sonra hayvanlara "Toprak olun" diyeceğini, işte o zaman kâfirlerin "Keşke biz de toprak olsaydık." diyeceklerini söylemişlerdir.2
Buradan çıkan sonuca göre, hayvanların da hesaba çekileceğini; birbirlerinden haklarını aldıktan sonra genel olarak toprağa çevrileceklerini söyleyebiliriz. Bildiğimiz üzere dünyada akıl sahibi olup imtihana tabi tutulan varlıklar yalnızca insanlar ve cinlerdir. Bu imtihanın sonunda ceza veya mükafatla karşılaşacaklardır. Ancak dünyada fenalık yapabilenler yalnızca insanlar ve cinler değildir; bazı hayvanlar da kötü duygularının etkisiyle şer sayılabilecek fiiller işleyebilmektedir. Bediüzzaman Hazretleri, bir hadis-i şerife atıf yaparak bu konu hakkında şöyle der:
Evet, âkilüllahm hayvanların helâl rızıkları, vefat etmiş hayvanların etleridir. Hayatta olan hayvanların etleri onlara haramdır. Eğer yeseler, cezâ görürler. حَتّٰي يَقْتَصُّ الْجَمَّٓاءُ مِنَ الْقَرْنَٓاءِ -ev kemâ kāl- yani, “Boynuzsuz olan hayvanın kısâsı, kıyâmette boynuzludan alınır”3 diye ifâde-i hadîsiye gösteriyor. Gerçi cesedleri fenâ bulur. Fakat ervâhları bâkî kalan hayvanât mâbeyninde dahi, onlara münâsib bir tarzda, dâr-ı bekāda mücâzât ve mükâfâtları vardır. Ona binâen, canavarlara sağ hayvanların etleri haramdır, denilebilir.4
Yani et yiyen hayvanların helâl yiyecekleri, ölmüş hayvanların etleridir; yaşayan hayvanların etlerini yemeleri onlara haramdır denilebilir. Eğer yerlerse, Allah onlara ceza verir. Bir hadis-i şerifte, “Boynuzsuz koyun, kıyamet günü boynuzludan hakkını alır.” buyrulmuştur. Bu ifade, hayvanların bile ahirette ilahî adalet çerçevesinde karşılık göreceğini göstermektedir. Her ne kadar bedenleri yok olsa da, ruhları bâkî kalır ve ahirette kendilerine uygun şekilde ceza veya mükâfat görürler. Bu sebeple, et yiyen hayvanların canlı hayvan eti yemesi haram sayılabilir.
Hayvanlarda imtihana yetecek seviyede bir akıl bulunmasa da, belirli bir anlayış ve idrak kabiliyeti vardır. Zekâları ve duyguları sayesinde bazı şeylerin doğru ya da yanlış olduğunu belli ölçüde kavrayabildiklerini gözlemleyebiliriz. Kalabalık bir trafikte bir köpeğin caddeden karşıya geçerken sağa ve sola bakarak uygun zamanı seçmesi ya da evde yaşayan bir kedinin, aynı evdeki muhabbet kuşuna zarar vermemesi buna örnek gösterilebilir. Bu durum, hayvanların bazı yanlış fiilleri işlerken bunların yanlış olduğunu bir nebze hissederek yaptıklarını gösterir. İşte bu tür fiillerin karşılığını ahirette görürler.
Ancak hayvanlar tam anlamıyla akıl sahibi olmadıkları için cezaları da işledikleri fiillerle sınırlıdır. Cezalarını çekmekle temizlenir ve ilahî merhametle muamele görürler. Ruhun bekâsı hayvanlar için de söz konusu olduğundan, onlar da ahirette kendi derecelerine uygun şekilde mutlu bir hayat yaşayacaklardır. Buna işaret eden hadislere dayanarak Bediüzzaman Hazretleri şu tespitte bulunur:
Hayvanların ruhları bâkî kalacağı; ve Hüdhüd-ü Süleymânî (as) ve nemli; ve nâka-i Sâlih (as); ve kelb-i Ashâb-ı Kehf gibi bazı efrâd-ı mahsûsa hem ruhu, hem cesediyle bâkî âleme gideceği; ve herbir nev‘in ara sıra isti‘mâl etmesi için bir tek cesedi bulunacağı rivâyet-i sahîhadan anlaşılmakla beraber, hikmet ve hakîkat, hem rahmet ve rubûbiyet öyle iktizâ ederler.5
Buna göre hayvanların ruhları yok olup gitmez. Bazı özel hayvanlar —Hz. Süleyman’a (as) haber getiren hüdhüd kuşu ve karınca, Hz. Sâlih’in (as) devesi ve Ashâb-ı Kehf’in köpeği gibi— yalnız ruhlarıyla değil, bedenleriyle de ahiret âlemine gideceklerdir. Ayrıca her hayvan türünün, zaman zaman kullanılmak üzere bir tek bedeni bulunduğu da sahih rivayetlerle bildirilmiştir. Allah’ın hikmeti, hakikati, rahmeti ve rubûbiyetinin gereği de budur. En doğrusunu Allah bilir.
Netice olarak, hayvanlar insanlar ve cinler gibi bir imtihana tabi tutulmasalar da, ilahî adalet gereği birbirlerine verdikleri zararların karşılığını kendi mahiyetlerine uygun bir şekilde göreceklerdir. Bu muamele, cezalandırmaktan ziyade adaletin tecellisi ve ilahî rahmetle temizlenme şeklinde olup, nihayetinde hayvanlar için de kendilerine layık bir ahiret saadeti söz konusu olacaktır.
Nebe 78/40
Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/554-555
Tirmizî, Sıfatü"l-kıyâme, 2, T2420
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.287
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.46

