RİSALE-İ NUR

30.04.2026

2

Kâfirin Salah ve Hayrı Kabule Liyakatinin Kalmaması Ne Demektir?

9. hakikatte geçen 'salah ve hayrı kabule liyakati kalmaz ' kısmını açar mısınız

08.05.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili yer Risale-iNur'da şöyle geçmektedir:

Hâşiye: Evet, küfür, mevcûdâtın kıymetini iskāt ve ma‘nâsızlıkla ithâm ettiğinden, bütün kâinâta karşı bir tahkîr.. ve mevcûdât aynalarındaki cilve-i esmâyı inkâr olduğundan, bütün esmâ-yı İlâhiyeye karşı bir tezyîf.. ve mevcûdâtın vahdâniyete olan şehâdetlerini reddettiğinden, bütün mahlûkāta karşı bir tekzîb olduğundan, isti‘dâd-ı insanîyi öyle ifsâd eder ki, salâh ve hayrı kabûle liyâkati kalmaz. Hem bir zulm-ü azîmdir ki, umûm mahlûkātın ve bütün esmâ-yı İlâhiyenin hukukuna bir tecâvüzdür. İşte şu hukukun muhâfazası ve nefs-i kâfir, hayra kābiliyetsizliği, küfrün adem-i affını iktizâ eder. اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظٖیمٌ (Muhakkak ki şirk, gerçekten pek büyük bir zulümdür.)1 şu ma‘nâyı ifade eder.2

Yani küfür (inançsızlık), bütün varlıkların değerini düşürür. Çünkü bütün varlıklar, Allah'ın yarattığı ve görevlendirdiği mahluklardır. Dolayısıyla bir değeri vardır. Allah'ın varlığını inkâr eden bir kişi, varlıkları böyle bir kıymetten düşürmüş olur. Onların gereksiz şeyler olduğunu düşünerek bütün kâinata hakarette bulunmuş olur. Ayrıca, Cenab-ı Hakk'ın isimlerinin yansımalarını inkâr ettiği için, o isimleri aşağılar. Varlıkların Allah'ın varlığına ve birliğine olan şahitliklerini reddettiği için, onları yalanlamış olur. Bütün bunlar sebebiyle, tüm kabiliyetlerini bozarak iyi, güzel ve hayırlı olan hiçbir şeyi kabul edemez hâle gelir.

Bunun sebebini şöyle açıklayabiliriz: İnsanda hakikati anlayabilme, iyiyi, doğruyu, güzeli seçebilme, Allah’ı tanıyabilme, manevi olarak yükselebilme kabiliyetleri vardır. Bu kabiliyetler, insanın yaratılışında fıtratına bir çekirdek olarak konmuştur. Fakat bazı insanlar, yukarıda sayılan yanlışlıkları yapa yapa bu kabiliyetlerini bozarak işlevsiz hâle getirirler. Bu kabiliyetlerin tamamen bozulması, bu kişilerin bazı hakikatlere karşı kendilerini kapatmalarına sebep olur. Nasihatlerden etkilenmelerini önler. Vicdanlarının sesini tamamen bitirir.

Yani burada küfür kelimesinden maksat, sadece inanmamak değildir. İnsanın iç dünyasının, vicdanının, hakikatleri algılama merkezinin tamamen bozulmasıdır. Öyle ki, kişi artık iyiliği görmek istemez, hakikatten hoşlanmaz, gerçeklerden rahatsız olur hâle gelir. Yani mesele, sadece imanî ve İslamî meseleleri kabul etmemek değil, manevî cihazların tersine çalışmaya başlamasıdır. Bu hâle şöyle bir misal verebiliriz: Bazı zehirlenme durumları vardır ki, bütün organları tahrip eder. Böyle bir durumda ne yapılırsa yapılsın, artık o kişi tedavi edilemez. Gittikçe durumu kötüleşir ve vefat eder. İşte küfrün de bir insan üzerinde gerçekleştirdiği etki âdeta bu hâle benzer. Bütün manevi cihazları bozar. Bu duruma Kur'ân-ı Kerîm şöyle işaret eder:

Celâlim hakkı için, cinlerden ve insanlardan birçoğunu (kendi iradeleriyle hak edecekleri üzere) Cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır, (ancak kendi küfürleri sebebiyle artık) onlarla (hakkı zevk edip) anlamazlar; onların gözleri vardır (ama) onlarla (Allah’ın delillerini) görmezler; onların kulakları da vardır, (ama) onlarla (İlâhî nasihatleri) işitmezler! İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da aşağıdırlar. İşte onlar, gafillerin ta kendileridir.3

Burada, şuna da dikkat etmemiz gerekiyor ki, Bediüzzaman Hazretleri "hayır yapamaz" demiyor. "Hayrı kabule liyakati kalmaz" diyor. Hayır yapamamak başka, hayrı kabul etmemek başka bir şeydir. Kişi, kendi isteğiyle kendini hayırları kabul etmez bir hâle getirir. Bir insan yardım edebilir, güzel işler yapabilir, ahlâklı görünebilir. Fakat burada kastedilen, kalbin hakikatlere teslim olmaması, gerçekleri görmesine rağmen kabul etmemesidir. Çünkü vicdan bozulmuş, nefis yoldan çıkmış, kibir o kişiyi tamamen kaplamıştır. Hakka karşı bir direnç oluşmuştur.

Hatta böyle bir insan, manevi kabiliyetlerini o kadar bozar ki, hakikatlerden rahatsız olur, Kur’an, hadis gibi metinleri dinlemek istemez, duysa da küçümser, İslamî değerleri aşağılar. Salih insanlardan rahatsız olur. Çünkü onların varlığı, kendi içindeki boşluğu hissettirir. Artık zulmü normal, hakikati anlamsız, günahı sıradan görmeye başlar.

Sonuç olarak küfür, bir insanın manevi kabiliyetlerini bozarak işlevsiz hâle getirir. Hatta tersine çalışmasına sebep olur. İnsanın yapısını bozarak büyük bir zulme yol açar. Bu durum da, bir kâfirin hakikatlere karşı kendisini kapatmasına ve artık hiçbir şekilde doğru yolu bulamamasına neden olur.

Kaynakçalar
  1. Lokmân, 31/13.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 42.

  3. A'râf, 7/179.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız