Rabbimiz Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:
Sağmal hayvanlardan yük taşıyanı ve (kesilmek için) yere yatırılanı da (sizin için yaratan O'dur). Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden yiyin ve şeytanın adımlarına uymayın! Çünki o, size apaçık bir düşmandır.1
Diğer bir âyette ise şöyle geçiyor:
Hayvanları da O yarattı. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Ve siz onlardan bir kısmını da yersiniz.2
Allah'ın Sanatlarını Seyretmek ve Hayvan Hakları
İslam dininde kâinat, İlahî isimlerin tecelli ettiği devasa bir sergi salonu olarak nitelendirilir. Kur’ân-ı Kerim’in rehberliğinde bu sergiyi gezen insanoğlu için her bir canlı türü, Yüce Allah'ın harika mucizelerini ilan eden birer mektuptur. Bu çerçevede hayvanat bahçeleri gibi alanlar; insanın bu mucizeleri görmesi, "tenezzüh, ibret ve tefekkür" etmesi için birer vesile olarak görülebilir. Ancak bu temaşa ve izlemenin helalliği, sergilenen "sanat eserinin" yani canlının hukukuna riayet edilmesi şartına sıkı sıkıya bağlıdır.
Hayvanat bahçesi işletmeciliği ve burada çalışma faaliyetleri, temelini şefkat ve merhametten alan bir fıkhi süzgeçten geçmelidir. Bir hayvanın fıtratına, yani yaratılış gayesine ve biyolojik ihtiyaçlarına aykırı hareket etmek, İslam’ın "emanet" bilinciyle bağdaşmaz. Kanarya için kafes ya da küçük balıklar için akvaryum nisbeten, bir parça doğal birer mesken kabul edilebilirken; gökyüzünün hür kuşu olan kartalı veya derin denizlerin sâkini olan büyük bir balığı dar alanlara hapsetmek, temaşa değil, zulümdür. Dolayısıyla bir hayvanat bahçesinin câizliği, hayvanın "doğal yaşam alanına" ne kadar yakın bir ortam sunulduğuyla ölçülür. Ticarî kaygılarla hayvanı bir "canlı oyuncak" seviyesine indirgeyen, onu eziyet ve dar ebatlı kafeslere mahkûm eden her türlü teşhir faaliyeti, fıtrata müdahale ve kul hakkı kapsamında değerlendirilen bir durumdur.
Günümüzde hayvanseverlik kavramı, bazen modern hayatın getirdiği bir bencillikle karıştırılmaktadır. Köpek ve kedi gibi türlerin apartman dairelerine hapsedilerek doğal ortamlarından koparılması, aslında onları sevmekten ziyade insanın kendi yalnızlığına bir enstrüman yapmasıdır. Gerçek hayvanseverlik, canlıyı kendi doğasında aziz tutmak ve ona Yaradan’ın bir eseri olduğu için saygı duymaktır. İnsanlara ve komşu haklarına saygı duymayan bir yaklaşımın, hayvan haklarını savunduğunu iddia etmesi tutarsız bir duruştur.
Sonuç olarak;, hayvanat bahçeleri eğer nesli tükenmekte olan türlerin korunmasına hizmet ediyor, eğitim ve bilinçlendirme amacı taşıyor ve en önemlisi hayvanlara doğal yaşamlarına uygun genişlikte, konforlu alanlar sunuyorsa "caiz" bir hizmet alanı olarak görülebilir. Orada çalışanlar ise bu dilsiz canlıların refahını gözetmek, onlara merhametle muamele etmek kaydıyla adetâ ulvî bir görevi ifa etmiş sayılırlar. Kâinattaki harika sanatları sergilemek isteyen İlahî iradeye uygun hareket etmenin yolu, sergilenen her bir canın, "can" olduğunu unutmamaktan ve onlara uygulanan muamelede adaleti, şefkat ve merhameti elden bırakmamaktan geçer.3
Şübhesiz ki sizin için sağmal hayvanlarda da elbette bir ibret vardır. Karınlarında bulunandan (sütlerinden) size içiririz. Onlarda sizin için (daha) birçok faydalar vardır; hem onlardan yersiniz.4
En'âm, 6/142.
Nahl, 16/5.
https://diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/31145/cuma-hutbesi-hayvanlara-merhamet-dini-ve-insani-sorumlulugumuz
Mü'minûn, 23/21.

