RİSALE-İ NUR

26.04.2026

2

Haşir Risalesi’nde Zâbit, Cüzdan ve Defter Misali Nasıl Anlaşılmalı?

Haşir Risalesi'nde 12. Hakikat'ten önceki Elhasıl kısmı, anladığım kadarıyla bir hikâyeden bahsediyor. Öncelikle, bu on ikinci surette geçen hikâye doğru mudur? Eğer doğru ise 12. surette anlatılan zabit konusuna ani bir giriş yapılmış ve konunun bağlamını anlayamadım. Açıklayabilir misiniz? Tüm temsiller (bunun haricinde), "saltanat bunu ister, bunsuz olmaz; hikmet böyle olmalı, böyle olur" nevinden. Ama zabit ve reis örneğini günlük hayat ile bağdaştıramadım. Bana yaklaştıracak şekilde misallendirebilir misiniz?

03.05.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Öncelikle bu meseleyi doğru anlamak için 12. Sûret ile 11. Hakikati birlikte okumak gerekir. Çünkü 12. Sûrette temsil ile anlatılan mânâ, 11. Hakikatte açık şekilde beyan edilmektedir. Bu sebeple, “elhâsıl” kısmı 12. Sûretten kopuk bir bölüm değil; bilakis orada verilen temsilin insan üzerinden hakikate bağlandığı bir geçiştir.

Burada dikkat çeken nokta şudur: Diğer hakikatlerde daha ziyade Cenâb-ı Hakk’ın isimleri üzerinden haşir ispat edilirken, bu kısımda insanın mahiyeti merkeze alınır. Zaten 11. Hakikatin “bâb-ı insaniyettir” diye başlaması da bunu göstermektedir. Yani burada padişahın sıfatlarından çok, o memleketteki reis ve zâbitlerin hâli nazara verilir. Bununla da insana verilen kabiliyetlerin, duyguların ve vazifelerin bu kısa dünya hayatı için olamayacağı anlatılır.

Temsilde geçen şu ifade, meselenin başlangıç noktasını gösterir:

Gel, şimdi döneceğiz. Şu cemâatlerin reisleriyle ve zâbitleriyle görüşeceğiz. Ve techîzâtlarına bakacağız ki, o techîzât yalnız o meydandaki kısa bir müddet içinde geçinmek için mi verilmiştir? Yahud başka yerde uzun bir saadet hayatı tahsîl etmek için mi verilmiştir? Görelim.1

Buradaki reisler ve zâbitler, insan nev’ine işaret eder. Yani temsil, belirli birkaç şahsı değil, umum insanı nazara verir. Fakat bütün insanları tek tek incelemek mümkün olmadığından, temsilde numune olarak bir insanın mahiyetine bakılır. Nitekim hemen arkasından buna işaret eden şu ifade gelir:

Herkese ve her techîzâta bakamayız. 2

Yani burada insanın bedenine, aklına, kalbine, duygularına ve kabiliyetlerine örnek olarak bakılır. Çünkü insana verilen bu cihazlar, bu dünya ile sınırlı bir hayat için fazla geniştir. Temsilde geçen bir başka ifade de bu hakikati şöyle kuvvetlendirir:

Şu maaşı hazîne-i hâssadan filan tarihte alacaksın yazılıdır. Halbuki, o tarih çok zaman sonra ve bu meydan kapandıktan sonra gelir.3

ifadesinde ise, Üstad Hazretleri insanda bulunan maddî ve manevî duyguların karşılığının bu dünyada tam olarak verilmediği, asıl mükâfatın âhirette verileceğini anlatmaktadır.

Şu matlûbât ise, birkaç günlük bu misafirhânede geçinmek için olamaz. Belki uzun ve mes‘udâne bir hayat için olabilir. Şu düstûr ise, bütün bütün açığa verir ki, cüzdan sâhibi başka yere nâmzeddir, başka âleme çalışır. Bak, şu defterlerde âletler techîzâtının sûret-i isti‘mâli ve mes’ûliyetler vardır. Halbuki, eğer yalnız bu meydandan başka âlî, dâimî bir yer bulunmazsa, şu muhkem defter, o kat‘î cüzdan bütün bütün ma‘nâsız olur.”4

Bu cümle, insandaki pek çok duygu ve istidadın karşılığının dünyada tam verilmediğini anlatır. İnsan sonsuz ister, daimî saadet ister, yok olmamak ister. Fakat dünya bu isteklerin karşılığını veremez. Demek ki asıl ücret, asıl mükâfat ve asıl karşılık başka bir âlemde verilecektir. Aynı mânâ, devamındaki kısımda daha açık şekilde şu şekilde ifade edilir:

Aynen onun gibi, insanın kalb cüzdanındaki letâif ve akıl defterindeki havâs ve isti‘dâdındaki cihâzât, tamamen ve müttefikan saadet-i ebediyeye müteveccih ve ona göre verilmiş ve ona göre techîz edilmiş olduğuna, ehl-i tahkîk ve keşif müttefiktirler.”5

Yani insanın kalbindeki duygular, aklındaki kabiliyetler ve yaratılışındaki istidatlar ebedî saadete bakmaktadır. Dünya ise bunlara tam bir karşılık verememektedir. O hâlde insan, bu dünyadan başka daimî bir âleme namzettir. Hatta insanın hayal kuvveti bile buna şahittir. Bediüzzaman Hazretleri bunu dikkat çekici şu misalle anlatır:

Ezcümle, meselâ aklın bir hizmetkârı ve tasvîrcisi olan kuvve-i hayâliyeye denilse ki: “Sana bir milyon sene ömür ile saltanat-ı dünyâ verilecek. Fakat âhirde mutlakā hiç olacaksın.” Tevehhüm aldatmamak, nefis karışmamak şartıyla, oh yerine, âh diyecek ve teessüf edecek.”6

Bu misal şunu gösterir: İnsan, ne kadar uzun bir dünya hayatı verilirse verilsin, sonunda yok olmak ihtimali bulunduğunda tatmin olmaz. Demek ki insan fıtratı, geçici değil ebedî bir hayat istemektedir.

Sonuç olarak; 12. Sûrette geçen reis ve zâbitler insana işaret eder. Onların teçhizatı ise insana verilen maddî ve mânevî cihazlardır. Cüzdan ve defter misali de insanın kalbine, aklına, duygularına ve kabiliyetlerine bakar. “Elhâsıl” kısmında yapılan geçiş âni değildir; 11. Hakikatte açıklanan insan mahiyeti, 12. Sûretteki temsilin neyi anlattığını ortaya koymaktadır. Böylece insanın taşıdığı bu büyük istidatlar ve sınırsız arzular, âhiretin varlığını gösteren kuvvetli bir delil hâline gelmektedir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursî, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s.15

  2. Bediüzzaman Said Nursî, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s.15

  3. Bediüzzaman Said Nursî, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s.16

  4. Bediüzzaman Said Nursî, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s.16

  5. Bediüzzaman Said Nursî, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s.48

  6. Bediüzzaman Said Nursî, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s.48


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız