Soru

Harut ve Marut Kıssası Gerçek midir? Bu Kıssa İle Alakalı Olarak Güvenilir Kaynakların Görüşü Nedir?

Harut ve Marut kıssasının iç yüzünü izah eder misiniz? Sahih midir? 

Tarih: 22.02.2025 17:01:24

Cevap

İlgili Uydurma/Asılsız Kıssa Şöyledir;

İbn Abbas (radıyallahü anh)'dan şöyle rivayet edilmiştir: Cenâb-ı Allah, meleklere Hazret-i Adem'i tanıttığı zaman onlar, "Yeryüzünde, orada fesat çıkaracak ve kan dökecek kimse mi yaratacaksın?" dediler. Cenâb-ı Allah onlara, "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim” diye cevap verdi. Sonra Cenâb-ı Allah, insanlara bir grup meleği görevlendirdi; bunlar "Kirâmen Kâtibîn, melekleri idi. Bu melekler, insanların kötü amellerini semâya çıkarıyorlardı. Melekler, onların bu kötü amelleri yapmalarına ve onlardan sâdır olan bu kabahatlere rağmen, Cenâb-ı Allah'ın onları hâla hayatta bırakmasına şaşırıp kaldılar. Üstelik insanlar, bütün bunlara sihir yapmayı eklediler. Meleklerin şaşkınlığı daha da arttı. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, melekleri imtihan etmek istedi ve onlara, "İlim, zühd ve din bakımından en üstün olan meleklerden ikisini seçin; onları yeryüzüne indirip imtihan edeceğim" dedi. Onlar da Hârut ve Mârutu seçtiler.

Cenâb-ı Allah bu iki meleğe, insanlarda bulunan şehvet hissini verdi ve onları yeryüzüne indirip, şirk, kati, zina ve içki içmeyi onlara yasakladı. Onlar yeryüzüne inince, en güzel kadınlardan birisi, Zühre adındaki bir kadın onların yanına geldi. Bu melekler o kadından kâm almak istediler. Kadın, puta taparlarsa ve içki içerlerse onların dediğini yapacağını söyledi. Önce bu melekler, bunu yapmaktan çekindiler; sonra şehvet onlara galip gelerek, her iki hususta kadının teklifini kabul ettiler. İçki içmeye ve puta tapmaya yöneldikleri esnada bir dilenci geldi. Kadın, "Bu dilenci, gördüğü bu hallerimizi insanlara anlatırsa, halimiz kötü olur. Eğer bana vuslatı istiyorsanız, bu adamı öldürün!" dedi. Melekler, önce bunu yapmak istemediler, ama sonra o adamı öldürdüler. Öldürme işini tamamlayınca kadını aradılar, fakat bulamadılar. Sonra bu iki melek o anda pişman oldular, üzüldüler ve Allah'a yakarmaya başladılar. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah onları, dünya azabı ile ahiret azabından birisini seçme hususunda muhayyer bıraktı. Onlar, dünya azabını tercih ettiler. İşte bu sebeple bunlar, semâ ile yeryüzü arasında, Babil'de, asılmış olarak azâb görüyorlar. Ve İnsanlara sihri öğretiyorlar.[1]

Sonra, müfessirlerin Zühre hususunda iki görüşü vardır:

1) Cenâb-ı Allah iki meleği insanların şehveti ile imtihan edince, Zühre denilen yıldıza ve feleğine, yeryüzüne inmelerini emretti, derken o hâdise vuku buldu. İşte o zaman Zühre ve feleği, o iki melekte gördükleri hali kınayarak, yüksele yüksele gökteki yerlerine çıktılar.

2) Bu kadın yeryüzünün fahişelerindendi. O iki melek içki içtikten, o insanı öldürdükten ve puta taptıktan sonra o kadınla zina yaptılar ve ona göğe çıkmak için okudukları ismi öğrettiler. O kadın da o ismi söyleyip göğe yükseldi. Daha önce ismi "Bîduht" idi. Cenâb-ı Allah onun şeklini değiştirip Zühre yıldızı haline soktu.

Bu rivayetler fâsid, merdûd, kabul edilemez rivayetlerdir. Çünkü Allah'ın kitabında bunlara delâlet edecek birşey olmayıp, aksine birçok yönden onu geçersiz sayacak hususlar vardır.[2]

İbn Kesîr, bu rivayetlerin hepsinin uydurma olduğunu belirtir.[3] Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî de gerek Hz. Muhammed’e (s.a.v) gerekse Hz. Ali’ye atfedilen rivayetlerin tamamen uydurma olduğunu ifade eder. İbn Cerîr et-Taberî, Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî, Fahreddin er-Râzî, Kādî İyâz, İbn Hazm, Ebû Bekir İbnü’l-Arabî gibi önde gelen müfessirler, ayrıca Ebû Ca‘fer et-Tûsî, Tabersî gibi Şiî âlimleri de bu rivayetleri şüpheli bulur.[4]

Kurtubî, kıssayı Hz. Ali, İbn Abbas, İbn Mes‘ûd, İbn Ömer, Ka‘bu’l-Ahbâr, Süddî ve Kelbî’den nakille özetleyerek bu rivayetlerin zayıf ve doğruluktan uzak olduğunu belirtmiştir. Ona göre ilgili rivayetlerin hiçbiri sahih değildir. Çünkü bu durum, ilahî vahyin garantisi olan meleklerle ilgili Kur’ân’da belirtilen özelliklere, temel inanca ve delillere aykırıdır. Ayrıca Kurtubî’ye göre tek başına akıl, meleklerin günah işleyebileceklerini, mükellef tutuldukları hususlara aykırı işler yapabileceklerini ve onların şehvetleriyle yaratılmış olmalarını reddedemez. Fakat şu kadar var ki aklen mümkün görülen böyle bir durumun gerçekliği de ancak ve ancak Hz. Peygamber’den gelen bir nakille bilinebilir ki bu konuda sahih bir delil de mevcut değildir.[5]

Beydâvî de aynı şekilde ilgili rivayetleri verdikten sonra kıssanın Yahudi kaynaklarına dayandığını bu manada rivayetin hem aklî hem de naklî delillere aykırı olduğunu belirtmektedir.[6]

Âlûsî, Hârut ve Mârut’a bu konuyla ilgili Hz. Peygamber’den herhangi bir sahih rivayetin bulunmadığına dikkat çekmektedir. [7]


[1] Râzî, Ebû Abdillâh Fahrüddîn Muhammed b. Ömer b. Hüseyn et-Taberistânî. Mefatîhu’l-gayb/et-Tefsîru’l-kebîr. Beyrut: Dâr-u İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, Et-Teb’atu’s-Sâlise., 1420, c.3, s.630.; İbn Kesir, Tefsiru’l-Kurani’l-Azim, thk. Sami b. Muhammed Selame Riyad 1999, c.I, s.353,

[2] Râzî, Ebû Abdillâh Fahrüddîn Muhammed b. Ömer b. Hüseyn et-Taberistânî. Mefatîhu’l-gayb/et-Tefsîru’l-kebîr. Beyrut: Dâr-u İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, Et-Teb’atu’s-Sâlise., 1420, c.3, s.630.

[3] İyâde Eyyûb el-Kübeysî, “Ḳıṣṣatü Hârût ve Mârût fî mîzâni’l-menḳūl ve’l-maʿḳūl”, ed-Dirâsâtü’l-İslâmiyye, İslâmâbâd 1992, s. 12-28

[4] Kürşat Demirci, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1997, c. 16, s.262-264

[5] Kurtubî, el-Câmi‘ li Ahkâmi’l-Kur’ân. Kahire: Dâru’l-Kütübi’l-Mısrî.1964, c.2, s. 51-52

[6] Beydâvî. Envâru’t-Tenzîl ve Esrâru’t-Te’vîl. Beyrut: Dâru Sader 2004, c.1, s. 84-85

[7] Âlûsî, Rûhu’l-Me‘ânî fi Tefsîri’l-Kur’âni’l-Azîm ve’s-Seb‘i’l-Mesânî. Beyrut: Dâr-u İhyâi’t-Türâsi’l-‘Arabî, c.1, s. 341


Yorum Yap

Yorumlar