Allah'ın isimleri ile dua etmek duanın kabul olunması için büyük bir şarttır. Bu konu ile alakalı Hazreti Peygamber (sav) şöyle buyurmaktadır;
“Hz. Peygamber (s.a.s.), bir gün mescide girdi. Bir sahabi namaz kılıyordu. Bu sahabi namazdan sonra şöyle diyerek dua etmeye başladı:
اَللَّهُمَّ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ الْمَنَّانُ بَدِيعُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ ذَا الْجَلاَلِ وَالْإِكْرَامِ.
“Allah’ım! Senden başka ilah yoktur. (Sen), Mennân’sın (Çok nimet verensin), gökleri ve yeri yokken vâr edensin, celâl ve ikram sahibisin. (Sen’den talepte bulunuyorum)”Bu duayı işiten Peygamber (s.a.s.), ‘O’nun Allah’a ne ile dua ettiğini biliyor musunuz? Allah’ın ism-i a‘zam’ı ile dua etti ki, onunla dua edildiğinde, Allah kabul eder ve onunla istendiğinde verir.’ buyurdu.”1
Hafîz ismi Allah’ın isimlerinden biri olarak “kâinatta (en küçük) zerre kadar bir şey bile gözetiminden uzak olmayan ve tabiatı dengede tutan” anlamına gelir.2
Allah’ın bütün isimleri insanlar üzerinde yansımaktadır. Fakat bundan fayda sağlamak ya da sağlayamamak insanın elindedir. Örneğin, güneş daima dünya üzerine yansır; insanlar kurdukları sistemler kadarıyla ondan fayda sağlarlar. Allah’ın isimleri de böyledir; her an yansırlar. İnsanlar bu yansımalara ne kadar ulaşmaya çalışırsa o kadar fayda sağlar.
Hafîz ismi de Rabbimizin isimlerinden birisidir. Evet, Allah bu isminin gereğince her şeyi kayıt altında tutup korumaktadır. Hafızamızda anılarımızın korunması, ağacın özelliklerinin ve büyüme programının çekirdeğinde korunması da bu ismin bir yansımasıdır.
Hafîz ismi insanları koruma şeklinde de tecelli etmektedir. Eğer kul kötülüklerden ve günahlardan sakınmak için bu isme sığınır ve bu ismin gereği gibi hareket ederse, yani tercihleriyle kötülüklerden kaçmaya gayret ederse, Yüce Allah’ın başka bir hikmeti yoksa onu her türlü kötülüklerden korur. Fakat Allah bizleri daha büyük bir nimete hazırlıyorsa, kabiliyetlerimizi geliştirecekse, bir kısım hatalarımızı affedecekse, bizleri daha büyük kötülüklerden koruyacaksa, bu isimlerle dua ettiğimiz hâlde yine de başımıza bir kısım sıkıntılar gelebilir. Okuduğumuz hâlde sıkıntı devam ediyorsa, burada da Rabbimizin bir hikmeti olabilir. Yoksa “okudum, yararını görmedim” denmemelidir. Çünkü Allah’ın güzel isimlerini daima okumak Allah’ın bir emridir; bir ibadettir, bir duadır. İbadet ise Allah emrettiği için yapılır. Sonucu da O’nun rızasını kazanmaktır. Haşa, Rabbimizle pazarlık eder gibi “Ya Rabbim, ben bunları okudum; sen bana bunları kesin ver” gibi bir bakış açısıyla dua etmek hatadır. Bu okuduğumuz isimlerle ulaştığımız güzellikleri Allah’ın bir ihsanı olarak görmeliyiz. O isimleri okuma sebebimiz kötülüklerden korunmak için değil, Allah’ın rızası için olmalıdır.
Bediüzzaman Hazretleri, zikirlerin okunması ile alakalı şöyle demiştir
İ‘lem eyyühe’l-azîz ! Zikreden adamın feyz-i İlâhîyi celb eden muhtelif latîfeleri vardır. Bir kısmı kalb ve aklın şuûruna bağlıdır. Bir kısmı da şuûrsuzdur. Yani şuûrlara tâbi‘ değildir. (مِنْ حَیْثُ لَا یَشْعُرُ) husûle gelir. Binâenaleyh gafletle yapılan zikirler dahi feyizden hâlî değildir.3
Yani insan Allah'ın isimlerini söylerken farkındasızlıkla dahi söylese bunun insana yarar sağlayacağını anlamaktayız. Burda bizlere düşen Allah'ı anmaya her zaman devam etmektir.
Sonuç olarak, Hafîz ismi Allah’ın her şeyi kusursuz bir şekilde koruyup gözettiğini ve hiçbir şeyin O’nun ilminden ve gücü kapsamından uzak olmadığını bize öğretir. Allah’ın güzel isimleri insan hayatına sürekli yansır; ancak bu yansımadan ne kadar faydalanacağımız bizim gayret ve doğru tercihlerimize bağlıdır. Zikir ve dua, sadece karşılık beklemek için değil, Allah’ın rızasını kazanmak için yapılmalıdır. Bediüzzaman Hazretleri’nin de ifade ettiği gibi, insan farkında olmasa bile yapılan zikirler hem dünya hem ahiretimiz için faydalar sağlar. Bu nedenle müminin görevi, sonuç hesabı yapmadan Allah’ı her zaman anmak, onu tanımak ve başına gelen her durumda O’nun hikmetine güvenmektir.
Tirmizî, Deʽavât, 100 / 3544, Nesâî, Sehiv, 58 / 1300
Bekir TOPALOĞLU, TDV İslâm Ansiklopedisi, 1997, c. 15, s. 116
Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 81

